Yazarlar Cinsiyetçi taklitçilik ve isyan sosyolojisi

Cinsiyetçi taklitçilik ve isyan sosyolojisi

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Türk modernliği, bir taklitler modernliğidir. Bir toplumu baştan aşağı Batı modernliğini taklit ederek yeniden inşa etmek tutkusudur. Bu da toplumun varlığını oluşturan mirası, geleneği, dini reddederek onun yerine yenisini koymak demek. En hassas konu da din. O da ya tamamen tasfiye edilir ya da yeni bir “din bilinci” taklit edilir. Bunun karşısında duran ve “toplumu savunan” entelektüellerimiz ciddi bir taklitçilik eleştirisinde bulunurlar. Akif, Said Halim Paşa ve Nurettin Topçu’nun modernlik yorumlarında bunu net görürüz. Onlar taklit toplum icat etme ameliyesine karşı başkaldıran aydınlar.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ergün Yıldırım : Cinsiyetçi taklitçilik ve isyan sosyolojisi
Haber Merkezi 02 Ekim 2019, Çarşamba Yeni Şafak
Cinsiyetçi taklitçilik ve isyan sosyolojisi yazısının sesli anlatımı ve tüm Ergün Yıldırım yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Muktedirler ise her zaman taklitçi toplum inşa peşinde olan şahsiyetler. Batı modernliğini olduğu gibi benimsemek, onunla kalkınmak ve güçlü bir devlet olmak… İçlerinde büyük bir ihtirasla dolaşan ruh budur. İstanbul İslamcılarının yaptığı taklitçilik eleştirisi bir isyan sosyolojisidir. Modernliği tartışmadan “verili olanı kabul” (pratikte olan) ederek almaya bir isyandır. Said Halim Paşa, bu isyan sosyolojisinin öncüsüdür. “İslam içtimaiyatı” tezini geliştirerek bunu yapar. İslam toplumunun taklitle yok olup gitmesinin önünde duran bir İslam sosyolojisi isyanıdır bu.

Bugün taklitçilik en son biçimiyle “toplumsal cinsiyet eşitliği” üzerinden yapılıyor. Üstelik kadim şehrimiz, düşüncemizin mayalandığı ve bölgemize umut olmaya yöneldiği İstanbul sıfatı ile yapılıyor. Taklitçilik eleştirisini ve isyan sosyolojisini aşmak için İstanbul adı kullanılıyor. İstanbul’un Müslüman değerlerini yeni taklit değerlerle değiştirmek için… İstanbul, İstanbul ile vuruluyor! Çünkü bu perspektifler, bu bilgiler Batıdan üretilerek buraya taşınıyor. Türk zihninden, Müslüman bilincinden yükselmiyor. Bunlar bizim için “verili modern değerler” diye lanse ediliyor. Kadına, aileye ve cinsiyete post-modern Batı bilinci ile bakmamız isteniyor. Burada bir istek ve davetten öte bir dayatma var. Çünkü Batı cinsiyet fikriyatı kanunla empoze ediliyor.

Bunlara modern verili değerler diyerek realist davranamayız. Çünkü bunlar içinde bizim realitemiz yok. Batı modernliğinin üç yüzyıllık macerasının kapitalizmle beraber vardığı verili dünya var. Bizim de buna teslim olmamızı istiyorlar. Dayatarak bizi teslim almak istiyorlar. Nereden mi çıkarıyorum? İşte emrettikleri: Kız demeyeceksiniz, namus kavramını kullanmayacaksınız, hatun ve avrat kelimeleri yerine sadece kadın diyeceksiniz… Bunlar bize sunulan buyruklardır! Batıdan gelen buyruklar. Bize cinsiyete belli bir biçimde bakmayı ve davranmayı dayatıyorlar. Avradımızı, hatunumuzu, kızımızı ve kadınımızı nasıl tanımlayacağımızı bize öğretmeye kalkışıyorlar! Başöğretmenlik rolünü daha farklı bir zaviyede sürdürüyorlar. Bize başöğretmenlik yapıyorlar!

Önümüze “töre cinayeti” koyarak namusu çiziyorlar. Tıpkı sahtekâr cübbeli ve sarıklı adamları önümüze koyarak bütün tarikatları ve sûfileri çizmemizi istemeleri gibi. İki yöntem de aynı tarihsel dönemde yaşanıyor.

Biz bu modern verili olgulara, bu Batı cinsiyetçi taklitçiliğe ve bu Batı kaynaklı toplum mühendisliği programına karşı sosyoloji ile isyan ediyoruz. Bu toplumun değerlerini, başka bir medeniyetin değerlerine karşı savunacağız. Milletimizin kültürünü, değerlerini savunacağız. İsyan sosyolojisi budur. Başka kültürlere, başka cinsiyet dünya görüşlerine, başka toplum mühendisliği programlarına karşı sosyolojik perspektifle meydan okumaktır. Kapitalizmin ev, aile ve kadına biçtiği rol ve ürettiği verili pratiğe isyan eden sosyoloji olmaktır. Batıda da tıpkı Mills, Bauman ve Bourdieu’nun yaptığı gibi. Aslında onlar da isyanın sosyolojisini yaptılar. Mills, ABD kapitalizminin sosyolojiyle işçileri yönlendirmek, grevleri bastırmak gibi statükocu bilim pratiklerine isyan etti. ABD siyasal toplumunun elitist yapısını sorguladı. Bauman, göçmenleri bütün ulus devletlerin duvarları ve hegemonyacı politikalarına karşı savundu. Bourdieu, kültürel sermaye ile kapitalizmin eşitsizlikçi yüzünü gösterdi. Bu sosyologlar modernliğin verili dünyasını hem anlamaya hem de sorgulamaya çalıştılar. “Verili sosyolog” değil, sorgulayıcı sosyolog oldular.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, bir perspektif ve bir dünya görüşü. Batı cinsiyet tarihinin ve sosyolojisinin dalgalanmalarından yükselen bir proje. Şimdi bütün dünyaya pazarlanıyor. Bizim adımıza bizi tanımlama küstahlığına giriyorlar. Biz buna gelmeyeceğiz!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.