Yazarlar Hayvanseverler neyi sevmezler?

Hayvanseverler neyi sevmezler?

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Son zamanlarda köpek saldırısı vakaları çoğaldı. Durum ciddi bir hal aldı ve çoğu belediyeler ya da ebeveynler hayvanseverlerin saldırılarından korkularına buna bir çare bulamıyorlar.

Önce sizinle bazı düşüncelerimi paylaşacak, sonra hayvanların öldürülmeleri konusundaki fıkhi hükümleri söyleyeceğim.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Hayvanseverler neyi sevmezler?
Haber Merkezi 06 Ocak 2019, Pazar Yeni Şafak
Hayvanseverler neyi sevmezler? yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Kâinatı Allah bir bütün olarak yaratmış ve her varlığa bir görev yüklemiştir. Hiçbir şey boşuna yaratılmamış. Bütünüyle varlık âlemi, çokluk içinde bir tekliği, vahdeti temsil eder. Yani iyi okunduğunda bunca çokluğun, aslında yaratıcının tekliğini anlattığı görülür.

Her hayvanın bir görevi vardır ve birini bu karmaşık denklemden çıkardığınız zaman bozulma başlar. Mesela arılar ya da karıncalar hiç olmasa hayat biter. Bu birinci mesele.

İkinci olarak insanın tabiatı rast gele bozup imha etmesi, onun hem kendi yaradılış gayesine, hem de tabiatın yaradılış gayesine aykırı davranması sayılır ve Kuranıkerim ifadesiyle bu bir fesattır.

‘Bir insanı haksız yere öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir’ diye çevirdiğimiz ayetteki nefs kelimesi aslında ‘bir insan’ değil ‘bir can’ demektir. Öncelikle insan kast edildiği için ‘insan’ diye çevrilir. Ama nefs/can kelimesinin işaretiyle bundan, diğer canlıların da haksız yere öldürülemeyeceği anlaşılmış olur. ‘Haksız yere öldürülemez’ ifadesi, ‘hak ederse öldürülür’ anlamını da içerir.

Hayvan haklarından ilk söz eden hukuk İslam hukukudur. İşin imani, ahlaki ve hukuki boyutuna temas eden pek çok nas ve hüküm vardır. Bunları anlatmanın yeri burası değildir. Ama İslam fıkhının sadece yarı resmi ‘ihtisap’ teşkilatına bakanlar medeniyetin ne anlama geldiğini görürler. Muhtesipler devlet kontrolündeki gönüllü denetçilerdir ve trafikteki hayvanların palanına, yemine, zayıflığına, yüküne kadar müdahale edebilirler.

Ne var ki, mesele bugün sırf bir hayvan hakkı, ya da hayvanseverlik meselesi olarak görünmüyor. İşin içinde başka şeyler de var. Hayvanseverlik insani bir duygu ama bugün salt bir hayvan hamiliği olarak karşımıza çıkmıyor. Fıtri duygularla hayvanları seven, koruyan ve kollayan masumların yanında hedefi hinlikler olanlar da var. Hayvanseverlik de, çevrecilik gibi, yeşilciler hareketleri gibi siyasi ve ideolojik birer savaş aracı haline getirilebiliyor. Bir hayvanın ya da bir ağacın arkasına saklanıp insanı, düzeni, yönetimi hedef alabiliyorlar. Bunları da görmemiz gerekiyor.

İspanya’nın vahşi hayvan parçalama sporlarını alkışlayan Batı ve Batıcılar, tavuk katili Yahudiler, fok ve yunus katliamcıları bize hayvan hakkı öğretmeye kalkışmasınlar. Öyle görünüyor ki, asılları itibariyle masum ve insani görülen bu sevici hareketler işi başka mecralara götürebiliyorlar. Hayvanlara tecavüz ve işkence gibi ahlaki çöküntü ifade eden haberler yaygınlaştırılıp sıradanlaştırılması gibi bir arka planın bulunabileceğinden de ciddi endişe duyulması haklı. Hayvan haklarına tecavüzü dramatik ve duygusal bir üslupla veren çevreler, bu ahlakın ya da ahlaksızlığın bize nereden geldiği, bunun hangi dünya görüşünün ürünü olduğu üzerinde durmuyorlar.

İnsanların evlerinde hayvan beslemelerinin sebepleri nelerdir? Bu bir canlıya duyulan safi bir merhamet midir? Yoksa insansevmezlik ve insanlara duyulan güvensizlik ve nefret mi? Dünyanın en çok ev hayvanı besleyen ülkesi ABD’nin yine dünyada en çok insan öldüren, milyonlarcasını katleden, milyonlarcasını aç bırakan ülke olmasıyla hayvenseverlik arasında ne tür bir ilişki vardır? Safari zevkleri için Afrika’da vahşi hayvanları besleyenler, bunu oradaki insanları öldürerek yapmıyorlar mı?

Her yıl köpek saldırılarından onlarca insanımız telef olurken hayvanseverler seslerini çıkarıyor mu?

Diyelim ki, yalnızlığını bir nebze giderebilmek için evde beslediği hayvanı, ek sıkıntı getirmesin diye kısırlaştıran hayvanseverler, bununla o hayvanın doğal bir hakkını engellediklerinin farkında mıdırlar?

Hayvan hakları meselesi bütünüyle tabiat ve çevre meselesinden, dünya görüşünden ayrı tutulabilir mi? Birini öne çıkarıp diğerlerini gölgede bırakma bir art niyetin eseri olamaz mı?

Peki, neden bugün bireyler, belediyeler, yönetimler hayvanseverlerden, feministlerden, LGTB, TCEP’lerden korkar hale geldiler? Bunun kaynağı safi bir insani hak talebinden ibaret midir? Bu korkuya prim vermek adım adım bütün kalelerin teslim edilmesi anlamına gelmez mi?

Bunları kafamızın bir yerine kaydedelim ve asıl konumuza gelelim. Cumaya.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.