Yazarlar Eşini öldüren erkek cinneti modern bir sorun mu?

Eşini öldüren erkek cinneti modern bir sorun mu?

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı

I-
“Kadın cinayeti", “erkek şiddeti" olarak kategorize ettiğimiz olayların sayılarının giderek artması üzerinde yeterince düşündüğümüzü sanmıyorum. Her gün eylemler yapılıyor, erkekler lanetleniyor, kadınların eşlerinden ya da eski eşlerinden korunması için türlü asayiş ve hukuki tedbirler alınıyor ve fakat kadınların öldürülmesi devam ediyor.
Durumu anlamak konusunda istekli miyiz?
Çarşamba günü yayınladığım “Geçmişin duygusu-geçmiş uykusu" başlıklı yazımda 1862 doğumu Fatma Aliye Hanım'ın makale ve romanlarında sorun alanı olarak gördüğü bütün meselelerin günümüzde hala devam ettiğini yazmıştım.
Geçmişin sorunları devam ediyor ve geçmişten günümüze kadar uzanan sorunlar konusunda iyi kötü bir tartışma dili atmosferi yakalayabiliyoruz.
Neden yakalayabiliyoruz? Çünkü ecdat yaşadığı sorunu tasvir etmek konusunda bizden daha istekli idi.
Biz bu gün sorunları anlamak ve anlamlandırmak konusunda istekli değiliz. Biz derken Türkiye'nin bütün kesimlerini kast ediyorum.
Biz kavramını bütünlemek üzere, aynı zamanın ve aynı mekanın içindeki sorumluluk sahibi bütün süjeleri kapsayacak kadar geniş tutuyorum. Ortak mekandan kastım bütün bir gezegen. Evet benim “Biz"im bütün gezegeni kapsıyor.
Ayırımımı da hatırlayacaksınız kalbi olanlar ve kalbi olmayanlar olarak ortaya koyuyorum.
Kalbi olanlar; şefkat, merhamet, insaf, izan ve sorumluluk sahibi olanlar.
Kalbi olmayanlar; şedit, hırçın, merhametsiz, izansız ve sorumluluğunu yerine getirmeyerek başkalarının hakkını sürekli ihlal edenler.
Dikkat ederseniz ortaya koyduğum ayırımda ne cinsiyet söz konusu, ne ideoloji ne de dini kimlikler.
Hiç ayırım yapmaksızın, bütün kesimleri kast ederek, yaşadığımız dönemi tasvir etmek, tahlil etmek ve sorunların çözümü dair teklif sunmak konusunda, tutucu davrandığımızı düşünüyorum.
Maalesef, birinci meselemiz anlamak ve anlamlandırmak değil ikna etmek, ya da mecbur etmek olduğu sürece sorunlarımız azalmayacak, geometrik bir şekilde artmaya devam edecek.
Haftada en az iki gün manşetleri işgal eden “erkek şiddeti" modern bir sorun. Modern sorunu ataerkil kodlar üzerinden analiz etmeye kalktığımızda sorunun tasviri konusunda bir adım yol alamamış oluyoruz.
Geçmişe baktığımızda “erkek şiddeti" diye adlandırabileceğimiz bir toplumsal suç yok. Bu geçmişte şiddetin olmadığı anlamına gelmiyor. Geçmişte olmayan nedir?
Geçmişte örneğine rastlamadığımız durum şu:
1-Boşanma oranları kentleşme dönemi ile mukayese edilmeyecek kadar az.
2-Boşanan erkeğin eski eşi ile karşılaşması, arkadaş olması söz konusu değil.
3-Eşine ya da ailenin kadın fertlerine şiddet uygulayan erkek profili özellikle kırsal kesimde az rastlanır bir durum olmamakla birlikte, “kol kırılır yen içinde kalır" anlayışının hakim olduğu toplumsal baskı söz konusu.
4-Herkesin birbirine yakın hayatları sürdürdüğü geleneksel toplumlarda kadın ve erkek hayata dair farklı beklentilere sahip değil.
Maddeleri çeşitlendirmek mümkün.
Netice olarak şunu söylüyorum: Kadınların katledildiği bütün şiddet olaylarını tek bir ortak paydada, “erkek şiddeti" paydasında topladığımızda, sorunun nedenleri hakkında düşünmekten vazgeçmiş oluyoruz.
Giderek artan sorunun nedenleri üzerinde durmadan sorunu ortadan kaldırmamız mümkün değil.
Neden bütün katliam olaylarını “erkek şiddeti" etiketiyle veriyoruz?
Çünkü bu hem çok kolay, hem de kategorik ayrımlar insanların haberleri aidiyet kimliği üzerinden daha kolay algılamasını sağlıyor.
Ve fakat sorun merkezli olarak ele alınmayan bütün haberler sadece kötülüğün yayılmasına ve giderek kanıksanmasına neden oluyor.
II-
Erkek şiddetini değerli felsefeci Mehmet Sabri Genç'in “Karekök Hayat" isimli deneme kitabı eşliğinde dikkatinize sunmak istiyorum.
Genç, Viyana'nın kenar semtlerinden birinde tanık olduğu bir hayatı dikkatinize sunuyor “Salvador Ali ve Oğlu Van Bogh" adlı denemesinde.
“Birçok Türk işçi ailesi gibi esas amaç para kazanmaktı. Türlü türlü işler yapıp para biriktirmekle uğraşıyorlar, yaz tatillerinde memleketlerine gidip zengin görünüyorlardı. Türkiye'de alamancılardı ve kandırılırlardı. Avustralya'da zamanında Viyana'yı kuşatmış Osmanlı'nın torunlarıydılar. Artık yaşamlarını dahi kuşatamıyorlardı ve bu sebeple dışlanıyorlardı. Hem öz yurtlarında hem de gurbette gariptiler."
Viyana'da, içinde tuvaleti bile olmayan 30 metrekare alanda yatalak annesi, oğlu ve karısı ile yaşayan; yaşayan kelimesi uygun olmadı onlara hayatı zehir eden Salvador Ali'yi bir akşam yazar ve arkadaşları polise şikayet eder.
Eve baskın yapan polis Salvador Ali'nin annesini yaşlı bakım evine, oğlunu yetiştirme yurduna, karısını da sığınma evine gönderir. Salvador Ali de “evde annesini alıkoymaktan, karısına ve çocuğuna eziyet etmekten" hapsi boylar.
III-
Salvador Ali işsizlik sigortası ile geçimini sağlayan, hiçbir şey üretmeden hayatını kahvehane köşelerinde geçiren bir adam. Yatalak annesinin sorumluluğunu üstlenmeyen, ama annesi ile yeterince ilgilenmiyor diye karısını döven bir adam.
IV-
Salvador Ali bir profil elbette. Ama eşlerini öldürerek hapse düşmüş erkeklerin kaçı Salvador Ali ile ortak özelliklere sahip? Aile Bakanlığı'ndan bu konuda veri istedim. Maalesef isteğime hiçbir karşılık alamadım.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.