Yazarlar Hermenötik tarihselcilik Anlam tarihten doğmaz, tarihe doğar

Hermenötik tarihselcilik: Anlam tarihten doğmaz, tarihe doğar

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Tarihselciliği besleyen en önemli yaklaşımlardan biri de hermenötiktir. Hermenötik, ilkçağdan itibaren kullanılan bir sanat. Antik dönemde yaşadığına inanılan Tanrı elçisi Hermes’e kadar uzanır. Hermes, Tanrı’nın mesajlarını ölülere götür. Ancak bu mesajları ölüler doğrudan anlayamaz. Bundan dolayı ölülerin anlayacakları bir dile çevirerek aktarır. Burada hermenötik, bize yabancı bir dünya bağlamında yer alan anlamın, yaşadığımız dünya bağlamına aktarma(çevirme/yorumlama) faaliyetidir. Platon da hermenötiği Tanrı ve kral mesajlarının onların muradına uygun anlaşılması için yapılan yorumlar diye tanımlar.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ergün Yıldırım : Hermenötik tarihselcilik: Anlam tarihten doğmaz, tarihe doğar
Haber Merkezi 26 Aralık 2018, Çarşamba Yeni Şafak
Hermenötik tarihselcilik: Anlam tarihten doğmaz, tarihe doğar yazısının sesli anlatımı ve tüm Ergün Yıldırım yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ortaçağ Hristiyanlık dünyasında hermenötik, teolojik bir temelde yürür. Tanrı kelamının Kilise Babaları tarafından yorumlanması faaliyetidir. Hristiyanlığın ana kutsal metni havariler tarafından yazılmıştır. Zamanla bunlar çoğalmış ve Tanrı kelamı olma özelliğinden uzaklaşmaya başlamıştır. Beşeri müdahalelerden dolayı İncil beşeri metin haline dönüşmüştür. Bunun engellenmesi ve kutsallığının korunması için yapılan çalışmalar sonucunda İznik Konsülü toplanır ve dört kutsal metin kabul edilir. Ancak sonuçta bu metinler de beşeri bilincin tarihsel varlığında yeniden oluşmuşlar. Hem antropolojik hale gelmişler hem de somut tarihsellik içinde biçimlenmişler. Sonuçta İncil, yeniden tarihten doğmuştur.

Kilise Babaları, incilin Tanrı muradına uygun anlaşılması amacıyla hermenötiğe başvururlar. Hermenötik, Hristiyan toplumun pratiklerini anlamanın ötesinde bir yöntemdir. Doğrudan Tanrı’yı, öte dünyayı ve metafiziğin bütün alanını yorumlamaya çalışır. Ancak yorum çatışmaları durumunda engizisyon devreye girer. Skolastik düşüncenin tekelcileri olan ruhban sınıfı, tek doğru yorumun kendilerine ait olduğunu söyler. Katoliklik, bu bağlamda “evrensel anlamı” taşıyan Hristiyanlık’tır. Buna uymayan sapık ve zındık ilan edilir.

Modern zamanlarda modern hermenötik doğar. Hermenötik, modernliğin metafizikten kopan bilinci çerçevesinde anlam peşine düşer. Artık anlamı doğrudan dünyada arar. Önce teolojik alanın dışında tarihsel bağlama taşınır. Tarihselci hermenötik, Alman tarihsel ekolü olarak önem kazanır. Dilthey, bu akımın en önemli babası. Ona göre hakikati temsil eden anlam tarihin ürünü. Hakikat olarak anlam tarihte oluşan, değişen ve biriken yapısından doğar. Dolayısıyla anlam da tarihseldir, hakikat de. Hakikati veren anlamın aranacağı yer ampirizm de değil, evrensel akıl da.

Gadamer, başka önemli bir hermenötik filozof. Tarihselciliği de destekleyen bir tutuma sahip. Ancak onun hermenötiği daha çok ontolojik. Hermenötik ontolojinin dehasıdır. Anlamı, tarihsel tecrübede ve zaman bağlamında aramanın ötesine geçer. Bir metni anlamak için “yorumcunun zaman, mekan ve dünya içindeki konumuna” dikkat çeker. Anlamak özne failin zaman, mekan ve dünya içindeki konumunu çözmeye davet ediyor. Anlam failin zaman, mekan ve dünya statüsüne bağlı. Zaman tarihselliği, mekan coğrafyayı ve dünya konumu ise sınıfsallık boyutlarını öne çıkarır. Tarih bilincinin ötesinde öznenin bilinci ve bu bilincin yöneldiği metnin bilincine nazar atmalıyız. Dolayısıyla onun bakışında anlam, anlamaya yönelen bilinç ile anlaşılmaya yönelen bilinçlerde ortaya çıkan ufukların kaynaşmasıdır. Hakikati verecek anlamı farklı beşeri bilinç hallerinin ürettikleri ufukların birleşmesinde görür.

Modern hermenötik anlamı seküler- antropolojik zeminde bulmanın peşinde ter döker. Yorumcu, beşeri dünyanın içinde bilinç kazanır. Sosyal ve antropolojik bir bilinçtir bu. Bu bakışla Allah’ın kelamına yöneldiğimizde klasik tefsircilerimizin duruşlarından farklılaşıyoruz. Beşeri dünyadaki sosyolojik, lengüistik ve tarihsel bağlamlarda oluşan anlamı merkeze alır ve buna göre de kutsal metne bakarız. Kur’an metninin anlamını da failin içinde bulunduğu tarihe, sosyal-coğrafi mekâna ve dünyadaki yerleşik konumuna indirgeriz. Böylece metnin taşıdığı hakikat yorumcu faillerin(tefsircilerin) sosyolojik, antropolojik ve tarihsel düzeyleriyle özdeşleştirilir.

Allah kelamını ve Peygamber sünnetini hermenötik bağlamın sınırlarıyla tanımlamak onları seküler anlamın ve beşeri anlamın alanına taşımaktır. Metafizik dünyadaki anlamı fiziki dünyadaki bağlama taşımak için yapılan bir yorum perspektifinden uzaklaşırız. Bunun yerine dünyada oluşan anlamı yine dünyada anlama çabasında olan bir sapmaya yöneliriz. Bu da tarihselci hermenötiğin önemli sapmalarından biridir. Hemenötiğin metafizikten kopuk seküler tutumuyla hareket etmektir. Allah’ın bize gönderdiği “mutlak anlamı” oluşan, değişen ve beşeri bağlamda meydana gelen bir olgu haline getirmektir. İlahi Kelam, mutlak anlamdır. Allah o “mutlak anlamı” gönderendir, peygamber gösterendir, alimler değişen zaman ve mekanlarla beraber yeni durumlara karşı geliştirdikleri yöntemlerle beraber nasıl anlaşılması gerektiğinin prensiplerini ortaya koyanlardır.

Mevlana’yı işitelim: “ Mana odur ki seni senden alır; suretten müstağni kılar”

Kur’an tarihten doğmaz, tarihe doğar.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.