YazarlarÜniversiteler sıkıntılı

Üniversiteler sıkıntılı

Ahmet Ulusoy
AhmetUlusoyGazete Yazarı

Geçen hafta Osmangazi Üniversitesi’nde yaşanan vahim olayla gözler yeniden üniversitelere döndürüldü.

Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra üniversitelerde yaşanan yapısal sorunların, yeni süreçteki sıkıntıların da eklenmesiyle, patlama aşamasına geldiğinin dışa vurumu gibi algılanmalı bu olay.

**

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ahmet Ulusoy : Üniversiteler sıkıntılı
Haber Merkezi 06 Nisan 2018, Cuma Yeni Şafak
Üniversiteler sıkıntılı yazısının sesli anlatımı ve tüm Ahmet Ulusoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Olay sonrasında toplum “Türkiye’deki üniversiteler ne yapıyor” sorusunu daha sık dillendirmeye başladı.

Hangi misyonu üstlenmişler, hedefleri ne ve misyonuna uygun performans gösteriyorlar mı?

Aslında sonuçları itibariyle Eskişehir’deki trajediye benzemese de, üniversitelerimizin büyük kısmında akademik çalışma motivasyonunun diplerde süründüğü bir süreç yaşanıyor.

İşin açıkçası en temel amacı bilim üretmek, eğitim-öğretim faaliyetinde bulunmak olan üniversitelerin önceliği kaymış.

Sorun yılların birikimleriyle bugün çekilmez boyuta gelmiş.

**

Üniversitelerin, ne yaptığını bilmeyen, kendilerine hedef koymayan, rüzgâra karşı savrulan bir yapıda olmaları sorunlarının temel kaynağı.

Üniversiteler evrenselleşme yerine yerelleşti.

Bilim dışı olaylarla gündeme gelmeleri saygınlıklarını azaltıyor.

İçerikten yoksun bir üniversite anlayışı var.

Çok öğrenci alınması kaliteyi düşürmüş.

Araştırma kadroları yetersiz, araştırma kapasitesi sınırlı, laboratuvarlar yetersiz ve teknolojiyi takip etmekten uzak, kullanılan teknoloji dışardan alınma ve eski.

Üniversite çalışanları ve bilim adamları bilim ortamına uygun yaşam ve maaş standartlarından uzak yaşamaktalar.

Devlet üniversitelerinde ek ders kapma mücadelesine (akademisyenler arasındaki sürtüşmelerin en önemli nedenlerinden biri) bu noktadan bakılması gerekir.

**

Bilim, sıradan insanlara kapısını açmaz.

Tüm insanların bilim adamı olmaları gerektiği gibi bir ideali toplumun önüne koymanın anlamı yok.

Sıradan kişilerin bilim adamı yapıldığı ülkeler bilime ve topluma büyük kötülük yapmaktadır.

Önemli olan bilim adamı olmak isteyenlere ve kapasiteye sahip olanlara uygun ortamı hazırlamaktır.

**

Güçlü üniversitelerdeki bilim insanlarının üniversitede kalma koşulu proje ve yayın yapma olduğu için ciddi ve yoğun çalışma temposu gerekiyor.

Bu nedenle bilim adamında yüksek bilimsel kapasite aranıyor ve unvanlar liyakate göre veriliyor.

Bunu öğrencilerde bile hissedebiliyorsunuz.

Nitelikli öğrenci profiline sahip üniversitelerde ilk iki yılda öğrencilerin yarısı ilgili bilim alanında okuyamayacağı gerekçesiyle okuldan ayrılır.

Bizdeki gibi kayıt olmuşsan bitireceksin baskısı ve bunu realize etme uğraşları (ek sınavlar ve aflar çıkarma) söz konusu değil.

Rektörler de bu misyonu ve vizyonu ileriye taşıyacak kapasiteye sahipler tabii.

**

Üniversiteleri gelişmeyen hiçbir ülke ekonomik olarak da gelişememiştir.

Üniversiteler bilim üretme, araştırma yapma ve araştırma yapılmasını öğretme yerleridir.

Bilmek araştırmak değildir.

Araştırmak bir gerçeği ortaya çıkarmak demektir.

Bilmek ise ortaya çıkan gerçeğe vakıf olmaktır.

**

Üniversiteye gitmek sadece bilgi edinme (ya da bizde olduğu gibi daha çok meslek edinme) amaçlı olmamalı. Her şeyden önce kültür öğretim yeridir de üniversiteler.

Çünkü kültürsüz bir yaşam hedefine ulaşmamış, çorak kalmış, sahte bir yaşamdır.

W. J. Cory, insanların büyük üniversitelere bazı sanatsal özellikleri ve alışkanlıkları edinmek için gittiğini söyler. Kendini anlatma, entelektüel kisveye bürünme, başkalarının düşüncelerini anlayabilme, eleştiriye katlanabilme, medeni şekilde kendini ifade edebilme, ayrıntıların farkına varabilme, zihinsel gelişimini sağlama ve en önemlisi kendini tanıma için üniversiteye gitmenin başlıca nedenleri diye açıklama getirir.

**

Bugün Türkiye’de halen dünyada söz sahibi olan bir üniversite ortaya çıkarılamamışsa; bunun, enerjisinin büyük kısmını iç sorunlarla boğuşmaya adayan, kabuğunu kıramamış, ortak kültürün ve geleneklerin oluşturulamamasıyla yakından ilgisi vardır.

Nitelik bakımından öne çıkan güçlü üniversitelerin, zengin bir tarihi ve felsefi geçmişe, yerleşik geleneklere, kişisel kavgalardan arındırılmış, liyakate dayalı akademik kadroya ve yönetim anlayışına sahip, bilginin üretildiği ve çıktılarının topluma hizmet olarak sunulduğu yerler olduğu gerçeği bilinmeli.

Bizdeki üniversite yönetimleri mirasyedi gibi davranıp ölü seviciliği yapıyor. Nitelikli kim varsa yiyip bitiriyorlar.

**

Üniversiteler dışa açık olmalı, bütün kurumlarıyla yaşamın ortasında yer almalı.

Ülkelerin bilim politikası olması gerektiği gibi üniversitelerin de bilim politikaları olmalı.

Çünkü üniversiteler bilim ve teknolojiye verilecek önemle gelişir.

Bir toplumda zihinsel bir dönüşüm ve değişim isteniyorsa bilim ve üniversitelerin en üst düzeyde desteklenmesi gerekir.

Son söz olarak, üniversitelerimizin her zamankinden daha güçlü bir silkinişe, desteğe ve motivasyona ihtiyacı olduğunu söyleyelim.