Yazarlar Geri kalış sebepleri için herkes farklı şeyler söylüyor ama hepsi doğru

Geri kalış sebepleri için herkes farklı şeyler söylüyor ama hepsi doğru

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Geri kalma konusunda ne kadar yazılsa uzatılmış olmaz, buna herkesin kafa yorması, teşhis ve tekliflerde bulunması gerekir. Ta ki, her koldan bir adım olsun ilerleyebilelim.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Geri kalış sebepleri için herkes farklı şeyler söylüyor ama hepsi doğru
Haber Merkezi 01 Temmuz 2017, Cumartesi Yeni Şafak
Geri kalış sebepleri için herkes farklı şeyler söylüyor ama hepsi doğru yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

İlginçtir, İbn Haldun (v. 808/1405) Batı'nın ilkelliğinden söz eder ve bunun sanıldığı gibi onların yaradılıştan kabiliyetsiz insanlar olduklarından değil, Müslümanların onlara göre ilerlemiş olduğundan ileri geldiğini söyler. Bugün ise Batılılar Avrupalının doğuştan üstün kabiliyetlerle yaratıldığı için ileri olduğunu söylüyor.

Peki, durum neden aksine döndü?

Ernest Renan’ın (ö: 1892) bilimi merkeze alan aşağılayıcı makalesinden sonra, bir kısmı ona cevap olmak üzere bu konuda çok şeyler yazıldı. Herkes meseleyi kendi gördüğü noktadan ele aldı. Bu sebeple söylenenler zamana ve ülkelere göre farklı olabildi. Ama hepsinde hakikat payı var.

Sıddıkî, ‘İslam Dünyasında Modernist Düşünce’ adlı eserinde İslam’ın gerileme sebeplerini Afganî’ye atıfla özetler ki onun özetinin özeti de şudur:

Müslümanların elde ettikleri zaferlerle şımarıp gurura kapılmaları ve Batının ilerlemesi karşısında gafil avlanmaları.

Kader konusunda cebr fikrine saplanıp sa’y ve gayreti bırakmaları.

Yegâne hedef olarak öbür dünyayı seçen sufi anlayışın yayılışı.

Ulemanın gelişmeler karşısında kendini yenileyememesi.

Ümitsizliğe kapılma.

Uydurma hadis edebiyatı.

Hikmet ve felsefenin okutulmaması.

Şuranın kaldırılıp yerine monarşinin gelmesi…

Sait Halim Paşa’nın tespiti sanki bunun devamı mahiyetindedir: Müslümanlar Batı'nın ilerlediğini fark edince varını yoğunu onlardan kurtulmaya harcayıp ilmi bıraktılar ve geri kaldılar.

Malik bin Nebi diyor ki, bir siyaset adamı olan Afğanî problemin siyasi olduğunu binaenaleyh ancak siyasetle çözülebileceğini düşünürken, bir din âlimi olan Abduh problemin ancak akidenin düzeltilmesiyle ve irşatla halledilebileceğini düşünür. Doğrusu bunların hiç birisi hastalığı teşhis etmez aksine sadece belirtilerini söyler. (Şurutu’n-nahda)

Söz sultanı olduğu için kendisine ‘Emir’ lakabı verilen Şekip ArslanYirminci asrın başlarındaki umumi harplerin ve İslam Dünyasının her yönden işgal edildiği zamanların çocuğudur. Onun gördüğü manzaranın esası da yönetimlerdeki bozukluk ve Müslümanların kurtuluşları uğrunda maldan ve candan fedakârlık yapamamalarıdır. Batılılar gibi adil yönetimlere sahip olamadığımızdan yakınır. Trablus ve Filistin gibi işgal altındaki İslam toprakları için Müslümanlar yeterli mal ve can fedakârlığını gösteremediler. Bu harpler ve işgaller için Batılıların yaptıkları harcamaları ve can kayıpları ile kıyaslandığında Müslümanlarınkinin devede kulak bile olmadığını anlatır. Hatta bazı Müslümanların korkularından Batılı devletlerin safında yer aldığını söyler. Ona göre, Müslümanların bu hale düşmelerinin asıl sebepleri, cehalet, ilme sarılmamak, ahlakın bozulması, yönetenlerin ahlaki çöküşleri, düşmandan ve ölümden korkmaları, Allah’ın rahmetinden ümit kesip ye’se kapılmaları, geçmişe taassupla tutunmaları ya da onu bütünüyle reddetmeleridir. Yükselebilmenin en önemli sebeplerinden biri olarak Allah yolunda malıyla ve canıyla cihat etme konusuna çokça vurgu yapar ve Türk milleti bunu kısmen başardığı için istiklalini kazandı der.

Said Nursi meseleyi biraz daha eskilere, düşüşün başladığı zamanlara kadar götürür ve nihayet bin dokuz yüzlerin başlarındaki istibdat modasıyla bitirir. Ona göre Ortaçağ’da İslam Âlemini geri bırakan altı önemli hastalık; Ye’sin ve ümitsizliğin içimizde kök salması, Toplumda ve siyasi hayatta dürüstlüğün kaybolup gitmesi, birbirimize düşmanlığı âdeta sever hale gelmemiz, müminleri birbirine bağlayan manevi rabıtaların unutulması, bulaşıcı hastalıklar gibi yayıldıkça yayılan istibdat ve himmetimizi kendi şahsi çıkarlarımıza yöneltmemizdir. Bu hastalıklara karşı imanı, dürüstlüğü, muhabbeti, manevi bağları, şurayı/meşvereti ve milletine yardım etme düşüncesini öğütler.

Yirmi yıl kadar önce vefat eden Mısırlı âlim ve davet adamı Muhammed Gazali de Humûm adlı eserinde önce şûraya dayalı olmayan keyfi yönetimleri, sonra iktisadi gerilemeyi, kadın meselesi başta olmak üzere başkalarını taklit ve özentiyi asıl gerileme sebebi olarak anlatır.

Bu görüşlerin ortak bir paydasını almak istersek asıl meselenin Müslümanların başsızlığından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Ama bütün bu teşhisler için sorulacak soru şudur: İyi de, bu hastalıklar neden ortaya çıktı ve kurtulabilmek için ne yapmalıyız?

Meselenin genel çerçevesini gelecek yazımızda çizmeyi düşünüyoruz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.