Yazarlar Diyanet İşleri Başkanı olsaydım

Diyanet İşleri Başkanı olsaydım

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Başlıktan hemen sevgili Başkan Ali Erbaş’ı eleştireceğim anlamını çıkarmayın. Bugünlerde o çok büyük gayretler sarf ediyor, büyük sıkıntılar yaşıyor, Allah’tan tevfik diliyorum. Derler ki, İmam Şafii’ye, fitne zamanı haktan yana olanları nasıl tanıyabiliriz diye sormuşlar. Düşman oklarını takip edin, onlar size hak ehlinin kim olduğunu gösterir demiş. Bugünlerde ona yöneltilen okların kimlerden geldiğini görmek yeterli.

Benim söyleyeceğim şey başka. Bendeniz ilimle meşgul olmayı, yöneticiliğe hep tercih etmişimdir, elhamdülillah. Kendi alanımda bir defa rektörlük ve defalarca dekanlık teklif edildiği halde sırf bu sebeple bu görevleri kabul etmemişimdir. Ama zaman zaman şöyle düşündüğüm olmuştur: Bana Diyanet İşleri Başkanlığı teklif etseler ve başkan olman halinde en önemli projen nedir diye sorsalar, imamların namazları Resulüllah’ın (sa) namazı gibi kıldırmalarını sağlamaktır derim. Çünkü bunu başarabilsek öyle ya da böyle camiye gelip namaz kılan birkaç milyon insanın ‘namazı dosdoğru’ kılmalarını sağlamış ve büyük bir inkılap yapmış oluruz diye düşünürüm. Bunun için sevgili dost Abdullah Yıldız’ın teşvikiyle ‘Namazı Dosdoğru Kılmak’ diye bir kitapçık yazmıştım.

Cuma günü kurbanımıza refakat ederken cuma namazı için farklı bir camiye gittim. İmam bizi iki dakikada yatırıp kaldırdı ve çıktı. Gazali’nin sözünü düşünerek yanına yaklaştım, kimse duymadan, bakın imam kardeşim, böyle bir namaz kabul olmaz, ben bir Müslüman olarak bunu size söylemek zorundayım. Çünkü dememle lafı ağzıma tıktı ben de hiçbir şey söylemeden ayrıldım. Çünkü diyecektim, rükûun ve secdenin tespihlerini bir defa bile tam söyleyemedim. Gazali diyor ki: ‘Mescitlerde rükû ve secdelerde tadil-i erkâna riayet edilmediğini gördüğü halde bir şey söylemeyen kıldıranın günahına ortak olmuş olur’.

İmamların namazı böyle kıldırmaları şeytanın beni kandırmasına hep yardımcı olmuştur; şeytan bana imam böyle kıldırıyorsa sen de camiye gitme diye fısıldamıştır. Resulüllah böyle namaz kılan birisine üç kez, ‘dön tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmış olmadın’ buyurmuştu.

Namazın ne anlama geldiğini asıl o kitapçığı yazarken öğrendiğim için sonunda şöyle demiştim: ‘Namaz eşittir İslâm ya da İslâm eşittir namaz’. Şöyle de demiştim: ‘Namazını dosdoğru kılan bir mümine artık İslâm’ın hiçbir emri zor gelmez. Namazını terk eden bir mümin de İslâm’ın yasakladığı her şeyi yapabilir. Çünkü şirk hariç, namazı terk etmekten daha büyük bir günah yoktur’. Bu sebeple ilahiyatçılar olarak eğer ilim bizi namazda derinleştiriyorsa, yaptığımız ilim Allah’ın sevdiği ilimdir, namazı gözümüzde önemsizleştiriyor ve bu iş mollaların işidir gibi bir küçümsemeye götürüyorsa biz övülen ilimden uzaklaşıyor ve kendimizi kandırıyoruz demektir. Özellikle ehli ilmin bu ayarı sık sık gözden geçirmesi gerekir. Kimse Resulüllah’ı yukarı geçemez, o halde onun kıldığı gibi kılmak hedefimiz olmalıdır.

O buyuruyor ki, ‘hırsızın en kötüsü namazından çalandır’. Nasıl çalar diye soruyorlar; ‘rükûunu ve secdesini tam yapmaz, aralarda bir miktar beklemez…’ buyuruyor. Yine buyuruyor ki, ‘kişinin namazından nasibi, düşünerek kıldığı kadardır’. Düşünmeden kıldıklarının sevabı gider. Hayatımız boyunca dünyanın peşinden koşup, namazımızda da yine dünyayı düşünürsek çok büyük ayıp etmiş olmaz mıyız? Namazın zirve noktası ‘huşû’dur. Yani hem kalbi hem de kalıbı ile Allah’ın huzurunda olma halini hissetmektir.

Resulüllah iki secde arasında bile dua anlamındaki ‘rabbi’ğfir li ve’rham…’ ayetini okurlarmış. Çoğu zaman rükudan kalktığındaki ve iki secde arasındaki duruşu rükû ve secdesi kadar sürermiş.

Namazın rükünlerinin her birinin diğerinden bir duruşla ayrılıp hakkının verilmesine ‘tadil-i erkân’ diyoruz. Yani rükünlere adil davranıp haklarını verme demek. Tadil-i erkân Hanefilerde vacip, Hanefilerden Ebu Yusuf’a ve diğer mezheplere göre ise farzdır. Yani olmazsa namaz olmaz. Resulüllah’ın, ‘sen namaz kılmış olmadın’ sözünden bu anlaşılır.

Gençliğimizde beraber ders okuduğumuz sevdiğim hukukçu bir arkadaşım (şimdi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Avcı) yıllar önce tadil-i erkânla ilgili yazdığı bir makaleyi bana gönderip gözden geçirmemi istemişti. Makaleyi okuyunca, galiba bu arkadaş bize nazikçe ders veriyor diye düşünmüştüm. Çünkü makale benim gibilere hitap ediyordu. Şimdi tekrar dönüp bakınca makalenin gerçekten mükemmel olduğunu gördüm. Belki müftülere ve imamlara tavsiye edilir diye onun müsamahasına sığınarak fecebook sayfamda yayımlıyorum.

Tekrar bayramınız mübarek olsun.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.