Yazarlar Keşke yaşlanmasak mı?

Keşke yaşlanmasak mı?

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Hayatta sabit ve durağan bir şey yok. Zevkler de acılar da, gençlik de yaşlılık da geçici. Sağlık da, hastalık da öyle ve dünya hayatı bütünüyle geçici. İnsanın yaşadığı hal, hallerin en güzeli de olsa, sırf geçici olması yönüyle hüzün verici. Demek ki bitmeyen zevkler de, bitmeyen acılar da burası için değil. Mesela benim için ilkbaharın kısa süre sonra geçecek olması çok hüzün verici bir şeydir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Keşke yaşlanmasak mı?
Haber Merkezi 08 Mart 2019, Cuma Yeni Şafak
Keşke yaşlanmasak mı? yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Hayatın her hali bir imtihan, her oluş bu imtihanın farklı bir sorusu. Bir soruyu zamanında cevaplayamayanlar için bir lütuf olarak başka sorular da soruluyor. En yüksek puanlı sorular gençlik döneminde. Onları kaçırdınız mı artık bir daha o puanları zor biriktirirsiniz.

Hayatın devridaimi Allah’ın çok dikkat çekici bir ayeti değil mi? Gece gündüz, bahar yaz kış, çocukluk gençlik olgunluk yaşlılık. Ve dünyanın büyük ömründe de bu dönence var. Resulüllah zamanında dünya ölçeğiyle vaktin ikindi vakti olduğu buyrulmuştu. Demek biz akşama biraz daha yakınız. Allah katındaki bir gün, bizim saydıklarımızla elli bin güne tekabül ediyor.

Sadede gelelim, yaşlanıyoruz ve yaşlılık hem bir mesele hem bir avantaj. Mesele, çünkü sağlınızda ciddi problemler varsa ve size bakacak yakınlarınız yoksa ya da var ama gerektiği gibi bakmıyorlarsa işiniz zor. İşte size her iki taraf için de ciddi bir imtihan sorusu daha. Bu hem bakacak olanlar, hem de bakılacak olanlar için geçerli. Yani bakılma yaşına gelmekle de göreviniz bitmiyor. Bakalım rahatını düşünerek seni bakma durumunda olanlara müşkülpesent olacak mısın? Yoksa keyif aramadan kendine yeterli olmaya çalışıp sabır, rıza ve tevekkül ile halinden memnun kalacak mısın? Belli ki, bu dünyanın görevi ancak ölümle sona erecek.

Avantaj, çünkü tekrar çocukluk haline dönüyorsunuz, ‘biz kime uzun ömür verirsek onu ilk haline çeviririz’. Yaşlanınca günah işleme şansınız azalıyor, bu da size, gençlikteki kadar kaliteli olmasa da tövbe etme imkânı kazandırıyor, bilgi ve birikiminizle Allah’ı daha çok anabiliyorsunuz, ununuzu elemiş eleğinizi asmış oluyorsunuz. Eğer iyi evlatlar yetiştirmişseniz saygı ve sevgi nimetini de yaşıyorsunuz.

Bu noktada araya şu gerçeği de sokuşturalım; yaşlılığın nimetleri bir bakıma da çocuklarınızı yetiştirmedeki gayretlerinizle, yani sizin kendinizle alakalıdır. Onları Allah’ın rızasını düşünerek imanlı, ahlaklı ve hak hukuk bilen evlatlar olarak yetiştirmişseniz yaşlılıkta bunun meyvelerini toplayacak ve cenneti daha bu dünyada iken yaşamaya başlayacaksınız. Aksi olmuşsa, siz gençliğinizde keyfinize bakmış çocuklarınızı sokağın ve hâkim kültürün vicdanına bırakmışsanız bunun cezasını yaşlılığınızda, yani daha ölmeden çekmeye başlayacaksınız. Vaktiyle onlara karşı her ihmaliniz, yaşlılığınızda size bir acı olarak geri dönecek. Terk edileceksiniz, alaya alınacaksınız, hakaret göreceksiniz, siz acılar içinde ıstırap çekerken yanınızdakilerin kahkahalar atması sizi can evinizden vuracak. Hatta ölmenizi bekleyecekler ve bunları gördükçe ıstırabınıza ıstırap eklenecek ve siz çaresizlik içinde kahrolacaksınız, elinizden bir şeyin gelmemesi de ayrı bir kahir sebebi olacak.

İlginç olan durumlardan birisi şu: Allah’ın ebeveyne, ama özellikle de anneye verdiği fıtri bir duygu ile onlar bebeklerinin üzerine titriyorlar, ona al bebek gül bebek bakıyorlar. Yemiyor yediriyorlar, uyumuyor uyutuyorlar. Altını üstünü hiç iğrenmeden alıyor onu tertemiz yapıyorlar. Bu durum akıldan çok duygularla gerçekleşiyor ve bu duygu hayvanlarda da var.

Yaşlanınca görev tersine dönüyor. Bu defa bu özenle bakılan çocuğun annesine babasına aynı özenle bakması isteniyor. Ama burada bu fıtri duygu çok zayıflıyor, hayvanlarda ise tamamen kayboluyor, insanlarda iş vicdana, akla ve imana kalıyor. Oysa vicdan da körelmiş olabiliyor, akıl hakikati bulan akıl olmayıp, hesabi akla (rasyo) dönüşmüş olabiliyor. Sonuçta bu üç yaptırımın en güçlüsü iman kalıyor. Gerçekten kulun kendisine Allah’ın böyle bir görev yüklediğini, bununla O’nun ebedi rızasını kazanabileceğini ya da O’nun gazabına uğrayabileceğini bilme ve buna kesin inanma dışında hiçbir motif kişiye her zaman yaşlı annesine babasına içten gelerek bakma imkânı sağlayamaz. Sadece fıtratın ve vicdanın bunu sağlayabileceği durumlar çok nadirdir. Nadir ise hesaba katılmaz.

Bugün herkes biliyor ki, maddeten zengin ve müreffeh Batıdaki durum böyledir. Yaşlılar maddi her imkânın bulunduğu, ama sevgi ve şefkatin olmadığı bakım evlerinde ölüme terk edilmiş vaziyettedirler. Eğer medeniyet her şeyden önce ahlaklı, diğerkâm, hukuka saygılı sevgi ve şefkat taşıyan bir insan tipi yetiştirmekse, İslam medeniyetinin en önemli vasıflarından biri işte yaşlıya gösterilen sevgi ve bakımdır.

Peki, ne yapmalıyız?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.