Yazarlar Enseyi karartmak yok

Enseyi karartmak yok

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı

Salı günkü yazımızda Nobel ödüllü Daniel Kahneman’a ve kendisi gibi psikolog olan Amos Tversky’nin bilimsel çalışmalarına değinmiştik. İkili, bireylerin belirsizlik ortamında karar alma davranışlarını incelemişti. Ortaya koydukları ‘Beklenti Teorisi’ne göre; karar alma süreçlerinde ‘beklenen risk’, ‘algılanan risk’ten daha etkili oluyormuş.

Tam da bu çıkarımı doğrulayan bir araştırma sonucu elimize geçti. İletişim Bilimleri Akademisi, FRAM iş birliğiyle Türkiye’nin çeşitli illerinde, 18-80 yaş aralığında 824 kişiyle görüşmüş.

Bu araştırmaya göre; koronavirüs ile ilgili ‘algılanan risk’, ‘gerçek risk’ten daha yüksekmiş. Katılımcıların %56’sı virüsün kendilerine bulaşma ihtimalini, hastalıktan gerçekten etkilenme riskinin üzerinde algılıyormuş.

Bir başka araştırma da Strateji Co. stratejik danışmanlık ile Era Araştırma ve Danışmanlık firmasının ortak çalışması… Geçen hafta bizim de bu köşeden değindiğimiz bir önceki araştırmalarını yenilemişler. Böylece bir hafta içinde insanların davranış, tutum ve algılamalarında ne yönde değişiklik olduğunu izlemek mümkün oldu.

Mesela, konuyla ilgili kendini ‘bilgili’ ve ‘çok bilgili’ hissedenlerin toplam oranı %65’ten %75’e yükselmiş. Aynı zamanda endişe hissedenlerin oranının da yükseldiği görülüyor. Endişenin artmasında hemen olumsuz bir yön aramamak lazım. Uzmanlar bunun ‘normal’ olduğunu söyleyip duruyorlar. Endişe, tedirginlik, korku gibi duygular, bizleri önlem alamaya, kendimizi ve çevremizi korumaya yönelteceği için aslında tam anlamıyla ‘hayati’ duygular.

Şu yukarıdaki bölümü, içinde bulunduğumuz virüs tehdidinin ve alınan tedbirlerin ekonomideki etkilerinin bir ‘kaos’ olduğunu iddia edip iletişimde yapılacak pek bir şey olmadığını dillendirenlerin dikkatlerine özellikle sunmak isteriz. Tam tersine enseyi karartmamak gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor.

İletişim Bilimleri Akademisi’nin sonuçlarına dönelim… Kişisel tedbirler konusundaki tutuma bakmışlar. Sonuçlar hiç de fena değil. Katılımcıların %64’ü ellerini düzenli yıkıyormuş; %31’i tokalaşmaktan, %38’i toplu taşımadan kaçınıyor; %33’ü hastaneye, %32’si de AVM’ye gitmiyormuş. %57’si önümüzdeki dönem için yaptığı planları iptal etmiş; %48’si yurt içi, %24’ü de yurt dışı seyahatlerinden kaçındığını belirtmiş…

ERA’nın araştırmasıyla devam edelim… En sık bilgi alınan kaynaklar arasında birinci sırada hâlâ televizyon var. Oran da küçümsenebilecek değil, 80’lerin üzerinde. İkinci sıradaki Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanı ise geçen haftaki %43’lük oranı geride bırakarak %59’a çıkmış. ‘En güvenilen bilgi kaynakları’ listesinde de sıralama yine aynı.

Araştırmacı arkadaşlarımız keşke hayatımızdaki değişikliklere de baksalarmış… Yıllardır ‘dijital dönüşüm’ diye bağırıp duran insanlık bir anda dijital dünyanın içinde buluverdi kendini. Skype, Zoom, Adobe Connect ve benzeri programlar ile sosyal medya çıldırdı.

Toplantılar, eğitimler, konferanslar dijital ve online ortamlara taşındı. Her ne kadar yüz yüze iletişimin yerini hiçbir şey tutamasa da evlerinde daralıp kalan insanların meselelerini dijital kültürün büyük ölçüde çözebileceğine tanık olduk.

Sosyal psikolojinin devreye girmesinin tam zamanı. Salı günü Türk Telekom’un CEO’su Ümit Önal’ın video konferans yöntemiyle düzenlediği basın toplantısına katıldık. Bu tür etkinliklerde sunulan ikram dışında her şey son derece şeffaf, içten ve tatmin ediciydi.

Bundan sonra eminim ki hayat normale döndüğünde dijital kültür hayatımızdan çıkmayacak, tersine hayatımızı kolaylaştıran önemli bir etken olarak işlevini sürdürecektir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.