Yazarlar Sahalardan seçim gözlemleri

Sahalardan seçim gözlemleri

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Seçim kampanyasının 15. gününe geldik. Sadece İstanbul’da 3 bine yakın teşkilat mensubunun görevlendirildiği bir sahada ilçe ilçe seçim bölgemizi tanıyor, dolaşıyor kapı çalıp insanlarla hasbihal ediyor, hasta ziyareti yapıyor, ihtiyaç sahibini arayıp buluyoruz. Aslında seçmenin ihtiyaçlarını öğreniyor, bunları da raporluyoruz. Bu seçim çalışmaları hepimize milletin derdini, fikrini, hayalini öğrenme fırsatı verdi. İlk on beş günün ardından sahaya dair notlarım şöyle.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : Sahalardan seçim gözlemleri
Haber Merkezi 02 Haziran 2018, Cumartesi Yeni Şafak
Sahalardan seçim gözlemleri yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


-Halkımız medyanın gündemine itibar etmiyor. O’nun için önemli başlıklar kendi hayatını yakından ilgilendiren konular. Medya gündemi halkta çok karşılık bulmuyor.

-Kadınlar siyasetin ana taşıyıcısı haline gelmiş. Haklarını arayan onlar, eşlerine iş arayan onlar, çocuklarının eğitimini dert edinen onlar, mahalle mahalle siyaseti örgütleyen onlar. Aile içinde erkekler daha geride bir role doğru çekilmişler gibi geldi bana. Siyasetin sokağında kadınlar var. Tabandaki bu kadın gücü yönetime de yansımış ve daha da yansıyacağa benziyor.

-Türkiye’de aile her şey. Ne kadar bireyselleştik diye dövünsek de; merkezde, çeperde her yerde aile hala güçlü, ayakta ve toplumu o tutuyor. Yani bizden bir Avrupalı vurdumduymazlığı çıkmaz.

-Gençler ise ilgisiz değil, sadece kafaları karışık.

İftihar ettiklerim…

Tayyip Erdoğan 2001 yılından itibaren yaptığımız tüm il başkanları toplantılarında şunları sürekli tekrar ederdi. “Parti ve rozet siyaseti değil millet siyaseti yapacaksınız çünkü milletin kurduğu bir partinin kadrosu olarak bizim siyasetten muradımız millet taleplerine cevap vermektir.”

Bunun sahalarda gerçekleştiğini görüyorum. Nereye hangi ilçeye gidersek gidelim insanlar sevse de kızsa da Tayyip Erdoğan’ı adeta ailesinin bir parçası olarak görüyor. Bir aile bireyini sever gibi seviyor. Tüm bunların odağında ise “güven” geliyor. Hizmetine kıymet veriyor. Sahada tam da hedeflenenin parti değil millet siyasetinin maya tuttuğunu yakından görme imkanım oldu.

Yine kuruluş yıllarından itibaren hemen her toplantıda Sayın Erdoğan’ın tekrar ettiği bir başka nokta vardı. “Bu hizmet masa başında oturarak yapılmaz. Gideceğiz, kapı kapı dolaşacağız, benim ilçemin en ücra köşesindeki vatandaşımın sıkıntısını ilçe başkanım bilecek, yönetime ulaştıracak. Ve hep beraber elimizden ne geliyorsa yapacağız.” Bu hedef de yerini bulmuş. Sahada çalışırken hiçbir parti teşkilatını bu şekilde halkla çalışırken görmek mümkün olmadı.

Bir başka nokta da “fakir fukaraya tribünden bakmayız, bakmayacaksınız…” bu sözleri il başkanları toplantısında yüzlerce kez tekrar etti Erdoğan. Sahada gördüm ki, tribünden bakan partiler kaybetmiş ve kaybediyor. Diyarbakırlı bir hanım anlatıyor. Ak noktada bayrak sallıyormuş. O “Ne işin var senin siyasette git evine yemek yap” diyen CHP’li teyzelere çok öfkelenmiş. Beni küçümsedi, adam yerine koymadı diyor. Sahadaki kadınların onlara cevabı, yemeğimizi de yaparız siyasetimizi de. Kadınlar sahada hem kendileri hem de aileleri için siyaset yapıyor. Millet kendisini küçümseyeni, akılsız yerine koyanı hissediyor, tepki de veriyor.

“Yüreğimizi halkımıza açık tutalım…” İlk günden beri Tayyip Erdoğan’ın sıkça söylediği bir şeydi. Bu karşılık bulmuş.

“Biz kendimizi milletimizin kimliğiyle tanımlayarak var olacağız.” Bu hedefin de gerçekleştiğini gördüm.

“Fildişi kulelere çekilmeden soyutlanmadan halkımızın yaşama biçiminden uzaklaşmadan birlikte onun sofrasına oturacak ve derdi ile dertlenmeyi bir mutluluk vesilesi sayacağız ve 73 milyonu kardeş bileceğiz…”

Defalarca Sayın Erdoğan’dan duyduğumuz bu siyaset tarzının bugün de devam ettiğini görmek mutluluk verici.

İKİ AYAKLA YÜRÜNMEZ

Dünya değişiyor, Türkiye de değişiyor ve değişmek zorunda. Yasalarıyla yönetim biçimiyle. Şimdiye kadar yasalardan yönetime yenilenmeye ihtiyaç duyulan birçok parça değişti. Mesela yerel yönetimler kanunu 80 yıl sonra başka bir perspektifle belediyelere bakmamızı sağladı. Mesela Türk Ceza Kanunu 2005’de tam 75 yıl sonra değişti, değişen ihtiyaçlara uygun hale geldi. Kamu yönetimini ilgilendiren birçok kanun da zaman zaman parçalar halinde değişse de bir bütünsel değişim bu seçimlerden sonra gerçekleşecek. Bu nedenle bu seçimin kaderi Türkiye’nin yönünü kaderini etkileyecek. Her dönem halkın önüne çeşitli taleplerle çıkmışız? Bu sefer bütün bir yönetim modelini değiştirmek, yönetimi daha verimli hale getirmek için seçime gidiyoruz.

Hükümetin uzmanlardan oluştuğu meclisin de sadece yasaları hazırlamakla yükümlü tutulduğu iki ayaklı bir yönetim modelinin 180 yıllık kronik akut birçok yönetim sorununu çözeceğine inanıyorum. Bu yeni yönetim modeli iki ayaklı bir model. Osmanlı aydınlarının kullandığı bir metafor olan tek ayakla yürünmez bu yönetim modeli için de geçerli. Yürümek hele de hızlı yürümek için iki ayağa ihtiyaç var. Bu yeni sistem iki ayağın birlikte güçlü olmasını zorunlu kılıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.