Yazarlar Eğitimden siyasete vasatlaşma

Eğitimden siyasete vasatlaşma

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Vasatlaşma, yaptığımız her işte karşımıza çıkan “fikirsizlik” hali, umursamazlık, olsun-bitsincilik durumunun sebepleri üzerine daha da yoğunlaşmamız gerektiğine inanıyorum.

Ne oluyor da böyle oluyor?

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Eğitimden siyasete vasatlaşma
Haber Merkezi 11 Eylül 2017, Pazartesi Yeni Şafak
Eğitimden siyasete vasatlaşma yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Bu soruyu sorarken belki de buna kafa yoran son nesil biz mi olacağız endişesine de kapılmıyor değilim.

“Daha iyiye daha güzele götüren yolları tıkayan unsurlar neler” sorusunu sormadan yol almak mümkün değil. Çünkü bu durumun sonuçları toplumun her aşamasında görülüyor. Eğiticilerden siyasetçilere vasatlaşma her profile yansıyor. Tüm dünyayı kasıp kavuran vasatlaşma, entelektüel bilginin küçümsenmesi, popülizmin kıymet bulması “elit” kavramının değersizleşmesi, aslında eğitim süreçlerinden başlayarak ele almamız gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Popülist dogmalar toplumu teslim alırken, bilginin, kültürün değersizleşmesiyle karşılaşıyoruz. Toplumdaki bu vasatlaşmanın çıktılarını ele almaya Alev Alatlı’nın eğitim konusunda yaptığı bir çalışmadan bir alıntıyla devam etmek istiyorum. “Anti-elitizm emek, adanmışlık, süreklilik sonucu ulaşılan kazanımları küçültmeye, genç kuşaklara “rol modeli” olması beklenen ehil dehaları sıradanlaştırmaya yöneliyor. “Picasso da kimmiş, ben de onun kadar çiziktiririm” ya da “Itrî de kimmiş, uykumu getiriyor” ya da “Halil İnalcık da kimmiş, Osmanlı tarihini bilsem ne yazar?” şeklindeki ruh halinin yaygınlaşması, farmakolojiden fiziğe, felsefeden matematiğe hemen her alanda akademisyenleri, eğitimcileri, kültürel etkinlikleri baskılayan mukavemetle sonuçlanıyor. “

Ve Alatlı devam ediyor…. “İngilizce, Fransızca ya da Türkçe, kullanılan dilin gelişmişliği, girift düşünceler, soyutlama, zihin zorlayan eğitim/öğrenim ve sanat, seçkinci damgası yiyor ve dolayısıyla mahkûm ediliyor. Dilimize hayli zamandır yerleşik “entel-dantel” tanımlaması iyi bir örnektir: harcıalêm uğraşların dışında, alışılmadık duyarlılıklar sergileyenlerin küçümseniyor olması, bir yandan bilgi ve erdem bağlamında tekâmül etmeye çalışanları yıldırırken, diğer yandan “halk, üst-düzey kavramlardan, düşüncelerden anlamaz” hükmünü yaygınlaştırmak suretiyle daha iyiye, daha güzele giden yolları tıkamaktadır.“

Popülist dogmaların sebep olduğu vasatlaşmanın diğer etkileri de halk ile kültür arasındaki mesafenin giderek açılmasında kendisini gösteriyor. Bilgisiz çok bilmişlerin kültür ve sanatı dizginleyen tutumları ne yazık ki devlet nezdinde de itibar buluyor. “İronik olan, sıradan insanları çokbilmişlerin vesayetinden kurtarma iddiasında olan 21. yüzyıl filistinizmi’nin halka “kültürel ve entelektüel etkinliklerden korunması gereken çocuk” muamelesi yapan üstenciliğidir. Üstenciliğin bu varyantı, entelektüel ve kültürel yaratıcılığı dizginlemekle kalmamakta, halkın beklentilerini de budamakta, genç insanları incir çekirdeğini doldurmayan tv dizilerine, popüler müziğe, rüküş mimariye, birkaç yüz kelimeye indirgenen ve giderek kabalaşan dile mahkûm etmektedir. 

Özgürlük ve demokrasi lâfzı altında yeşeren eşitçilik (egalitarianizm) ve popülizm, yeteneğe ve uzmanlığa göre mevki verme sistemleri olan meritokrasi ve teknokrasiyi de büsbütün yok etmektedir. Seçkinliğin suç, seçkinin adeta suçlu sayıldığı ortamda, işinin ehli siyasi/devlet adamı, işinin ehli bakan yada bürokrat gibi, kitleleri uyarmak ve hareketlendirmek yetisine sahip eşhas da değersizleştiriliyor. Batı dünyasında gözlemlenen lider krizi, “21.yüzyıl filistinizmi”nin başlıca göstergesi sayılıyor.

Gerçek şu ki, son tahlilde birer ekonomik işletme hüviyetinde olan ve finansal kaynaklarını gastronomi, moda gibi popüler alanlardan devşiren üniversitelerin zihin zorlayan alanlarda odaklaşmaları, ar-ge gibi geri dönüş hızı kısa hatta orta vadede ölçülemeyen yatırım ve faaliyetlerde sebat etmeleri beklenemez.

Yaygın algının hilafına, “ar-ge” sanayi ve teknoloji ile kısıtlı bir uğraş da değildir. Topluma dair hakikatlerin tarafgir olmayan, nesnel bir yaklaşımla araştırılma ve geliştirilmesi de zihin zorlayan uğraşlar kapsamındadır.  Böylesi faaliyetlerin popüler dogmalara feda edilmeleri, istihza ile karşılanmaları, eninde sonunda bütünü ilzam eden sonuçlar doğurur. Gerçek şu ki, hakikat önemini kaybetmeye görsün, başta siyasi aktörler olmak üzere, kamuoyu önderleri, basın, hatta akademisyenler inanılırlıklarını yitirirler. “

Bu konu “kültürel ümmilik” kavramıyla tanımlanırken bu alanda özelikle siyasetçilerin durumuna dikkat çeken Kelly Jane Torrence, Batı “demokrasilerini haysiyet (integrity) ve coşku (vitality) kaybına uğratan” 21. yüzyıl filistinizminin başta ABD olmak üzere, Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hepsinde lider fukaralığı ile sonuçlandığını anlatır. 

Eğitim yılı başlarken tüm eğitim kurumlarının, Milli Eğitim ya da Kültür Bakanlığı gibi bakanlıkların, yerel yönetimlerin popülist dogmalara teslim olmadan vasatlaşmayı engelleyici adımları atması gerektiğine inanıyorum.

ANNE CENAZESİ

Ölüme ve cenaze sahibinin ailesine saygı tüm dinlerin ortak paydası. İnsanlığın ortak paydası olan değerlerden. Hal böyleyken Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesinde yaşananları büyük bir üzüntüyle karşıladım. Cenazeye saldırmak, gömülmesini engellemek hiçbir milli veya dini bakış ile açıklanamaz. Tuğluk’un başı sağ olsun. 

Bu ülke şimdiye kadar yüzlerce provakatif olay zincirinin içinde kaldı. Değerlerimizi yok sayan, sokakları, mahalleleri iyice ayrıştıran, düşmanlık duygusunu bileyen bu ve benzeri olaylar karşısında tepki vermek gerektiğine inanıyorum. Her şeyin geçici insanlığın baki kaldığını söyleyen bir din anlayışı tam tersi sonuçlara sebep oluyorsa bunu ortaya çıkaran sebepler üzerine de düşünmek gerekir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.