Yazarlar Post Truth Ortaya çıkacağını bilerek yalan söylemek

Post Truth: Ortaya çıkacağını bilerek yalan söylemek

Cemile Bayraktar
Cemile Bayraktar Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Yeni başlayanlar için "post truth" konusunda birkaç kelâm edelim ama öncesinde metodolojik olarak hata yapmamak için tek tek ilerleyelim ve zihnimizde bir şema oluşmasını sağlayalım.

Herkesin anlayacağı dilden konuşacak olursam şöyle diyebilirim: İnsanlar, kendileri yahut aidiyet hissettikleri kurumlar için çalışırken, bencillikten fedakârlığa kadar her tür tutumu sergilerler, yer yer kirli ortaklıklar ve sırlar, yer yer ise şeffaflık tercih edilebilir, sonra birkaç kişi çıkar ve bu yaşananları kavramsallaştırır, açıklar, örnekler... Bunun sonucu olarak çoğu kez farkında olmadan yaşadıklarımızı, paketlenmiş/kavramsallaşmış bir halde farkında olacağımız şekilde bize iade ederler. Örneğin yaşadığımız dönemlere modern dönem, post modern dönem, post truth dönem gibi isimler verilir. Ya da Soğuk Savaş Dönemi, 11 Eylül saldırıları sonrası dönem gibi tarihsel aralıkları işaretler, mevcuttaki durumları buna göre açıklarız. Mesela, "İslâm Karşıtlığı" gibi bir problemi, yalnızca Müslümanlara kamusal alanlardaki sözlü ve fiili saldırılar olarak yorumlamamız eksiktir, onun için “Soğuk Savaş sonrası dönemde, egemenlerin kendi ideolojilerini hakikâtmiş gibi pazarlama arzuları sonucunda yeni bir düşman inşa etmeye ihtiyaçları vardı ve Müslümanları seçtiler” der, 11 Eylül sonrası dönemi, geniş başlık altında inceleriz. Sanırım anlaşıldı, şimdi gerçeğin/hakikatin nasıl inşa edildiğine de bakalım, olur mu?

Modern dönem bize bir hakikâtin, bir gerçeğin olduğunu telkin ederken, nesnel olarak bilgiye yaklaşabileceğimizi iddia ediyordu ancak post modernist düşünürler gerçeğin herkese göre değiştiğini, gerçek denilen şeyin gerçek olmaktan çok bizim gerçeğimiz olduğunu, bilgiye nesnel olarak ulaşılamayacağını, öznel olarak yaklaşılabileceğini zira ortalama bir insanın da kendi ortamının ürünü olduğunu dolayısı hemen her durumun subjektif olacağını söylediler. Bunu da örnekleyelim; Filistin konusunda İngiltere'de yaşayan, sürekli olarak İsrail lehine haber yapan medyanın haberlerine maruz kalan bir Hristiyan için "Filistinli çocuklar İsrailli masum insanları öldürüyordur" oysa Filistin'e bir kez gitmiş olsa göreceği manzara, hakikât, gerçek medyanın ona telkin ettiğinden farklıdır. Ancak bu imkân her zaman oluşmayacağı için o İngiliz'in bilgisi, gerçek olmadığı halde onun ortamının gerçekliği olarak kendisince kabul edilir. Bu ikinci durumu da anladık sanırım?

Üçüncü olarak gelelim "post truth" konusuna... Türkçeye "gerçeklik sonrası/hakikât sonrası" olarak çevrilen kavramın, çevirisiyle ilgili tartışmaları bir kenara bırakırsak "post truth", medya ve siyaset ölçeğinde, yalanın gerçeğin yerine geçtiğini iddia eden bir kavram, yani gerçeğin bir önemi yok, istediğimi yalan da olsa söylerim, savunurum anlayışı…. Buna göre; yalan olduğu bilindiği halde yalan söylenmesinde beis görülmeyen, hakikâtin bir değer olarak kabul edilmediği, yalan olduğu halde inanılmasına sakınca görülmeyen dönem "post truth" olarak ifade ediliyor.

İşin ilginç tarafı, "post truth" dünya sistemindeki egemenlerin ve onların kontrolündeki medyanın zaten neredeyse bir asırdır gerçekleştirdiği bir durum ancak bu kelime 2016'da, ABD'de küreselcilerin seçim kaybedip, Trump'ın iktidara gelmesiyle birlikte parlatılıyor, yeniymiş gibi sunuluyor ve hatta Trump politikalarını açıklamak için kullanılıyor.

Madde madde devam edelim:

1. Post Truth yeni bir şey değil sadece "egemenlerin, küresel sermaye sahiplerinin, neokolonyalistlerin, silah tüccarlarının" şiddet ve terör üzerinden inşa etmeye çalıştıkları dünya düzeninde, kendilerine biat etmeyenleri itibarsızlaştırmak için "yeniymiş gibi" ortaya attığı, kavramsallaştırarak sunduğu çalışma.

2. Zaten "post truth"un hâkim olduğu bir dünya düzeninde yaşıyorduk, yani bunu Trump dönemi icat etmedi ama bir şekilde Trump'ın itibarsızlaştırılması gerekiyordu ve Oxford sözlüğünce yılın kelimesi seçildi, akabinde Trump'a yıkıldı. Oysa Amerikan politikalarının yıkıcılığı konusunda Obama döneminin ve Trump döneminin bir farkı yok. Hatta bizlere STK kökenli vs olarak sunulan cici Obama'nın "demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük" martavalları örtüsüyle yaptığı işgal tam olarak "post truth" iken, Trump'ın açık seçik ifade ettikleri, "post truth" değilken, "post truth" olarak ifade ediliyor.

3. "Post truth" genellikle Trump'ın ifade ettiği "DEAŞ'ı Obama kurdu" ifadesi üzerinden örneklendiriliyor ve Obama'yı aklamak için kullanılıyor. Hadi Trump'ın mesnetsiz konuştuğunu kabul edelim. Siz hiç Trump'ın, Obama ve DAEŞ ilişkisi konusuna "külliyen" yalan olarak yaklaşanların, Türkiye ve DAEŞ ilişkilendirilmeye çalışırken, bu yalana "post truth" olarak baktığını gördünüz mü? Bu yalan gözlerimizin önünde gerçekmiş gibi sunulmadı mı? Katar'ın mesnetsizce terörle ilişkilendirilmesi sırasında "post truth"tan bahsedildiğini gördünüz mü? 15 Temmuz'da kafası kesilmiş bir asker yokken, yalan olduğunu bile bile bunu söyleyenlerin "post truth" kavramı ile foyalarının ortaya çıkarıldığını gördünüz mü? 249 kişi FETÖ Darbe Girişimi sırasında katledilmişken, Gülen darbede rolü olan derin ABD kliği tarafından korunurken, onca delile rağmen göz göre göre deliller inkâr edilirken "post truth"tan bahsedildiğini gördünüz mü? Ben görmedim, göremeyiz zira "post truth" ile yalananın gerçekmiş gibi sunulduğunu iddia edenler, "post truth"u âlâsıyla yapanların ta kendileridir.

4. Nesnel bilgi, gerçeklik zaten egemenlerce inşa edilen bir şeydi, örneğin akademi dünyasında, uluslararası yayınlarda, ne kadar başarılı olursanız olun belli bir çizgide yazarsanız makaleleriniz yayımlanır, o çizginin dışındaki hiçbir makale yayımlanmaz, bu ise tek tip bir bilginin yeniden yeniden sunularak zihinlere mutlak gerçeklikmiş gibi yerleşmesini sağlar. Örneğin; Türkiye'de 1960 sonrası üniversitelerdeki kadrolaşma "Kemalist" (Atatürkçüler alınganlık göstermesin, bahsettiğim Kemalizmin Mustafa Kemâl ile alakası yok, 27 Mayıs Darbesi'nin mimarı tek tipçi, darbeci, faşist anlayışlı kadrolardan bahsediyorum, ki hatta bunların bir kısmı bırakın Atatürkçülüğü bariz NATO'cu falandır) anlayışın "eğitimli" kesimler arasında yerleşmesini ve gelecek nesillere aktarılmasını sağladı, bunun sonucu olarak darbeyi kutsayan bir neslin yetiştiğini gördük ta ki 15 Temmuz 2016'ya kadar zira, Türkiye'deki "eğitimli azınlığın" yönetimi, bilgi inşa edişi son buldu ve halk yönetim konusunda kendisinin aktör olduğunu öğrendi, ilk fırsatta bunu hayata geçirdi.

5. Bu yazıdan yola çıkarak, Trump politikalarını savunduğumuzu vs iddia eden olursa, onların klinik durumları ile tıp doktorları ilgileniyor ve şifa Allah’tan bu köşenin yapabileceği bir şey yok.

Neyse toparlayacak olursam; gerçek ya da yalan olsun bilgi zaten sesi en çok çıkan ve en geniş alana yayılanlar tarafından oluşturulan bir şey, dolayısı ile “post truth” zaten vardı, lâkin ne zamanki “bilgi” dünyanın şimdiki hâkimleri olan küreselcilerin kontrolünden çıktı, enformasyon çağıyla, sosyal ağ yardımıyla kontrolsüz bir hale geldi, işte o zaman bilginin inşa edicileri mızıkçılık çıkarmaya, “gerçeği” aramaya başladı. Irak’ı işgal etmeye gidenler, orada kimyasal silah olmadığını biliyordu, işgal için bir “yalan” inşa etti, o yalan binlerce insanın ölümüne ve mülteci olmasına neden oldu. Mısır’daki darbe gerçekleşsin diye Mursi yönetimi yalanlarla darbeye sürüklenirken, o yalanların ve darbenin şakşakçısı Obama yönetimindeki ABD idi. Siz Mısır Darbesi, Irak İşgali konusunda “post truth” gibi bir durumdan bahseden, dizlerini döven bir anlayış gördünüz mü? Ben görmedim, kimse görmedi, zira “post truth” gerçeği kaybedişimiz değil, egemenlerin bilgi kontrolünü sağlamalarının engellenişidir, ağlamaları bundandır.

Bununla birlikte “post truth” diye bir dönemde olduğumuz, gerçeği değil yalan bile olsa işimize geleni seçtiğimiz, gerçeği değil çıkarımıza uygun olanı da tercih ettiğimiz doğru. Siyaseten bu durumun sonucu nasıl olur bilmiyorum ancak sosyolojik olarak yakın vadede bu dönemin çok büyük acısını çekeceğimiz bariz. Ümitvâr olmak gerek ancak yakın vadede kökten ve kalıcı bir çözüm ortaya konulacağını düşünmüyorum. Tabandan tavana; tavandan tabana yayılacak bu kısır olumsuzluktan kurtulmanın reçetesini de bilmiyorum ancak bu hastalıkla mücadele halinde yaşamayı öğrenmek için bir dizi ahlâki önlemlerin olumlu etki yapabileceğine inanıyorum. Panzehir niyetine ilk doz:

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” İsrâ/36

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.