|
"Ateizm demokrasinin siyasetidir" B.-H. Levy...

Başbakan Erdoğan''ın açıklamalarıyla siyaset gündemine bir kez daha giren Fransız entelektüeli Bernard-Henry Levy''i makaleleri ve verdiği röportajlarıyla, tüm görüşlere yer vermesiyle ünlü NPQ (News Perspective Quarterly) dergisinden takip ederdik.

2000''li yıllar ve NPQ Türkiye dergisi için orijinal dergiden makaleler seçerken sık sık karşımıza çıkan zat-ı muhteremin kulaklarını az çınlatmadık. Bu nedenle olmalı, Fransa''da 2 Haziran 2011 tarihinde yapılan panelde, Bernard-Henri-Levy''inin Müslüman Kardeşler ve demokrasi-seçim bağlamında söylediklerine hiç şaşırmadık.

''Daniel Pearl''ü Kim Öldürdü?'' (Who Killed Daniel Pearl?) adlı kitabı ve daha sonra ''Kara Günlerde Terk Edilmek: Yeni Barbarlığa Karşı Bir Duruş'' (Left In Dark Times: A Stand Against The New Barbarism) adlı kitapları üzerine NPQ editörü Nathan Gardels''ın yazdığı yazılar, yaptığı röportajlardan, Bernard-Henry Levy''nin duygu ve düşünce dünyasında Müslümanlar''ın nasıl bir yer tuttuğu açık seçik görülüyordu.

Elbette asıl meselesi radikal Müslümanlarla idi; ancak bu konuda kimin radikal, kimin ılımlı olduğu konusunda doğru gözlemler yaptığından hiçbir zaman emin olamıyorduk. Ayrıca sanki pek çok Batılı aydın (bizim Ecnebi Türk aydınları da dahil) gibi, ona göre Batı yanlısı, ''Protestan Müslüman'' olmayan her Müslüman ''potansiyel teröristti...

Özellikle röportajlarında kendisinin de bir başka uca savrularak belki de bir entelektüele yakışmayacağını düşündüren alışılmadık ''demokrasi'' tariflerine de bağışıklık kespetmiştik.

Aklımda kalan şu iddiasını yanlış sözcüklerle ifade etmemek için NPQ Türkiye''nin 2009 yılına ait 5. sayısına baktım. Şöyle diyormuş:

''Demokrasi Haçlılarca, totaliter dinlerin vaizlerince paylaşılmış, bugün de Müslüman köktendincilerce paylaşılan bu yanılsamalara karşı hareket eder. Demokrasi bir tür ilahi tasarımdan bir toplumsal düzen çıkarmayı arzulamakla kalmayıp bunu mümkün gören fikirlere karşıdır. Bu anlamda ateizm, demokrasinin siyasetidir.''

Biz ise demokrasinin bu türden ''şok düşünceleri'' de koruyan bir yönetim biçimi olduğunu zanneder dururuz.

''İnsan Hakları emperyalizmi''nin gelip dayandığı yer...

Benim hayatımda sinemacılığından neredeyse daha fazla bir düşüce adamı olarak yer etmiş olan rahmetli Halit Refiğ''i böyle günlerde daha sık anıyorum. İnsanı varoluşundan utandıran katliamların ardından konuşmak, hatta lanetlemek bile içinden gelmezdi. Sevdikleriyle de olsa ''Aynı standart dili'' konuşuyor olmaktan özellikle kaçındığını biliyorum. Batı''nın ve Doğu''nun hem çıkmazları hem de tersine, tünelin ucunu işaret edebildikleri aydınlıkları konuştuğumuz o saatler süren toplantılarda, ''Demokrasi'' ile ''İnsan Hakları'' kavramlarının ''pazarlanırcasına'' evrensel kılınmasındaki sakıncalara tek tek örnekler vererek karşı çıkardı.

''İnsan Hakları Emperyalizmi'', o''nun ifadesidir. Kendini gezegenin ''Merkez''i var sayarak, Avrupa destekli ve tamamen kendilerine özgü insan hakları anlayışını dünya üzerindeki farklı kültürlere ''empoze eden'' bu tür bir ''Hıristiyan Emperyalizm'', mürai bir zihniyet üzerine temellendiği ve post modernizm dalgasıyla da üzeri iyice sisle kaplandığı için insanlığa yönelik katliamları da sıkı sıkı perdeleme marifetine sahipti.

Din, ahlâk ya da geleneklerden gelen sorumluluklar tarafından durdurulamayan ve bu kısıtlardan azade bir İnsan Hakları Zihniyeti, bu kadar sınırsız sorumsuz özgürlüklerle bir katliamın müsebbiplerine de soluk aldıracak alanlar ortaya çıkarabilmekteydi. Halit Bey''in itirazı tam da bu noktada başlıyordu.

Ahlâki otorite tanımayan bir özgürlükle baş etmek kolay değildir ve Suriye''deki insanlık dramında ''İnsan Hakları Emperyalizmi''nin ''her şeyi mübah'' gören illüzyonunun payını da asla göz ardı etmemek gerekir. ''Her şey mübah'' ve İkiz Kuleler saldırırsıyla birlikte yaşadıkları büyük acının ardından da ''Her şey yasak! Özgürlükleri benim çizdiğim çerçevede kullanabilirsin!'' şizofrenisi... (Bernard-Henry Levy''nin demokrasinin sınırlarını hangi sorumsuzluklara kadar çekiştire çekiştire taşıdığını meraklısı arar

bulur. Biz diğer yazımızda sadece bir örneğini verdik.)

Dünyayı yaşanması çok zor bir hayat hale getiren Batı''ya sövüp sayarak insanlığın bir adım bile yol alamayacağı kesin. Ancak dünya liginde sahne alan tüm iktidarları, BM''i, NATO''yu, ''uluslararası kamuoyu'' dediğimiz o hiç de azımsanamayacak vicdani gücü birarada düşündüğümüz zaman, zulmün ve zulmün gölgesi ''İnsan Hakları Emperyalizmi''nin kara bulutuna rağmen dış politikada yapılacak pek çok ''iş''i de çok fazla ciddiye almamız gerekiyor.

Ahmet Davutoğlu''nun liderliğindeki dış politika kadrolarının her türlü ''İnsan Hakları ve demokrasi'' soslu, allengirli post-modern provokasyonlara karşı yürüttükleri cansiparene ve cesur stratejiye saldırmadan önce iki kez düşünmek ve ondan sonra konuşmak gerek.

Dünyada başka örneğini kolaylıkla bulamayacağınız; niyetini gözyaşlarından okuyabileceğiniz bir liderin olanca açıklığı bir yana; belirsizlikler yumağında tortop olmuş hesap, kitap, desise, numara dolu bir yengeç sepeti! ''İnsan Hakları Emperyalizmi'' algısından korunmuş bir tutarlılığın karşısında kollarını açmış bekleyen bir hinliğin değirmenine su taşımamızı bekleyenlerin, beklentilerini talebe dönüştürmeden boşa çıkarmak, reddetmek, diplomasi gereğidir. İçimizdeki ''diplomasi'' de bunu gerektirir. Kültürel ve siyasi iletişim de... Hep söylediğimiz gibi; dünyanın en

zor uygulanan doğrularından biridir, ilkeli olmak...

11 yıl önce
"Ateizm demokrasinin siyasetidir" B.-H. Levy...
İslam mimarisi mescitten başlar
Ümmülkurâ: Şehirlerin Annesi şu üç günde neler yaşadı
Fitne…
Tasarruf meselesi
Bayram dönüşü ekonomide beklentiler