Yazarlar Anlamanın engelleri

Anlamanın engelleri

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Tefsir ve tevil ayırımını bir kez daha özetleyeyim: Tefsir, kökündeki açma anlamı ile ilgili olarak, Kuranıkerim’in sözel anlamını belirlemedir. O ilk muhataplarının diliyle gelmişti ve onlar onun bütünüyle tevilini değilse de, lafız olarak ne dediğini anlıyorlardı. İşte onların anladıklarının ne olduğunu belirlemenin adı tefsirdir. Bunu başta Resulüllah (sa) olmak üzere ilk nesillerden gelen açıklamalarla yapabiliriz. İbn Mesud, İbn Abbas, diğer âlim sahabiler, sonra Zeyd bin Ali, Mücahid ve Mukatil gibi ilk müfessirlerin söyledikleri çoğunlukla tevil değil, tefsirdir. Ardından Taberi bunları büyük ölçüde bir araya getirmiştir. İşte Kuranıkerim’in bu ilk anlamını, yani lafızlarıyla ne dediğini onlarsız tespit edebilmemiz mümkün olamaz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Anlamanın engelleri
Haber Merkezi 24 Şubat 2019, Pazar Yeni Şafak
Anlamanın engelleri yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


O halde bazılarının yaptığı gibi, ‘sözlüğe baktım, darb kelimesinin, çıkıp dolaşmak gibi bir anlamı da varmış, o halde Nisa 34’deki darb budur’ demeleri ciddiye alınamaz. Ya da ‘Allah sizi bir nefisten yarattı, eşini de ondan yarattı’ ayetindeki ‘nefis’ her ikisinden bağımsız bir özdür, ikisi de bu özden yaratılmıştır diyebilmek için katmerli cahil olmak gerekir. Bunları ayrıca yazmalıyız.

Kısaca tefsiri atlayarak, ona rağmen tevil yapılamaz. Bu eşyanın da, dilin de tabiatına aykırıdır. Tevil ise zamanla, mekânla, yeni bilgilerle ortaya çıkan açılımlardır, anlama ve işaretlerdir. Ayetlerin bir bakıma müteşabihinden anlaşılanlardır. Ama bunlar da tefsire ve muhkem olana aykırı olamazlar. Bir örnek verelim:

‘Bugün sizin dininizi tamamladım’ anlamındaki ayet gelince herkes bayram ederken Ebubekir (ra) ağlamıştı. ‘Neden ağlıyorsun, senin de sevinmen gerekmez mi?’ dediklerinde, onun ayetten şu tevili çıkardığı görüldü: ‘Din tamamlandı ise, onu tamamlamakla görevlendirilenin görevi de sona erdi demektir, öyleyse o artık gidicidir, bunun için hüzünlendim’. Mesele tevil olunca o ilklerin yaptıkları teviller, sonraki tevillerin önünü kesmez, böyle anlamalar kıyamete kadar devam eder.

İşte anlama söz konusu olduğunda bu kuralın unutulmaması gerekir. Kuranıkerim’in lafızlarının söyledikleri güncellenemez. O pergelin sabit ayağıdır. Tabir yerinde ise sürekli güncellenecek olan şey, tefsire aykırı olmayan tevildir.

Kuranıkerim’i doğru anlamayı engelleyen hususlardan biri de ona mezhep, meşrep ve ideoloji çerçevesiyle bakmaktır. O insanların oluşturduğu mezhep ve meşreplere göre değil, Allah’ın kelamı olarak anlaşılmalıdır. Şu hadisi şerifi bir kez daha hatırlayalım: ‘Kuran hakkında kendi görüşüne göre konuşan, isabet etmiş olsa da hatalıdır’. Gazali, kendi görüşüne göre konuşmanın iki şekilde olabileceğini söyler. Ya kişi kendi nefsi arzularını, olmasını istediklerini Kuranıkerim’e söyletmek ister, ya da kör taklitle bağlı bulunduğu bir mezhebi ve meşrebi vardır da orada söylenenleri Kuranıkerim’e tasdik ettirmek ister, sanki Kuranıkerim’i değil onları asıl kabul eder. İşte böyle bir Kuran yorumunun hata olduğu açıktır. Çünkü birinde olmazsa diğerinde hata edecektir. Kişinin mezhebi, meşrebi, mektebi olabilir ama eğer doğru anlamak istiyorsa Kuranıkerim’i onlardan bağımsız olarak ve usulüne göre anlamalıdır.

Mesela Kuranıkerim’in bazı ayetlerinin tarihsel olduğunu, yani hükümlerinin bu gün artık uygulanamayacağını umumen kabul etmiş, bunu bir ideoloji haline getirmiş birisinin onu doğru anlaması artık zorlaşır. Çünkü kendi düşüncesine böyle bir çerçeve çizmiştir ve ilgili her ayeti buna uydurma gereği duyacaktır. Yani artık anlamı belirlemede aslolan onun bu peşin kabulüdür, ideolojisidir. Böyle bir anlama ideolojik anlamadır, böyle bir İslam da ideolojik İslam olmuş olur. Yani kişilerin Kuranıkerim’i Allah adına yeniden formatladığı bir İslam olur.

Kuranıkerim’i anlamayı değilse de yorumlamayı zorlaştıran bir diğer husus onu mealler üzerinden anlamaya, hatta mealden hüküm çıkarmaya kalkışmadır. Mealsiz olamayız dedik, ama Allah’ın kitabını doğru yorumlamak isteyen herkes onun dilini, o sözünü ettiğimiz ilk haliyle bilmelidir. Elbette bu kimsenin tekelinde değildir. Ama Kuranıkerim’in tevilini ve bu anlamdaki yorumunu yapmak, onu böyle anlamak ve anlatmak isteyenler onun orijinal dilini bilmelidirler. Ya bilmelidirler, ya da yine Kuranıkerim’in ifadesiyle ‘bilmiyorlarsa zikir ehline sormalıdırlar’. Zikir hatırlayıp ders almadır. En önemli zikir Kuranıkerim’dir ve namazdır. Bunu da Kuranıkerim’in kendisi söylüyor. O halde kişi onu ya bilecek, ya da bilerek böyle yaşayanlara soracaktır.

Birisi çıkıp düşünmenin ve anlamanın merkezi beyindir, kalp değildir, bunu Kuranıkerim söylüyor diye ısrar ediyor. Hangi ayet söylüyor diye sorduğunuzda, anlamayanlara Allah ‘beyinsizler’ diyor, demek ki, anlama beyinle olur gibi bir çıkarsama yapıyor. Oysa kast ettiği ayetteki ‘sefih’ kelimesini ‘beyinsizler’ diye anlamlandırmak o meali yapanın kendi tercihidir. İşte aslını bilmeyen ondan böyle bir hüküm çıkarabilir, ama tabii ki, bu da Kuranıkerim’in söylediği olmaz.

Yine bitmedi.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.