Yazarlar Allahım, dualarımız kabulü hak etmiyor ama, duadan başka da yapacağımız bir şey yok

Allah’ım, dualarımız kabulü hak etmiyor ama, duadan başka da yapacağımız bir şey yok

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bu bayram günü bir şeyler yazmak içimden gelmiyor.

Milletçe, ümmetçe, hatta insanlıkça buruk bir bayram yaşıyoruz.

Söz bitti, edebiyat bitti, hamaset bitti. Ne diyeceğimizi bilemiyoruz.

Duaların da kabul buyrulma şartları vardır, ilk şartın insanın önce kendi sözünde durması ve ahdini yerine getirmesi olduğunu biliyoruz. Allah’ım, ‘Siz ahdinizi yerine getirin ki, ben de ahdimi yerine getireyim’ buyuruyorsun. Biz ahdimizi yerine getirmedik. Yine de dualarımızın kabulünü istiyoruz. Aslında bundan utanmalıyız, ama utanmayı da beceremiyoruz. Resulüllah (sa) ‘Bütün peygamberlerin dile getirdiği bir gerçektir ki, utanmıyorsanız istediğinizi yapabilirsiniz’ buyuruyor. Biz de canımızın her istediğini yapmaya devam ediyoruz. Demek ki, gerçekten utanmıyoruz.

Bu halimizle bile Ya Rab, yine senden istemekten başka çaremiz yok.

Akif’in yüz yıl önce söylediklerinde fazla bir şey değişmedi:

O, ‘içimizdeki beyinsizler sebebiyle bizi helâk eder misin, Allah’ım? Dedikten sonra: “Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? / Mahşerde mi bîçarelerin, yoksa felahı? / Nûr istiyoruz, sen bize yangın veriyorsun, / Yandık, diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun” diye Allah’a adeta isyan ediyordu.

Biz bu isyanı haksız ve yersiz buluyoruz; Akif adına sufilerin şatahatı gibi bir kendinden geçme hali olarak mazur görüyoruz. Çünkü Allah’a karşı böyle bir serzeniş olmaz, bu O’nu suçlamak, O’na isyan etmek anlamına gelebilir. Çünkü O Hakîm’dir, her işinde hikmet vardır ve her yaptığı yerli yerindedir. O asla yanlış yapmaz. Gazzalî’nin dediği gibi, imkân dairesinde var olandan daha güzeli olamaz, biliyoruz. Ama vakıa biz yaptıklarımız sebebiyle hala yanmaya da devam ediyoruz.

Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da kardeşlerimizi yakıyorlar, insanlığı yakıyorlar, kadınları ve çocukları yakıyorlar. Delikanlıların göğüslerini yarıp kalplerini çıkarıyor, Vahşi gibi ağızlarında çiğniyor, sonra da bunun videosunu dolaşıma sunuyorlar. Ve ne bizim feministlerimizden bir ses çıkıyor, ne hümanist geçinen Batı hayranlarımızın çıtı çıkıyor, ne de İslam dünyasını parçalayıp yönetme şehvetini yaşayan Ortadoğu krallıklarından samimi bir tepki çıkıyor.

Vakıa senin için çırpınan kulların da yok değil Allah’ım. Öyle sanıyorum ki, Akif’in zamanına göre Müslüman bilinç çok daha ilerde, çok daha hatasını anlamış, toparlanmış ve donanımlı vaziyette. Ama demek ki, bu yeterli olmuyor. Bu sebeple yine senden istemek zorundayız Ya Rab! Şairin dediği gibi, senden kaçıp yine sana sığınıyoruz Ya Rab!

Ve biz biliyoruz ki, sen vadinden dönmezsin; “Siz sözünüzde durun ben de sözümde durayım, siz ahdinizi yerine getirin ben de ahdimi yerine getireyim, siz bana doğru bir adım gelin ben size doğru on adım geleyim, siz yürüyün ben koşayım, siz İslam’ın zaferi için çalışın ben de size zafer vereyim” diyorsun. Sen sözünde durursun. Bize de sözümüzde durabilme dürüstlüğü nasip eyle Allah’ım.

Kalplerin sahibi sensin, onları evirip çeviren sensin, kaymış kalplerimizi dinin üzerinde sabit kıl. Yesrib’de birbiriyle didişmekten ateş çukurunun kenarına kadar gelmiş Evs ve Hazrec’in kalplerini telif ettiğin gibi bizim kalplerimizi de muhabbetin, meveddetin, hakkın ve rızan üzere telif eyle. Müslümanları fırkacılık, mezhepçilik, kavmiyetçilik parçalanmışlığından, insanları kutsamaktan, şirkten, nifaktan kurtar. Bize tekrar ‘tek bir ümmet’ olma bilinci ve şuuru ver. Bize insanlığın kanını emenlere, gariban Afrikalının emeğini sömürenlere tekrar dur diyebilme gücü ver.

Dün bayram namazında bu üçüncü kezdir, birbirimize yaklaşamadık, saflarımızı sık tutamadık, omuz omuza veremedik, çünkü hayatta omuz omuza vermeyi unutmuştuk. Sen de bunun cezasını bize misliyle tattırdın. Buruk bir bayram yaşadık, günlük hayatımızda tekrar omuz omuza verebilmemizde bize yardım eyle.

Biliyoruz sen bu mahut ve meş’um kıran/pandemi ile bütün insanlığı uyarıyorsun, “Olan sadece kullarımın bana karşı bir küfrü ve inkârı meselesi değil; insana, hayvana, çiçeğe böceğe bir zulüm meselesidir” demek istiyorsun. “Küfür devam eder ama zulüm devam etmez. Sadece bana nankörlüğünüzle kalsanız ben sabreder cezanızı ertelerim, vaz geçseniz hatta silerim, ama mahlukuma zulmederseniz hepinizi birden işte böyle cezalandırırım” diyorsun. Bize aklımızı başımıza toplama imkânı ve intibahı ver, bizi gafillerden eyleme, elimizden tut, tekrar ayağa kaldır Allah’ım, amiin.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.