Yazarlar Düalizm ötesi İslam hem kutsal hem de ussaldır

Düalizm ötesi: İslam hem kutsal hem de ussaldır

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Dikotomiler, her zaman varlığı basitleştiren anlatım tarzları. Ruh-beden, özne-nesne, karanlık-aydınlık, kalp-akıl, fizik-metafizik… Modern düşüncede bu düalizm Descartes ile başlar.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ergün Yıldırım : Düalizm ötesi: İslam hem kutsal hem de ussaldır
Haber Merkezi 09 Haziran 2019, Pazar Yeni Şafak
Düalizm ötesi: İslam hem kutsal hem de ussaldır yazısının sesli anlatımı ve tüm Ergün Yıldırım yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Modernitenin ana akımı, varlığı her zaman bir düalizm içinde yorumlar. Dini meseleyi de bu bağlama yerleştirir. Buna göre din metafizik alan. Metafizik, artık modern zamanlarda pabucu dama atılan bir konu. Başka bir yüzü ile metafizik, fiziğin sınırlarına çekilerek mahpushaneye kilitlenen bir heyula. Çünkü geri, dini, akıl karıştıran, spekülatif. Ancak yine de Adorno gibi bir heterodoks Marksist bile metafizik üzerine kitap yazmaktan geri durmaz.

Modern düalist yaklaşımın en dikkat çekici ifşa alanlarından birisi kutsal ve us diyalektiğinde kendisini gösteriye sunar. Özellikle Hegel’in felsefi antroplojisinden ilham alan genç Hegelci materyalistler, şehvetle koşarlar buna. Pozitivistler de bunların arkasında kuyruğa girer. Din, kutsala indirgenir. Ona karşı alternatif olarak da us ileri sürülür. Yani akıl. Din, kutsaldır. Kutsallık, muhayyiledir, inançtır, bağlanmaktır. Sonunda doğmadır. Tartışılmaz, eleştirilmez ve “aklın süzgecinden geçmez”. Sadece inanılır. Kutsallık, zor soluklanacak bir dar alana hapsedilir. Anlam sağlayan, düşten neşet eden, muhayyileye hitap eden bir yarı-bilinçlilik hali görülür çünkü. Ondan kurtulmak için ya vicdanlara hapsedilmeli ya da mabetlere. Durkheim sosyolojisi de bu felsefeden ilham alır. Sosyal varlığı kutsal ve profan diye ikiye ayırır. Dualizmi sosyolojiye taşır. Modern toplumu bunun üzerine inşa etmek ister. Kutsal olan dinseldir, ilkel bilinç düzeyidir, gelenekseldir, ortaçağdır, kırsaldır. Kutsal, nosyondur. Yani muhayyilelerden çıkan düşüncelerdir. Bilimsel düşünceye karşıdır. Bilimin önünde duran engeldir. Objektif bilimsel çalışma yapmak için de ondan kurtulmak gerekir. Kutsal olmayan, yani profan ise maddi olandır. Dünyadır, akılsaldır. İnsanlığın ilerleyerek modern dönemde ulaştığı bilimsel ve akılsal üst aşamadır. Kutsal ve profan birbirine karşıttır. Çatışmanın diyalektiği kutsal olanla propan arasındadır. Birbirine zıt, bir birine rakip uzlaşmaz iki dünya. Birbirini boğazlamaya ant içen iki farklı galaksinin sakinleri. Modernlik, bu çatışma diyalektiğinde kutsal olanı dışlar. Profan olanın hakimiyeti altında rasyonel ve bilimsel toplumu inşa eder. Fransız İhtilali ile gelen kilise ve devletin boğazlamasından sosyolojiye düşen payın

bilimsel teoriyle izahıdır bu.

“Muhayyile ve us arasındaki çatışma 5000 yıllik” deniyor. Bu yaklaşımı ileri sürenler kutsal ve profan düalitesinden ilhamla kutsal ve us diyalektiğini benimsiyorlar. Bu düalizm üzerinden çatışmanın sürüp geldiğini ifade ediyorlar: Elbette şeytan taşlama da bu çatışmacı düalizm içinde anlaşılamayacak! O nedenle ona da muhayyile denerek akıl karşıtlığıyla tanımlanacak. Akıl, hakikati belirleyen biricik ve tekil otorite olunca din de ona göre hizaya çekilecek. Başlangıçta engizisyonu bilim için kuran kilise iken bu defa din için engizisyonu bilim kuracak. Ancak bu defa katledilen sadece Katolik Hristiyanlık olmayacak… Din varoluş bilinci ve pratiği olarak bilim önünde hesaba çekilecek. İslam da bundan pay alamaya başlayacak. Hem de varlığında olmayan bir düalizm için.

Osmanlı medreselerinde asırlarca okutulan Taftazani, Şerul Akaid adlı eserinde bilginin üç kaynağından bahseder: Selim hisler, haber-i sadık ve akıl. Vahiy, burada peygamber aracılığıyla gelen ve kendisine inanılan bilgi. Akıl, insanda yer alan evrensel cevher. Taftazani’nin bu yaklaşımları kutsal( haberi sadik) ve us(akıl)un nasılda bir bütünlük içinde kabul edildiğini gösteriyor bize.

İkinci bir örnek de Farabi’nin Medinetul Fazıla’sı üzerinden verelim. Kitap yaratılışın metafizik temelleriyle başlar. Arkasından akılla( metafizik akıl/ faal akıl) temellenen bir Faziletli Medine yaklaşımıyla devam eder. Nihayetinde akli ve sosyolojik bilginin kutsallıkla harmanlanan bir metnine dönüşüyor. Sonuçta kutsal ve us beraber kanatlanır. Sosyal varlık kutsallıkla tel’if edilir. Faal akıl teorisi, yani kutsal us sosyal varlıkta ifşa olur.

Edebiyatımızın büyük dehası Tanpınar’ın İstanbul’dan bahsederken kullandığı ifade kutsal ve aklın tevhidi açısından muhteşem: “Cetlerimiz inşa etmiyorlardı, ibadet ediyorlardı”. Müslümanlar İstanbul’da camileri ihya ederken matematiksel/akılsal inşa etmekle yetinmeyip kutsal ibadet etme ile hareket ediyorlar. Kutsal ve usun(matematiksel

mantığın) beraberliği bu.

İslam düşüncesi kutsal ve ussalın çatışma diyalektiğine dayanmaz. Tam tersine bunların beraberliğine ve harmonisine uzanır. Kur’an hem “inanın”

diye çağrıda bulunur, “

hem de “akıl edin” diye. Kutsal ve akli olanın “örtüşmesini”( Husserl’in düalizmi aşan önemli bir kavramı) gösteren muhteşem ifade yine Allah’tan geliyor: “Akleden kalp”.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.