Yazarlar Tanrılaşan Atatürk ve şizofren zamanlar

Tanrılaşan Atatürk ve şizofren zamanlar

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı
Ergenekon tutuklusu Emekli General İlker Başbuğ, 10 Kasım münasebetiyle şunları söylüyor: "Aziz Atam, Ebedi Başkomutanım; Seni sevmek "milli ibadettir". Bu ibadet sadece milli bayramlar ve 10 Kasım günleriyle de sınırlandırılamaz. Çünkü, seni doğru ve tam olarak anlayabilme, ihtiyacını duymaktayız! Duyuyoruz!"

Modern eğitim kurumlarının en üst basamaklarından geçen bir subayın, fani bir varlık olan Atatürk ile ilgili bu yorumunun anlamı nedir? Fani varlık olan Atatürk"ü ebedi ve milli din olarak yorumlamasının psikolojik ve politik anlamı var mıdır?

Atatürk"ü sadece bir emekli general böyle yorumlamıyor. Bir çok kişi ona kurtarıcı, ebedi şef, ebedi komutan ve ölümsüz insan diyor. "Olmasaydın…olamazdık" (Allah"ın yoktan var etme sıfatını ne kadar da çok çağrıştıran bir ifade!) yaklaşımı ileri sürülüyor. (Koç markalı bu Atatürkçülük, ne yazık ki gazetemiz tarafından da bir sayfa boyu ilan olarak verildi dün. Yası anan siyah zemin üstünde, slogan olarak ve de son moda 1938 tarihindeki 8"i yatay koyarak!) 1938 ölüm tarihinin son harfini yatay göstererek ölümsüzlüğünü imgeleme yoluna başvuruluyor. Bütün bunlar Mustafa Kemal"i beşeri bir varlık olmaktan çıkararak onu tarih üstü, doğa üstü, irrasyonel ve metafiziksel bir varlığa dönüştürüyor. Yani tanrılaştırılıyor. Üstelik, bütün bu yaklaşımlara karşı hayatı pozitivist dünya görüşünü savunarak geçen biri için yapılıyor bunlar!

Bu gelişmeler, tam manasıyla bir varlığın toplum sosyolojisinden geçerek uğradığı "yeniden icadı" anlatmaktadır. Atatürk, toplum içindeki belli gruplar, egemen devlet anlayışı ve elitlerin bir kısmı tarafından "ölümsüz varlık" olarak yeniden imal ediliyor. Bu nedenle orta boyluluğu, içki ve sigarayı bol tüketmesi, İstiklal Mahkemeleri"ni kurup keyfi yargılamalar gerçekleştirmesi, gibi bütün zaafları ve yanlışlıkları bir elden yok sayılıyor. Tanrı gibi tek başına "kurtarma, kurma ve yaşatma" iradesini gösteren ebedi bir varlık olarak tahayyül ediliyor. Bu özellikleriyle bayramlarda çeşitli semboller, ritüeller ve sloganlarla anılması bütün toplumu "büyü tutulmasına" çağırmaktadır. Bu büyüleme ameliyeleri, kurgu toplumunun biten ömrünü zoraki uzatmaya çalışmaktadır. Bir "folklorik Atatürkçülük" ve "yenilenmeye meydan okuyan Atatürkçülük" ortaya çıkmaya başlıyor.

İşin ilginç yanı, buna inanmayanların da bu koroya katılarak eşlik etmesidir. Üniversite bültenlerinde, lise dergilerinde, kutlama günlerinde okunan şiirlerde, medya bültenlerinde, kullanılan kalıp cümlelerde Atatürk "kurtarıcı, ölümsüz, ebedi varlık" olarak anılmaya devam ediliyor. Tam manasıyla bir "şizofrenik zamanı" yaşıyoruz. İçinde demokrasi ve otoriterliği yan yana tutarak yaşadığımız zamanı… Mutlak varlık Allah"ın sıfatlarını, fani varlık insana teşmil ederek andığımız zamanı…

Sanki soğuk savaş bitmemiş, Berlin Duvarı yıkılmamış, internet icat edilmemiş, Ak Parti iktidara gelmemiş, demokratikleşme ve özgürleşme adımları atılmamış…1930"larında yaşayan bir ideolojinin varlığına derisi ve ruhuyla yapışık yaşayan insanlar, tarihi gerçeklere çarparak acılar içinde kıvranan milletin gidişatına rağmen, inadına düşünmemeye devam ediyorlar. Ezberlerini "ayet gibi" tekrarlıyorlar. İnternet ve bilginin çoğulluğuyla resmi bilgi tekellerinin parçalanmasını görmezden geliyorlar. Ya da yalanlarla yaşamayı, egemenlikle kurulan konfor ve gerçeklikten uzak yaşamanın kısmi mutluluğu için tercih ediliyor.

Atatürk dönemindeki kurucu metinler, ideolojiler ve perspektifler büyük ölçüde aşınmaya uğramıştır artık. Cumhuriyet bir elitin, bir ideolojinin ve bir ırkın temsilini aşarak Türkiye"de yaşayan bütün toplulukları ve bütün ideolojileri temsile zorlanmaktadır. Devlet de buna paralelize olmaktadır. Atatürk"ü mutlaklaştıran bir siyasal tahayyülün, bundan böyle devletin sistematiğinde egemen olarak varlığını sürdürmesi, tarihe gözünü kapatmaktan başka bir anlama gelmez. Devlet sistematiğinin dayandığı anlam ya da rejim bütünüyle demokratikleşmek durumundadır. Değişmez, mutlak ve toplum üstü hiçbir şey devletin rejimi diye insanların önüne konamaz. Artık devletin anlam kazanacağı zamanlar, Kemalizm olmaktan çoktan geçiyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.