YazarlarKüçük resimden eğitime bakmak

Küçük resimden eğitime bakmak

Ayşe Böhürler
AyşeBöhürlerGazete Yazarı

Huzursuz bacak sendromu diye bir hastalıktan söz ederler. Bizim hallerimiz de bu hastalığın tanımına benziyor. Ailede, okulda, sosyal hayatta hiçbir eğitim metodu içimize sinmiyor. Bu durumdan da en fazlasıyla muhafazakâr kesim mustarip. Ne eğitim girdilerinden ne de ortaya çıkan sonuçlardan mutmainiz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : Küçük resimden eğitime bakmak
Haber Merkezi16 Aralık 2017, CumartesiYeni Şafak
Küçük resimden eğitime bakmak yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Muhafazakâr kesim için eğitim işinin en kilitlendiği noktalardan birisi de din eğitimi. Batıdan baksak olmuyor, doğudan baksak olmuyor. Az anlatsak olmuyor çok anlatsak olmuyor. Kaide anlatsak olmuyor maneviyat anlatsak olmuyor.

“O mu, bu mu?” derken asıl meselede tıkandık. Nasıl anlatacağımız bir tarafa, “Ne anlatacağız?” sorusunda tıkandık. Mutlaka bir yerlerde tamamlanamayan eksik kalan bir şeyler var ki, mutmain değiliz.

Ayrıca vermek istediğimiz değerlerin içinde toplum olarak ittifak ettiğimiz ortak paydalarımız neler? Bunlara uygun benimsenen eğitim içerikleri oluşturuldu mu? Bu işin yaratılış teorisi var, imanı var, ameli var, ahlakı var, ahireti var, tarihi var, maneviyatı var, memleket sevgisi var, ötekine bakışı var…

Tüm bunların bir de tarihi devamlılığı ve bugüne hal tercümesi var. Olmazsa olmaz sosyal kanunları var. Ben bu hal tercümesinin bugünün eğitim sistemi içinde doğru biçimde yapılamadığını düşünenlerdenim. Elbette tarihin koridorlarında yaşamaya devam ederken hallerinden memnun olan dinî gruplar olacak! Onları bu kapsamın dışında tutuyorum.

İktidarın yanına yaklaşamadığımız zamanlarda yapamadığımız herşey için haklı bir sebebimiz vardı. Resmî ideoloji, Atatürkçülük, Batıcılık, Elitizm, kalite sorunu, liyakat filan derken nihayet gelip işi Beyaz Türkler’de kilitliyorduk.

Zamanla tek sebeplerin bunlar olmadığını bu işlerin hiç de zannedildiği gibi kolay olmadığını elbette gördük. Bir ülkenin eğitim politikasını eleştirmek kolaydı, ama  yapmak çok daha zordu.

Eğitim politikası oluşturmanın, bırakalım büyük resmi, küçük resimde bile bunu başarmanın, bir kimlik vermenin ne kadar zor olduğunu, bunların bizim bildiğimiz eski metotlarla olamayacağını da zamanla gördük.

Nerden çıktı bu diyebilirsiniz. Küçük resme bakıyorum bugünlerde. Gençlere, çocuklara! “Neyi nasıl anlatacağız?” sorusu çocuklarımız küçükken en çok kafa yorduğumuz konuların başında geliyordu. Öyle ki bu arayışlarımız neticesinde kendi girişimlerimizle muhafazakar kesimin ilk anaokulunu evlerimizde örgütlemiştik.  O yıllar çareyi devletten, resmî yapılanmalardan aramadığımız çözümleri kendimiz oluşturmaya çalıştığımız yıllardı!

Milli olsun! Dünyalı olsun! Bilgili olsun! Maneviyatı güçlü olsun! İmanlı olsun! Özgür zihinli olsun! Kültürlü olsun! Ahlaklı olsun! Filan derken işi çorbaya döndürdüğümüzü zamanla fark ettik.

Sonraları büyük resmin peşine düşünce bu mikro alanlara kafa yormayı ikinci plana attık. Büyük resim derken küçük resimde olanları kaçırdık. Sorumlu olduğumuz alanlarda yapmamız gerekenleri boşlayıp başka alanlara yönelince de olan çocuklara oldu.

Kutsal metin ile dünya, Sünnetullah ile aklın çıkardığı sonuçlar üzerinde bir dengenin kurulamadığı ortada.

Artık görmeliyiz ki genelde eğitim ama özelde de dini alanda eğitim metotlarımız başarılı değil. Dindarlığa bilgi temelli sağlam bir çerçeve çizemediğimiz, manevileşmenin standardını oluşturamadığımız da ortada. İçeriden harika görünen her şeyin dışarıdan bakıldığında hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Gerçekçi ve dürüst olmak gerekiyor.

Yapılan araştırmalarda ilahiyat fakültelerinde bile dini konularda kaynak kişi olarak medya hatipleri çıkıyorsa metotları konuşmamız gerekiyor. Sadece metot da değil elbette içerik de yeniden ele alınmalı. Din dersi konuları, başlıkları, temel kaynaklar dışında okutulanlar, eğiticiler, idareciler, rehberlik uzmanları…

Dindarlığın eğitimle verilebilecek bir şey olduğuna inanıyoruz ama “Eğitimin içeriğinde ne olacak?” konusu hep gündem dışı. Güncellenen bir içerik oluşturmak için bir çaba da görmüyorum. Çocuklarım küçükken onlara dini alanda bir anlayış verecek kaynak kitap, oyuncak, eğitim araçları arayışımız vardı. Şimdi torunlarımız oldu. Görüyorum ki aynı kaynak noksanlığı devam edip gidiyor. TRT Çocuk bunun istisnası olarak çizgi film veya çocuk içerikleri üretiminde sessiz sedasız büyük bir başarı çizgisi yakalamış, ama bu yeterli değil.

Niye şimdi bunları yazıyorum? Hala çocuklarına kimlik meselesini din, medeniyet, tarih, kültürel değerler arasında vermeye çalışırken ne yapacaklarını bilemeyen anne-babalar olduğunu görüyorum.

Buna bir çözüm bulmak için; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, aydınlar ve düşünürleri buluşturan bir ortak zemine ihtiyacımız var. 

Yakınmak değil, çözüm üretmek gerekiyor.

Batı ile doğu arasında arafta kalmış halimize bir nokta koyup o sebep-bu sebep diye yakınmayı bırakıp, manevileşmeyi din olarak görmekten vazgeçip dini eğitime eğilmekte fayda var. Dini konularda da kadim değerlere ayağını saplamış ama dünya hallerine göre de dinamizmini koruyan yaklaşımlara, önerilere ihtiyacımız var. Fikri ayrılıkları, karşılıklı önyargıları bir tarafa bırakıp sorun odaklı konuşmaları başarabilmenin bu tür konuları çözümlemeyi kolaylaştıracağına inananlardanım. Böyle yaptığımız zaman bu ülkenin potansiyel insan gücü ortaya büyük bir resim çıkarabilir.