Yazarlar Boşanmış Kadın (I)

Boşanmış Kadın (I)

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı

Toplumdaki boşanmış kadın imajı ile romanların boşanmış kadın imajı her zaman birbiriyle uyumlu mudur?

Uyum, yazarın “boşanmış kadın” imajını hangi toplumsal muhayyilenin harcı olarak göreceği ile yakından alakalı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Fatma Barbarosoğlu : Boşanmış Kadın (I)
Haber Merkezi 20 Aralık 2017, Çarşamba Yeni Şafak
Boşanmış Kadın (I) yazısının sesli anlatımı ve tüm Fatma Barbarosoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Meşrutiyet dönemi romanlarında “boş ol” diyerek onuru, gururu, ekonomik durumu ayaklar altına alınan kadın kahraman/lar/ın  kişiliğini kurtarmak, Ankara romanının Selma Hanım’ı üzerine mi kalmıştır?

İki evliliğini de kısa sürede nihayetlendiren  Selma Hanım,  “erkeğin yol arkadaşı”  “yeni kadın” inşasının  Cumhuriyet romanındaki prototipi midir?

Yakup Kadri,  ilk evliğinden kendi isteği ile boşanmış  olan Selma Hanım’ın ikinci ve üçüncü evliliğini daha önce hiç evlenmemiş erkeklerle yaptırmıştır. Selma Hanım’ın evlendiği adamlar “ailesiz” adamlardır. Yazar “yeni kadın”  Selma Hanım’ı  “ailesiz” erkeklerle  evlenen bir kadın olarak inşa ederken; onu, hem kendi ailesinden –Selma’nın İstanbul Erenköy’de yaşayan bir babası vardır, daha sonra ölecektir- hem de evlendiği erkeklerin ailesinin  “gelin” beklentisinden  kurtarmış olur böylece.

 Selma Hanım’ın  ilk  eşi Nazif  Bey ile neredeyse hiçbir ortak noktası yoktur.

İkinci eşi ile “vatanı kurtarma” paydasında buluşurlar. Vatan kurtulunca ortak payda imha olur.

Üçüncü eş muharrir Neşet Sabit ile ortak noktaları aynı ufuk çizgisine bakışlarıdır. Gelecek idealini çizen Neşet Sabit’tir ama eşi Selma da onun gelecek idealine memnuniyetle katılmakta, eşinin başarılarına aşkla ve şevkle ortak olmaktadır. Romanın sonunda Selma Hanım,  “çalışan kadın” ve  cumhuriyet ideallerini besleyen bir muallim olarak bir işe yaradığını fark etmiş ve artık “yaşlanmaya” razı olmuştur.

Neden roman boyunca  dönemin gidişatı Selma ve eşleri üzerinden verilmiştir? Hakkı Bey ya da Neşet Sabit neden genç kızlarla evlenmeyi tercih etmemiştir?

Selma Hanım’ın  her  defasında eşi ile birlikte katıldığı muhitlerde sohbet arkadaşı olduğu erkek ile bir müddet sonra yeni bir evlilik yapmasını anlamamızı sağlayacak satırlar Refik Halit’ te gizli.

 Refik Halit Karay Üç Nesil Üç Hayat adlı eserinin  “Aşk ve Alaka” bahsinde, Aziz devrinde genç kızların annelerinin dizinin dibinde  evin başka odalarında tek başına bile kalmalarına müsaade edilmeyen “göz hapsi” hayatlarını tasvir ettikten sonra, Aziz Devrinde “severek evlenme” nin pek ayıp karşılandığını anlatır,  gençler arasında daha ziyade komşu aşkları hüküm sürmektedir.

Abdülhamit Devrinde  “severek evlenme” nin olumsuz imajı, aşk romanları ve piyesler üzerinden bertaraf edilirken, genç kızlar ve genç erkekler birbirlerini uzaktan da olsa mesire yerlerinde görme imkanına kavuşmuştur. Refik Halit Karay Cumhuriyet dönemi ile Aziz ve Hamid dönemlerini şöyle mukayese ediyor:

“ Göz ile görülüp el ile tutulanı değil, dimağımızın süslediği, şahaneleştirdiği hayalet ve hülyayı severdik.(...)Binaenaleyh bugünün aşklarında  bir türlü yanaşılamayana, ele avuca sığmayana karşı duyulan tahassür, şiir, hülya yoktur; fakat maddi ve müspet ilimlerin, bilme ve tanımanın zevki, bu büsbütün ayrı keyif mevcuttur. Onun içindir ki, artık aşık olmayı sevmiyoruz; daha ziyade tanıyıp hoşlandığımızı seviyoruz...” (Üç Nesil Üç Hayat,s.53)   

Ankara romanında “tanıma zevki”  erkeklerle kadınların bir arada bulundukları ortak kamusallıklar üzerinden aktarılır. Cumhuriyet’in henüz ilan edilmediği dönemde  Selma Hanım Murat Beylerin bağ evinde harem-selam ayrılığına tabi olmadan erkeklerle göz hizasından rahatça iletişim kuran biri olarak çizilir.

Roman boyunca yazarın kadın karakter olarak sadece Selma Hanım’ı inşa etmesini,  Yakup Kadri’nin  birbirinden farklı modern cumhuriyet kadınları inşa etmemesini nasıl anlayacağız?

Nasıl anlayacağımızı Halide Edip’i de içeren şu satırlarda görmek mümkün belki de: “ İstanbul’da, Ankara’ya gidenin ehemmiyeti o kadar artıyor, o kadar artıyordu ki, adeta kutsallaşıyordu. Kadın veya erkek, Ankara’ya giden kimseler İstanbullulara ,milli hareket kahramanları mertebesine ermiş gibi geliyordu. Hele Halide Edip Hanım’ın menkıbeleri kadınların kalbinde yenilmez bir  imreniş, bir tatlı üzüntü veya kesin bir kıskançlık ateşi alevlendiriyordu ve hepsi ona benzemek onun yerini almak için can atıyordu.”

Yukarıdaki paragraf tek başına kaldığı sürece bir sorun yok. Ama hemen arkasından gelen şu satırlar yazar erkeğin yazar kadını nasıl alımlıyor olduğunu göstermesi bakımından çarpıcı:

“Gerçi, Selma Hanım, bu şöhret düşkünlerinden (Halide Edip’e şöhret düşkünü denmiş mi oluyor?) bu ihtiraslı politikacı kadınlardan biri değildi. İyi bir tahsil görmüş olmasına rağmen ve fikir davalarını çok iyi anlayabilecek bir seviyede bulunmasına rağmen memleket işlerine karışmak emeli gönlünden hiç geçmemişti. O, bu vazifeyi yaşını başını almış ve hayatta artık kendisi için yapacak bir şeyi kalmamış hanımlara bırakıyordu.” (s.18)

Anlatıcı Selma Hanım’ı iyi bir eğitim almış olarak tasvir etmesine rağmen biz onu roman boyunca elinde tek bir kitap ile görmeyiz.

Ankara romanında Selma Hanım’ın dışında “yakın plan” bir kadın görmeyiz. Romanın son bölümünde şöyle bir görünen  oyuncu Yıldız Hanım, Cumhuriyet kamusallığının cinsiyetten arındırılmış kodlarını ispat etmek üzere romana monte edilmiş gibidir.

Sungurizade Ömer Efendi’nin anası, iki karısı, mebus Murat Bey’in annesi, eşi, bekar ve şişman kız kardeşi olarak geleneksel kadınlar romanda şöyle bir görünseler de onların romandaki varlığı, Selma Hanım’ın onlardan ne kadar farklı olduğunun hissettirilmesinden başka bir işleve sahip değildir.

Selma Hanım’ın geleneksel kadınlardan farkı onların nezdindeki yeri ile aşikar kılınırken; kendi sınıfındaki kadınlar kimliksiz bir güruh olarak kalır. Ne isimleri vardır o kadınların ne de aidiyetleri. Balo salonunda başka kadınlar İbrahim Çallı’nın “Park Otel’de Yılbaşı Balosu” tablosundaki  kadınlar gibidir. Tek boyutlu isimden, yüzden, duygudan yoksun.  Lakin  okuyucu modern kadınları değil, balo salonunda sıkılarak oturan eski Mebus yeni savaş zengini Murat Bey’in eşinin ve kız kardeşinin  Selma Hanım’ın bir erkeğin kollarından başka bir erkeğin kollarına geçişini şaşkınlıkla ve kınayarak seyredişini görür, bu seyredişe katılır.(Bu bakışa aynı zamanda Neşet Sabit de eşlik etmektedir.)

Yakup Kadri, Selma Hanım’ın dışında müspet kadın özneler inşa etmediği gibi Selma Hanım’ı da kendi sınıfındaki kadınlardan ayrı   bir yere koymayı tercih eder. Yazarın “tek bir kadın” kahramanda ısrar etmesi muhtemelen “yeni kadın” konusunda kafasının yeterince berrak olmayışı ile alakalı. (Kafasının karışık olmasında Halide Edip’in rolü hiç de azımsanmayacak gibi görünüyor.)

Ne ki yazarın  Ankara’sındaki “yeni kadın”ı, ne elem, ne sevinç ne de ontolojik sıkıntılar konusunda   sahici boyuta ulaşamaz.

Roman boyunca Selma Hanım en canlı olduğu sahne Hakkı Bey’den boşanmaya karar verince ilk eşi Nazif Bey ile kiracısı oldukları Tacettin Mahallesine Ömer Efendi’nin evine yeniden kiracı olabilmek niyetiyle gidişini tasvir eden satırlarla ortaya çıkar. Balo salonlarının cilalı zeminlerinde dans ettiği ayakkabılarının çamurlu, taşlı yollarda ayaklarına verdiği eziyet, onun Cumhuriyet ideallerine daha sıkı sarılması için gayrete getirici bir fonksiyon icra eder.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.