Yazarlar Ünzile töreye kurban

Ünzile töreye kurban

Fadime Özkan
Fadime Özkan Gazete Yazarı

Anadolu Ajansı insanın kanını donduran bir vahşet haberi geçti hafta içinde. Diyarbakır''ın Çınar ilçesinde üç ay önce öldürülen Gülistan Gümüş, artık gündem rutini içinde kaybolan, sıradanlaşan töre cinayetlerinden birine kurban gitmişti.

Berdel usulüyle evlendirilmişti Gülistan. Erkek çocuk doğurmadığı için eziyete maruz bırakılmış, boşanmak isteyince de eşinin akrabaları tarafından yaralanmış ve kızını korumak isteyen annesinin yardımıyla saklandığı çeyiz sandığında kalaşnikofla taranmıştı!

Geçen hafta Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde Emel Armutçu imzasıyla yayınlanan haber ise insanı insanlığından utandıran iki olayı (ki olay kelimesi durumu izahta çok yetersiz kalıyor. Bu, tüm ağırlığıyla safi kötülük, safi vahşet kesinlikle!) gün ışığına çıkarıyordu.

Diyarbakır''ın uzak bir mezrasında, Dicle-Hevşiyan''da 13 yaşında; Muş''un Malazgirt ilçesine bağlı Beşçatak köyünde ise 12 yaşında iki kız çocuğu tecavüze uğramıştı.

Onların başına gelen ''şey''i diğer tecavüz vakalarından ayıran, ikisinin de ''misilleme''ye maruz kalmalarıydı.

Yaşanan vahşet birbirine tıpatıp benziyordu. Bir kere ikisi de ''çocuk''tu. İkisi de, biri Diyarbakır''da, diğeri Muş''ta iki ayrı kayınpederin gelinlerinin bakire çıkmamasından sorumlu tuttukları kişinin yakın akrabasıydı.

Aralarında kadınların da olduğu kolektif bir tuzağa düşürülmüşler, intikam amacıyla tecavüz edildikten sonra perişan halde evlerinin kapılarına bırakılmışlardı.

O kadar karanlık ve mide bulandırıcı ki yaşananlar, ayrıntılar bile insanın kanını donduruyor, dişlerini birbirine geçirmesine neden oluyor.

Muşlu Z.''ye bu kötülüğün yapılmasına karar verenler, intikamlarını tam iki yıl boyunca itinayla soğutmuşlar mesela. ''İnsaf'' (!!!) etmişler ve Z. iki yıl önce 10 yaşında olduğu için çocuğun biraz daha büyümesini sabırla beklemişler!

Başlarına gelene anlam veremeyen bu çocuklar evlerinden çıkamıyorlarmış şimdi. Yaşadıklarından utanç duyuyor, kimseden yardım isteyemiyor, bir an önce ölmek istiyor ve kendilerini suçluyorlarmış.

Bir arkadaşının anlattığına göre 12 yaşındaki Z. “Keşke o akşam çeşmeye su almaya gitmeseydim” diye ağlıyormuş.

Bu çocukların yaşadığının hesabını kim verecek şimdi? Onlara kim “Ağlama, sakın utanma, sen çok değerlisin, hayat güzel, güzel günler yaşayacaksın” diyecek, başlarını okşayıp yaralarını saracak ve bu zalim ortamdan kurtarıp layık oldukları hayatı sunacak? Bu saçmalığa, vahşete kim dur diyecek?

Töre baskısıyla ezildikçe kadınlarını, kızlarını, çocuklarını kurban veren, verdikleri her kurbanla töreyi yeniden üreten erkeklere kendilerinin de, hayvanlara bile yapılmayacak şeyleri yaptıkları kadınların da ''insan'' olduklarını hatırlatacak, öğretecek?

Kim? Allah aşkına!

Haberdar olduğumuz her töre cinayeti, her intihar bana hep Ünzile''yi hatırlatıyor. Sözlerini Aysel Gürel''in yazdığı, Onno Tunç''un bestelediği, Ünzile''lerin sessiz çığlıklarına Sezen Aksu''nun ses verdiği Ünzile şarkısını.

Sekiz yaşında gelin, on ikisinde ana olan, dünyanın köyün en son çitinde bittiğini sanan, yağmuru kimin döktüğünü, kendisinin kaç koyun ettiğini merak edip de cevap olarak dayak yediği için artık susup uslanan Ünzile''yi. “Bir gül gibi al ve narin, bir su gibi saydam ve sakin” olan Ünzile''yi.

O güller soluyor solduruluyor, saydamlıkları kendi kanlarıyla bulanıyor artık.

Öncesinde yaşadıkları da söylenemez ya, Ünzile''ler ölüyor, öldürülüyor; farkında mısınız!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.