Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Jandarma, JİTEM, EMASYA Protokolü
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Jandarma, JİTEM, EMASYA Protokolü

Bülent Orakoğlu
Bülent Orakoğlu Gazete Yazarı
Başbakan Davutoğlu Özgürlüklerin Korunması ve İç Güvenlik Reformu ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda, İçişleri Bakanlığı"nın yeniden yapılandırılmasını, Jandarma ile Sahil Güvenlik Komutanlığı"nın atama ve sicil yetkileri açısından doğrudan İçişleri Bakanlığı"na bağlanması kararını bir devrim olarak nitelemişti.

Askeri konular haricindeki tüm yetkilerin İçişleri Bakanlığı"na verilmesi; iç güvenlikte zaman zaman zafiyet oluşturan, idari işleyiş ve toplumsal olaylara müdahale açısından çok başlılığın yerini, iç güvenlik hizmetlerinin tek elden yönetilmesi suretiyle iç güvenlik yönetiminin sivil ve demokratikleşmesini hedefleyen önemli reformlara bırakmış görünüyor.

Geçmişte 28 Şubat postmodern darbesini gerçekleştiren cuntanın, iç güvenlik alanının tümünü kontrol ederek, Anayasa"da "istisnai durum" olarak düzenlenen "Olağanüstü Hal" uygulamasını, Türkiye"nin tamamına yayarak, şeklen demokrasi görüntüsü altında, ülkeyi örtülü olarak askeri bir rejimle uzun yıllar yönetme amacıyla EMASYA Protokolü"nü devreye sokması kamuoyunda tepki ile karşılanmıştı.

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu"nca, valilere verilen yetkilerin, protokol gereği her ilde kurulan EMASYA komutanlıklarına devredilmesi, cunta yönetimince devleti ele geçirme stratejisinin önemli bir parametresi olarak kullanılmıştı. Darbe sürecinin konjonktürel ortamı içinde dayatma ve baskı ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Teoman Ünüsan ve Genelkurmay"ı temsilen Çetin Doğan arasında gizli bir protokolle imzalanan EMASYA, 2002"de toplanan Mülki İdare Şurası"nda 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu"na, 11 maddede aykırı olduğu nedeniyle uygulamadan kaldırılması gerektiği vurgulanmıştı. Protokolün açık olarak yasalara aykırı ve anti-demokratik olduğu askeri otoriteyi, mülki amirin yönlendiricisi haline getirdiği raporda açıkça belirtilmişti.

Mülki İdare Şurası"nın 2002 yılında aldığı bu önemli karar ancak 2010 yılında uygulanabilmişti. Zira iktidarın EMASYA PROTOKOLÜ"NÜ kaldırma girişimleri, askerler tarafından terörle mücadelede zafiyet doğar iddiası ile geri çevrilmişti. Bu çerçevede 1999 yılından itibaren askerler, İç Güvenlik Doktrini"ni ve yapılanmasını EMASYA Protokolü üzerine temellendirmiş, bu gizli protokol nedeniyle askeri otorite neredeyse sınırsız bir şekilde Türkiye"nin her yerinde terörle mücadeleden toplumsal olaylara uzanan sınırsız bir inisiyatif ve operasyonel müdahale yetkisi kazanarak sivil iktidarın demokratik alanını daraltmıştı.

Güneydoğu"da 1990"lı yıllarda PKK terör örgütünün eylem ve faaliyetlerinin zirveye çıktığı dönemde, terör örgütüyle mücadele kapsamında ortaya çıkan JİTEM unsurlarının hukuk dışı yapılanması, PKK ile mücadelede kullandığı kirli yöntemler, itirafçılar ile ilişkileri faili meçhuller, yasadışı faaliyetleri nedeniyle başta jandarma olmak üzere devletin terörle mücadelesine büyük zararlar verdi. Belgeler, kitaplar, raporlarda tescil edilen JİTEM, resmî makamlarca hiç teyit edilmedi.

Ancak JİTEM unsurlarının, PKK ile mücadele çerçevesinde, Güneydoğu"da birçok ilde gerçekleştirdiği eylem veya operasyonlarda bağımsız bir şekilde il yöneticileri ile irtibat kurmadan direkt olarak Ankara ile bağlantılı bir şekilde hareket etmesi, bazı il ve ilçe mülki amirliklerince, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uygulamasında zafiyet yaratılmasına neden olduğu gerekçesiyle tenkit ve şikayet edilmelerine neden olmuştu.

Günümüzde Jandarma"nın sivilleşmesi ve İçişleri Bakanlığı"na bağlanmasını, çeşitli kaygılarla eleştiren kesimler, iktidar ile Genelkurmay arasında bu konuda görüş ayrılığı olduğu yönündeki iddialardan tutun da ortaya atılan birçok senaryo ve tezviratın bini bir para.

Güya, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel"in, Jandarma"nın İçişleri"ne bağlanması halinde; "Askeri hiyerarşiye göre yapılanmış olan jandarmanın politize olacağı, teşkilatın siyasi etkilere açık hale geleceği, Doğu ve Güneydoğu"da PKK ve Suriye-Irak sınırında IŞİD tehditleri açısından güvenlik krizi oluşacağı, TSK personelinde 200 bin kişilik bir eksiklik oluşacağı ve bunun da savaş durumunda büyük soruna yol açacağı" yönündeki kaygılarının olduğundan tutun da 17-25 Aralık benzeri operasyonlarda Jandarma"nın kullanılmasına yönelik riski ortadan kaldırmak için bu düzenlemenin yapılacağına yönelik bir dizi asparagas ve dezenformasyon amaçlı haberler ve açıklamalar yazılı ve görsel medyada yapılıyor.

Oysa bu yönde bir talep ilk kez, hükûmetin Avrupa Birliği (AB) yol haritasını çizen Üçüncü Ulusal Programı"nda, "İç güvenlik hizmetlerinden sorumlu olan kolluk birimlerinin profesyonelliği, sivil idareye bağlılık ve sorumluluğu güçlendirilecektir" şeklinde yer almıştı. Yine AB müktesebatı çerçevesinde Türk deniz ve kara sınırlarının güvenliğinin etkin bir biçimde sağlanabilmesi amacıyla askerin sınır güvenliğinden çekilmesi, yerine profesyonellerden oluşan "''sınır polisi"'' teşkilatının kurulması öngörülüyor.

Bu nedenlerle 62.Hükümet"in, Genelkurmay başta olmak üzere, Türkiye"nin normalleşerek demokratik standartlarının arttırılması ve iç güvenlik birimlerinin sivilleşmesine yönelik reform paketlerini ülke yararını da gözeterek ilgili tüm kurumların görüş ve önerilerini de dikkate almak suretiyle gerçekleştireceği anlaşılıyor.

Bu bağlamda vesayetçi mekanizmalara geçit verilmemesi işin özünü ve kırmızı çizgisini oluşturuyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.