Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar "Yeni Anayasa" pozitif bir algı olarak yerleşmiştir

"Yeni Anayasa" pozitif bir algı olarak yerleşmiştir

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı

Anayasa çalışmaları her partinin "dediğim dedik" tavrında ve de özellikle "vatandaşlık" meselesinde tıkanmış gibi görünürken, hâlâ ortak paydalarda buluşulabileceğine dair bir umut kırıntısı da var. Başbakan Erdoğan Mart"ı son tarih olarak işaret etti. Gerekirse ve 367"yi bulurlarsa referanduma gideceklerini söyledi. "Vatandaş", "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı" ve "Türk Vatandaşı" sacayağı üzerinden fikir birliğine varılabilecek bir Anayasa çıkarmak pek kolay görünmüyor. Oysa "Yeni Anayasa" ifadesi de son derece pozitif bir algılama olarak zihinlerde yerini almış durumda. Hatta beklenti o kadar yüksek ki, "Yeni Anayasa gelecek, dertler bitecek" diye hissedenler bile var.

Araştırmalar muhafazakâr seçmenin dönüşüm yeteneğinin, CHP ve MHP"de görülen ve "Geri adım atılmaması lazım" diyen seçmen tavrından çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. CHP ve MHP"nin kendi seçmenini dönüştürme yolunda bir "Büyük Fikir" ortaya koyamadığı malum. İşin "mânâ" tarafı da zaten bütün partilerde eksik. Muhalefetin yönetmesi gereken konuları bile (Örneğin: Yargının Silahlı Kuvvetler"in moralini bozduğu yolundaki Başbakan beyanı) Ak Parti"nin üstlenmek durumunda kaldığını ben değil araştırma sonuçları ortaya koyuyor.

Tarihçimiz Şükrü Hanioğlu, "farklılığa saygı duyan ve ortak tasavvur yaratılmasına demokratik yollardan katkıda bulunacak" bir "sivil toplum"dan söz etmişti. "Farklılığın ihanet sayılabildiği bir siyaset kültürünün etkisine rağmen"...

Deneyimli Batı demokrasilerindeki sivil toplum özlemlerinden çok farklı olarak "ortak tasavvur"dan dem vuran bu tespitin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Tam da bu nedenle, ortak ruhi şekillenmemizin payandalarının, kültür ve değerlerimizin, geleneğimizin içinde zaten var olan "irfan"ın, bir önceki yazımda vurguladığım "mânâ"nın peşinden yürünmesi gerekiyor. Bu topraklarda farklı dünya görüşlerine sahip insanların "ittifaklar oluşturabilecek" uzlaşma kültüründen nasiplerini alacağı günlerin de çok uzakta olmayacağına inanmamız için "Yeni Anayasa" algısının pozitif duygularla kabul görmesi çok önemli bir fırsattır.

Bir bakmışsınız, Baykal Başkan…

Birgül Ayman Güler Hanımefendi"nin, "Beni ırkçılıkla suçlayanlardan özür bekliyorum" deyişine ve Sayın Kılıçdaroğlu"nun kendisine fazla da ses çıkarmamasına bakarak parti içindeki kargaşanın bir taraf lehine gelişeceğini düşünmemek lazım. Gazeteci Barış Yarkadaş"ın Çarşamba akşamı 5N1K"da Cüneyt Özdemir"in sorularını yanıtlarken çizdiği tablodan sonuç çıkaracak olursak, dip dalgaları, Türkiye"yi farklı okuyan 12"ye karşı 12"lik toplam 24 CHP"li milletvekilinin anlaşamamasından ortaya çıkıyormuş. Altı ok"a yapışanlarla CHP"nin geçmişiyle yüzleşmesini isteyenler bir tarafta ve Kürt meselesinde yeni sürece dair farklı arayışları seslendirenler diğer tarafta... Altı ok"a sımsıkı tutunup yapışanların "söylem" açısından, diğer kanada oranla daha yekpare bir görünümü var sanki. Fakat işin tuhaf yanı bu ayrışmada sosyal demokrasinin izlerini bulmak pek mümkün görünmüyor. Gürsel Tekin Bey"in Atatürk"ten sonraki en büyük lider olduğunu iddia ettiği Sayın Kılıçdaroğlu da her iki tarafı "şeker-kamçı" yöntemine denk düşen ifadelerle kâh uyarıyor, kâh arka çıkıyor.

Bana kalırsa Birgül Ayman Güler Hanım"ın malum çıkışı, öncelikle yönetimdeki "mış gibi yapma" kolaycılığını açığa çıkartmıştır. Sayın Kılıçdaroğlu önce Kürt sorunu konusunda hükümetin çözüm sürecine "kredi açtıklarını" dile getirdi. Her şey böyle başlamamış mıydı? Ancak partisinin içinden bu davranışına karşı oluşacak reaksiyonlara pek de hazırlıklı değilmiş. Partililere "ucu açık" mesajlar vermesi ve medyayı da suçlayarak, topu dışarıya atması ilk günkü çıkışını gölgede bıraktı. Sayın Kılıçdaroğlu"na birileri, "Bu sefer iş ciddi" diyebilmeli.

Bilinen, denenmiş ve tutmamışta "ısrarın felaket olduğunu" iyi bilen iletişimci bir dostumuz, "CHP kriz iletişimi ihtiyacı duymuyor mu?" diye sorduğunda yanıtını da yine kendisi verdi: "Tabii, olumsuzun iletişimi adamakıllı bir liderlik ve beceri ister." Oysa Kemal Bey dünya iyisi bir insandır. Çağımızda "iyi" olmak yetmiyor. "Çok iyi" olmak lazım…

Öncelikle gerçek bir krize sahip olup olmadıklarını anlayabilmek için "Hasar var mı yok mu? Varsa ne büyüklüktedir?"i ölçmeleri lazım. Sayın Kılıçdaroğlu, "cin fikirlerin" siyasette bazen ters teptiğini hiç akıldan çıkarmadan parti içinde önce birbirleriyle "konuşabilen" parti ileri gelenlerinin sesine kulak vermeli. Madde ve mânâ dünyasını birlikte ele alıp partinin "Büyük Fikir"ini oluşturmalı. Yoksa, bir bakmışsınız Sayın Baykal yine Başkan!.. Olmaz demeyin. Olmaz olmaz… Ayrıca kaç kere de oldu yani…

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.