Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Sosyal restorasyon ve kalıcı tedavi dönemi

Sosyal restorasyon ve kalıcı tedavi dönemi

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı

Akil İnsanlar Heyeti toplantısında Başbakan Erdoğan"ın kullandığı "sosyal restorasyon" kavramı, daha önce hükümet programını açıkladığı "Eylem Planı"nda da bizzat kendisi tarafından şu sözlerle ifade edilmişti:

"Bu dönem, siyasi ve ekonomik istikrarını sağlam bir zemine oturtan, Türkiye"nin sosyal istikrarını da pekiştireceği bir dönem olacaktır. Onun için önümüzdeki dönemi toplumsal yapımızı güçlendirecek bir sosyal restorasyon süreci olarak gördüğümüzü söylemiştim. Sosyal yaralarımızı geçici olarak saracak pansuman tedavisinden değil, kalıcı olarak iyileştirmekten söz ettiğimi belirtmek istiyorum."

Pansuman tedavisini artık kabul edemeyecek kadar açık halde kanayan bir yaranın kalıcı tedavisi için başlatılan Barış Süreci, tartışmasız bir biçimde mümkün olabilen en geniş katılımla yola devam etmeyi gerektiriyor. Sinir uçlarını açıkta bırakan ve sürekli uyaran nörolojik mekanizmaların çıkaracağı arızaların psikolojik tahribatını etkisiz kılabilmek için gerçekten de "Barış Gözcüleri" demeyi tercih ettiğim Akil İnsanlar"ın çabaları, bizim ortak ruhi şekillenmemize çok denk düşen bir "kulak verme" ihtiyacıyla buluşacaktır.

Batı dünyasının kurumsal süreçleri ne kadar sağlamsa, bizim topraklardaki psikolojik ve duygusal süreçler de öylesine güçlü ve bulaşıcıdır. Sosyal restorasyon kavramının içindeki "kalıcı tedavi"yi sağlayacak ortamların barış sürecindeki kucaklayıcı yaklaşımdan çok olumlu etkileneceği açıktır. "İnkârcılarla didişmenin", onlarla kıyasıya mücadele içinde tartışmanın yine süreci reddedenlerin işine yarayacağı da çok açıktır.

Bu topraklarda dünün ve yarının musibetleri konusunda yeteri kadar farkındalık sahibi olunmuştur ve barış sürecinin, sosyal restorasyon döneminin yegane gücü de bu bilinç değil midir? Tüm provokasyonları etkisiz kılabilecek olan tek güç belki de...

Yerelin Günlüğü Araştırması...

Marketing Anadolu dergisi Anadolu"nun iş dinamizmini mükemmel yansıtması nedeniyle özellikle okunmayı hak ediyor. Anadolu sözkonusu olduğunda "Nabız tutma" meselesinde ne kadar iyi olup olmadığımızı bilmemizin sınırı yoktur. Öğrenip anlamak açısından derya deniz bir kaynak Anadolu ve elbette tüm sektörler açısından "derinlemesine bilinmek" durumunda. İletişimde yerelliğin belirleyiciliği konusunda yıllardır çok kafa yorup yazmış ve yine yıllarca "Ortak ruhi şekillenme" kavramının altını çizmiş biri olarak, derginin bu sayısında "Yerelin Günlüğü" araştırması özellikle dikkatimi çekti. Ferruh Altun kardeşimizin imzasıyla ve "Şehirleri Kullanma Kılavuzu" başlığıyla yayımlanan Conento Araştırma Şirketi"nin bu araştırması, gözlerden kaçmamalı.

4870 kişiyle görüşülmüş. Amaç, iller bazında yerel tüketim alışkanlıklarını saptayabilmek, yerelin ulusal markalara olan talebini ve il-sektör bazında marka konumlandırmalarını "medya-tüketici ve yerel medya" ekseninde mercek altına alabilmek olarak belirlenmiş. Hangi iller? Adana, Antalya, Balıkesir, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Manisa, Samsun ve Şanlıurfa.

Hangi illerin daha çok hangi yerel mecraları takip ederek hangi markaları tükettiği konusunda fikir sahibi olmak isteyenler Marketing Anadolu dergisini incelemeliler. Biz bilgi olarak tadımlık anlamında alıntılayalım:

Bursa, Diyarbakır, Konya ve Şanlıurfa yerel TV izleme konusunda öde gelen illerimizmiş.

Yerel radyo ise Kayseri ve Manisa"da daha öne çıkıyormuş.

Yerel gazete okuma konusunda Bursa, Eskişehir, Samsun, İzmir ve Manisa liste başındaymış.

"Kayseri"de dayanışma kültürü gelişmiş" veya "İzmir"de alışveriş ettikleri süprmarket zincirleri arasında TANSAŞ öne çıkıyor."; ya da "AVEA, Konya"nın en çok kullandığı telefon operatörü" gibi bilgilere ulaşmak için Conento"nun araştırmasına göz atmakta yarar var.

Marketing Anadolu dergisinde ayrıca, Konya Reklamcılar Derneği Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Altunbaş ve Bursa Reklamcılar Derneği Başkanı Cüneyt Şenyavaş"ın sektöre dair tespitlerini "tartışmanın parçası olmak" adına okumakta yarar var. İki Başkan da, Anadolu reklam sektörünün talepleri ve yerel olanla merkez ilişkisindeki güven sorununa kadar çok önemli meselelere dokunuyor.

"Ex oriente lux / Işık doğudan yükselir" sözünü manasıyla yüreklerinde hissedenler günümüz Türkiye"sinde de ışığın, Anadolu"da parlamakta olduğunu da tespit etmekte zorlanmazlar.

Bazı konular asla istihzaya gelmez

CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Meclis"te pantolonunun sağ paçasını kıvırıp yukarı kaldırarak çıplak bacağıyla kürsüye çıkmış ve "Bacağımı AK Parti"ye ödünç vereceğim" demiş. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" yazan panonun önündeki sayın milletvekilimizin yarı çıplak bacağına hayretle bakıp, neden böyle bir fedakârlıkta bulunmak istemiş acaba diye geçti aklımızdan.

Meğerse Uluslararası Mayın Bilincini Geliştirme Günü"ymüş. Bacağını da mayın mağdurlarına destek için hükümete ödünç vereceğini belirtip şöyle demiş:

"Çünkü şimdiye kadar kendi bacaklarıyla gidip mayınlarını temizleyemediler. Gitsinler benim bacağımla temizlesinler."

Sayın Atıcı, mayına bastığı için bugün hayatını bir engelli olarak sürdürmek durumunda kalan bir vatandaşımızla hiç karşılaşmamış olmalı. Çünkü eğer karşılaşmış olsaydı, verdiği mesajın özüyle fotoğraftaki kendi görüntüsü arasındaki duygusal anlam kaymasını belki önceden görebilirdi. Mizahtan trajediye uzanan bir anlam kaymasından söz ediyorum. Fotoğrafa bakan kişi, bazı konuların asla şaka kaldırmayacağını hüzünlenerek düşünüyor.

Mayınları temizleyecek olan asıl gücün, sayın Atıcı"nın asla yapamayacağı fedakârlıkta değil ama büyük bir ihtimalle Barış süreci"nin içinde bulunduğunu düşünüyoruz ister istemez.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.