Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Dağ ne kadar yüce olsa

Dağ ne kadar yüce olsa…

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

“Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar” Yunus Emre’nin bu sözünü adeta tarihimizin bir özeti olarak görürüm. İlla ki üstesinden gelebildiklerimiz, gelemediklerimiz oldu. Cumhuriyet bu dağı aşma, Türkiye’yi dağın ardına taşıma çabasıydı; başarılı oldu ve bizi bugünlere taşıdı. Bugünde yolculuğumuz ve çabamız devam ediyor. Çağın imkanları ve riskleriyle, tecrübe ve birikimle yeni bir yüzyılda Türkiye’yi bir bütün olarak ayakta tutmaya gayret sarf ediyoruz. Bir iktidar partisi olarak Ak Parti on sekiz yıldır bu sorumluluğu üstleniyor ve bu gayreti dava ediniyor. Bu gayretin sürmesi gerektiğine olan inancım sebebiyle dokuz yıl aradan sonra yeniden görev aldım, bu davete icabet ettim. Ayrıca içindeyken de siyaseti hiçbir zaman kariyer olarak görmedim. Bugün de görmüyorum. Benim için esas olan gayrettir. Gayret edenlerin yanında işin bir ucundan tutma çabasıdır. Elimden geleni ardıma koymamaktır. Aynı bakış açısıyla geri döndüm. Ümit ederim ki; Türkiye’nin ve dünyanın değişimine uygun bakış açılarının siyasette yer bulmasına ve kuruluş ruhunun gençlere aktarılmasına katkım olur. Nureddin Topçu’dan ilhamla “Zafer değil sefer”, önemli olan gayrettir diyerek bıraktığım yerden devam ediyorum.

Doğrusu yıllar içinde zihnim de ruhum da siyasetten çok uzaklaşmış, dönmek benim için kolay olmadı, bir sorumluluk olarak üstlendiğim bu görevde desteğinizi beklerim.

YENİLİKÇİ RUH KADINLARLA GÜÇLENDİ

AK Parti siyasi tarihimizde ilk defa kurucu kadrosunda kadın üyeye yer veren bir parti oldu. 72 kurucunun 11 tanesi kadındı. Ayrıca hem kurucular arasında hem de yönetimde ilk defa başörtülü kadınlara yer veren parti yine o oldu. Ben bu ilklerden birisiyim ve hepsinin de nasıl zorluklarla başarıldığının yakın şahidiyim. Hem kurucular kurulundaki kadın üyeleriyle, hem de kadınları parti yönetimde güçlendirmesiyle Ak Parti hep en yenilikçi parti oldu. Tabii ilk olmanın hep zorlukları da oldu. Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Özden hep peşimizdeydi:) Bu zorluklar bizi yıldırmadı, dindarı, dindar olmayanı, Alevisi, Ermenisi, Kürdü hep birlikte bir Türkiye için ekip ruhuyla çalıştık.

EĞİTİMDE ÖNCELİK HEP KIZ ÇOCUKLARINDA

Kuruluş sürecinde Anadolu’yu karış karış dolaştığımızda, kızların okula gönderilmeme sebebinin eğitim masrafları olduğunu görmüştük. Aileler eğitim giderlerini bahane etmesin diye kız çocukları için şartlı eğitim desteğini o yıllarda başlattık. Annelere kız çocuklarını okul masrafları için para veriliyordu. O gün kız çocuklarının okullaşma oranı % 45.2 idi. Bugün % 84.8 oldu. Kız çocuklarının eğitimlerine devam etmeleri büyük sorundu. O yıllarda eğitimlerini devam ettirip üniversiteye gitme oranları % 13.5 iken bugün % 46.3 oldu. Bugün kadınların % 17’si üniversite mezunu. Akademide, yargıda, siyasette kadın oranının artırılması, anayasada kadın erkek eşitliğinin güvence altına alınması, kadınları koruyan yasaların çıkması bu yenilikçi ruh ile gerçekleşti. 7. Kongre de bu ruhu yeniden dirilttiğine inanıyorum. Anayasa’da 10. Madde’nin kadın-erkek eşitliğini garantiye almasından başlayarak kadın lehine politikaların üretilmesinde hepimizin emeği var.

GENÇ VE YENİLİKÇİ KADRO

AK Parti’nin, Türkiye’nin geleceğe bakan yüzü olan gençleri kucaklayan politika sürecinin de altını çizmek istiyorum. Gençlerin siyasette yer almasını hep önemsedim. Bugün de genel merkez koridorlarında çok sayıda gençle karşılaşmaktan memnun oldum. AK Parti’nin kurulduğu yıllarda yenilikçi gençler arasındaydım, bugün ak saçlılar kadrosundayım ama hala hep gençlerin yanındayım ve yenilikçi ruhum hiç kaybolmadı.

AK Parti muhafazakar demokrat kimliğini tanımlarken gelecekten geleceğe hat çizmişti. Bugün de bu hattı yeniliyor. Cumhurbaşkanımızın kongrede söylediği “Ne Doğu’ya aitiz ne Batı’ya aitiz” sözleri yüzyıldır süren kimlik tartışmalarını eskide bırakıyor ve “kendimiz” olarak var olmanın kapısını aralıyor.

DEĞİŞENLER VE DEĞİŞMEYENLER

2000 yılında siyasete ilk adım attığımda televizyonda çalışıyor programlar yapıyor, Anadolu’yu geziyor, sorunlara çözüm yollarını arıyordum.

Meslek hayatımda farklı kesimleri bir araya getirmeye, ortak akıl üretmek için onları konuşturmaya gayret ettim. Dışarıdan söylenmek, şikayet etmek yerine çalışmayı yol olarak seçtim. Bazen temkinli bazen cesur adımlarla zamanın ruhunu anlayan bir siyaset yaklaşımının içinde bulundum. Bugün bu yaklaşım devam etse de çağ ile birlikte toplum sosyolojisi çok değişti. İletişim teknolojisindeki hızlı değişim toplumsal değişimi çok hızlandırdı. Bir yıl 5 yıllık toplumsal değişimi beraberinde getirdi. Türkiye’deki bir konu artık anında dünyanın konusu; dünyadaki bir konu anında Türkiye’nin konusu haline geldi. Bu değişim giderek daha da hızlanacak iken; hem sabit tutmamız gerekenleri hem de değişimi yakalamak geçmişten çok daha zor hale geldi. Söz eylemden daha çok önem kazandı. Bu dönem değişen topluma odaklanarak siyaset yapma zamanıdır diyerek yazının başında ki sözü tekrar ediyorum.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.