Yazarlar Bir "faux pas" örneği olarak Suriye

Bir "faux pas" örneği olarak Suriye

Bercan Tutar
Bercan Tutar Gazete Yazarı

Metaforlar yansıttığı gerçeğin çoğunu gizler.

Ama doğru yerde kullanılırsa saklanan hakikatlerin büyük kısmını da gün yüzüne çıkarır.

Tıpkı ''balkanlaştırma'' metaforu gibi.

Üçüncü yılına giren iç savaş, 1956''da kurulan Suriye Arap Cumhuriyeti''nin ''balkanlaşacağı''nın en büyük delili.

Balkanlaştırma, diplomaside ''denge politikası'' stratejide ise ''böl ve yönet'' diye bilinen üç asırlık Anglo-Sakson işgal anlayışıdır.

Bu siyaset, Soğuk Savaş sonrası dönemde zamanın gereklerine uygun olarak güncellendi.

Ve Sovyet Rusya''nın çöktüğü 1991''den beri de ABD''nin en sonuç alıcı küresel hegemonya ''silahı'' olageldi.

Balkanlaştırma''nın ilk aşaması etnik, dini ve tarihsel farklılıkların derinleştirilmesine dayanır.

Bu ayrıştırma siyaseti, Irak''tan sonra Suriye''de de gördüğümüz gibi ülkede önce ''iç savaşa'' yol açar.

İç savaştan sonra ise ülkenin etnik ve dini yapılara göre federal birimlere bölünme politikası tedavüle sokulur.

***

Nitekim uzun yıllar Beyaz Saray''da ulusal güvenlik danışmanlığı yaparak ABD''nin Soğuk Savaş dönemindeki politikalarına yön veren Zbigniew Brzezinski, bu politikayı ünlü ''Büyük Satranç kitabında detaylı biçimde anlatır.

1998''de kitap olarak yayınlanan Büyük Satranç, aslında Amerikalı ünlü stratejistin 1953''te Harvard Üniversitesi''ne sunduğu doçentlik teziydi.

Kitapta,Türkiye''den Afganistan''a uzanan ve Körfez Bölgesi, Hazar Havzası, Ortadoğu, Kafkaslar ile Orta Asya''yı içeren geniş coğrafya "Avrasya''daki Balkanlar veya Avrasya Balkanları/Eurasian Balkans" diye nitelenir.

Ve Müslüman ülkelerden oluşan bu coğrafyanın ancak ''balkanlaştırılarak'' denetim altına alınabileceğine dikkat çekilir.

Beyaz Saray''daki etkin konumu ve kitabın yayınlandığı dönem dikkate alındığında Brzezinski''nin tespiti; ülkeler, tarih, sınırlar, rejim ve stratejiler değişse de ABD''nin II. Dünya Savaşı''ndan bu yana izlediği jeo-politikanın temelde nasıl hep aynı kaldığını ve asla değişmediğini gösterir bize.

***

Zaten Suriye''de rejim değişikliğinden öte bir jeo-politik savaş verildiği herkesin malumu.

Rejim değişikliğinden sonra sıranın harita değişikliğine gelmesi de mukadder görünüyor.

Hızla ''balkanlaştırılan'' Suriye''de dünya artık neler olduğunu değil, bu ülkenin ne olacağını ve Esad sonrası farklı senaryoları konuşuyor.

Arap, Kürt, Türkmen, Ermeni, Hıristiyan, Sünni, Nusayri ve Dürzi gibi iç içe geçmiş dini ve etnik unsurlardan oluşan Suriye''ye "Ortadoğu''nun Yugoslavya''sı" diye bakılıyor.

Genel kanıya göre, Suriye''ye müdahaleyi ağırdan alan ABD''nin ''ağırlık verdiği'' asıl mesele, artık etnik ve dini fay hatlarına göre ülkenin nasıl bağımsız birer siyasi birime ayrılacağı.

***

Bölgede ve uluslararası çevrelerde en çok konuşulan senaryo ise Suriye''nin Sünni, Nusayri, Kürt ve Dürzilerden oluşan ''federal devletçiklere'' bölüneceği.

Risk değerlendirme firmalarından Maplecroft bile "Kürtler kuzeyde, Dürziler güneydeki dağlık bölgelerde (Golan Tepeleri), Esad yanlısı Nusayriler kıyı kesimlerinde, Sünniler ise doğu bölgelerinde siyasi birimler haline getirilebilir'' önerisinde bulundu.

Dörde bölünmüş federal bir Suriye, öncelikle İsrail''in güvenliği açısından ulaşılması gereken hayati önemde bir hedef.

Böylece İsrail''in Kuzey sınırlarının ''güvenceye alınması'' sağlanacak.

Özellikle Nusayri ve Dürzi devletçiklerinin, İsrail ile Sünni ve Şiiler arasında birer tampon bölge işlevi görmesi planlanıyor.

***

Fakat etnik temelli bölünmelerin daha sonra yoğun iç savaşlara davetiye çıkardığı da unutulmamalı.

Irak''ta da görüldüğü gibi siyasal ve sosyal yapısı parçalanmış bir Suriye, bölgede gelecekteki olası güç mücadelelerinin yeni lokomotifi olacaktır.

Libya''daki siyasi değişim şu an nasıl Mali, Çad ve Nijer üzerinde bir domino etkisine yol açtıysa Suriye''deki gelişmeler de benzer biçimde başta ABD ve Rusya olmak üzere Türkiye, Lübnan, Irak, Ürdün ve İran üzerinde er veya geç jeo-politik basınca yol açacaktır.

***

Ancak asıl basınç, küresel aktörlerin hesap edemediği ''strateji ve sosyoloji'' arasındaki kan uyuşmazlığından kaynaklanıyor.

Eğer stratejiden sosyolojiye doğru gidersek kendimizi hep engin bir çatışma denizinde buluruz.

Çünkü insanın kültürel, tarihsel ve jeo-politik zenginliğini gözardı ederek onu ve içinde büyüdüğü toplumsal rahmi teknik bir unsura/istatistiki bir veriye indirgeyen her strateji, hayatı sadece kaosa çevirir.

Bugün üçüncü yılına giren Suriye trajedisinde yaşadığımız tam da budur.

Suriye''de uluslararası sistem, şu an hem kendi doğasından hem de geleceğe dair bulanık hesaplarından kaynaklanan çöküntüden dolayı deyim yerindeyse paralize olmuş halde.

Sistemin kötürümleşmesinin ilk ve en önemli nedeni ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin''in ''vesayet ve uzlaşısına'' dayalı II. Dünya Savaşı sonrası (1947) kurulmuş olan ''dünya düzeni''nin artık işlevsiz hale gelmesidir.

Uluslararası sistemin felce uğramasının ikinci nedeni ise Irak ve Afganistan''da da görüldüğü gibi, tarihi ve kültürel derinlikten yoksun ''stratejik dış müdahalelerin'' farklı jeo-politik kimliklere sahip ülkelerdeki krizlerin üstesinden gelemediğini gözler önüne sermesidir.

Bu yüzden Suriye''de atılacak bir ''faux pas/yanlış adım'' hem küresel hem de bölgesel güçlerin pamuk ipliğine bağlı bütün stratejik hesaplarını alt üst edebilir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.