Yazarlar Vurulmuş iki asker elleri musafahada

Vurulmuş iki asker elleri musafahada…

Faruk Aksoy
Faruk Aksoy Gazete Yazarı

Hiç kimse evladını ateşlerin içine gönderip sonu gelmez geceleri kendine haram etmek istemez, hiç kimse tenine dokunurken, yanağını öperken kıyamadığı yavrusunu kurşunların, yangınların karşısına dikmek istemez, hiç kimse ama hiç kimse bir insanı öldürerek bütün insanlığı öldürmüş gibi olmanın felaketini boynuna yüklenip hesabı öteki tarafa bırakmak istemez.

Biz savaş istemedik, biz kavga istemedik, ne yapalım ki, bu da bizim kaderimiz, yaşıyoruz, yaşayacağız, bu toprakların alın yazısı böyle, dert edene, ar edene rahat yüzü yok, gitmesen üstüne geliyorlar, gitsen geri itiyorlar, mecburen göz göze, göğüs göğüse…

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Aksoy : Vurulmuş iki asker elleri musafahada…
Haber Merkezi 01 Şubat 2018, Perşembe Yeni Şafak
Vurulmuş iki asker elleri musafahada… yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Aksoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Siyasi tartışmalardan uzak duruyorum, mümkün olduğu kadar da bu tür konuları yazmamaya gayret ediyorum, fakat işittiğim şeyler öyle fena, öyle acımasız şeyler ki, şu mahzun ülkenin yarasına, feryadına zerre kadar, damla kadar bir fayda sağlar belki, diye tahrik etmeden, ayırmadan, ayrışmadan bir şeyler söylemeye çalışıyorum.

Geçen gün derste öğrencilerime sordum, sizinle de paylaşayım…

Her sabah yüzbinlerce öğretmen, milyonlarca öğrenci, milyonlarca insan neden toplanıyor bu okullarda, altı yaşındaki bebeden yirmi beş yaşındaki delikanlıya kadar, daha şafak sökmeden, o kadife uykularından neden uyandırılıyorlar, nereye ve niçin yollanıyorlar?

Bilgi denen şey çok matah bir şey midir ki, hiçbir yerde bulunamıyor da, her sabah yirmi milyonluk bir göç dalgasına sebep oluyor bu ülkede, bunun başka bir yolu yok mudur, isim tamlamasını öğrenmek, Türkiye’nin en uzun nehrini haritada göstermek, daha da olmadı, havuz problemlerini çözmek için değer mi bunca işkenceye, bu mudur yani mesele?...

Gençlere bu soruyu sordum, gözlerinin içine bakarak sordum, “Neden geliyorsunuz buraya, neden geldiğinizin farkında mısınız, bunca zahmeti çekmenizin bir sebebi olmalı, nedir sizi buraya getiren kutsal şey?” dedim.

Esaslı bir cevap alamadım, kendimce kıymetli olmasını umduğum bir konuşma yaptım…

“Sizler sadece ama sadece İstiklal Marşı okuyasınız diye bu okula geliyorsunuz, belki de sadece bunun için geliyorsunuz, bugüne kadar hangi dershanede, hangi etüt merkezinde, hangi kursta İstiklal Marşı okudunuz, sadece burada, size ait olan bir yerde, hepinizin ortak değerlerinin anlatıldığı bu mekanda İstiklal Marşı okuyorsunuz, buraya işte bunun için geliyorsunuz…”

Sonra sosyal medyaya düşen bir fotoğrafa baktık hep beraber, Afrin’de vurulmuş iki askerin, iki sedyeye yatırılmış halde hastaneye getirilişini gösteren o fotoğrafa… Sağlam olan ellerini musafahada birleştirmiş yaralı iki askerin milleti temsil eden kenetlenmiş halini resmeden o fotoğrafa baktık, uzun uzun…

Bu millet onuruyla, şerefiyle, arıyla, namusuyla İstiklal Marşı’nı okusun diye, bu adamlar bebelerini yetim bırakıp rahmeti rahmana kavuşuyor, diye düşündük.

Ve sonra “Yeter artık!” dedik…

Bu millet bu kadar ağır ithamları hak etmiyor, aslan gibi gençler sınır boylarında toprağa düşüyor, cenazelerde okunan Kur’anlar, edilen dualar insanların yüreğini kurşun gibi deliyor, acılar boğazlara düğümleniyor, o şanlı Mehmet, bilmem kaçıncı kez doğup kaçıncı kez ölüyor.

“Allah aşkına, yeter artık!” dedik…

İşe yaramaz tartışmalarınızı hiç olmazsa bu günlerde erteleyemez misiniz, hiç olmazsa bu günlerde, bu yaralı günlerde kendi hınçlarınızı, nefretlerinizi, siyasi emellerinizi, ihtiraslarınızı bastıramaz mısınız?

Onlardan yana, o düşmanlardan yana mı olacaksınız yine ve yine o düşmanlardan yana olduğunuz halde, memleketinizi, ülkenizi, bayrağınızı yerden yere vurduğunuz halde, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyenlerden nefret ettiğiniz halde, Mehmet’in kazandığı zaferlerin üstüne mi oturacaksınız, şehadet getirerek şehit olan Mehmet’in başında okunan ezanı mı aşağılayacaksınız?

Bu çocuklar vatanları uğruna ölmekten başka ne yaptılar da, “Ebedi yurtlarının üstünde inlemesini istedikleri bir ezanlarını” bile onlara çok görüyorsunuz?...

Ne işi var Kanadalı Hıristiyan bir cihatçının, Amerikalı Hıristiyan bir cihatçının Suriye’de, ne işi var Irak’ta, kimi, neyi, hangi değerleri korumak için oraya geldiler, ne uğruna savaşıyor bu insanlar?

Her şeyi Mehmet’e soruyorsunuz, bir kere de onlara sorsanıza, “Bu üzerinizdeki üniforma kimindir, kimi, kim uğruna öldürüyorsunuz buralarda, içinizde Kürtçe bilen var mı, Arapça bilen, Türkçe bilen var mı?” diye, sorsanıza, bir kere de Allah rızası için onlara sorsanıza...

Sorun bakalım, niçin gelmişler buralara?…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.