Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Kod adımız muhafazakar
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Kod adımız muhafazakâr

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı
I-

Allah uzun ömürler versin Başbakanımız olmasa Türkçemiz yeni deyimler kazanmayacak. Son bir haftadır her vesileyle her yaş ve her kültür seviyesinden insanın dilinde bazen nükte bazen şikâyet bazen e yetti ama bu kadar da olmaz edasında bir "kızlı erkekli" tartışmasına tanık oldum.

Kızlı erkekli tabiri post modern dönemi en iyi izah eden kavram çifti olduğu için kamuoyunun diline bu kadar derinden düştü diye düşünüyorum.

Geliniz meseleye başka bir açıdan bakalım.

Seküler zihniyet kızlı-erkekli ortamlara eleştiri getirilmesinden rahatsız.

Peki, şöyle yapsak olur mu? İslamcıların/muhafazakârların kızlı erkekli mekân paylaşımını dindarlar görmeye ve tartışmaya ve değerlendirmeye hazır mı?

Başbakanımız tebdili kıyafet eylese de "başörtülü instagram kuşağı"nın mekân paylaşımını bizzat yerinde tespit etse...

II-

Küresel dünyada "burası" ve "orası" diye bir şey yok.

Hepimiz buradayız ve hiç kimsenin kimseyi yerinden kıpırdatmaya ne takati var ne de hakkı.

Herkesin durduğu yeri muhafaza ederek dünyamızı genişletebileceğimizi idrak edebilmemiz için, ihtiyacımız olan şey saygı.

Saygıyı 21. Yüzyıl kodları ile yeniden inşa edebilmemiz için mesafeyi korumaya dikkat göstermemiz gerekiyor.

Sağlıklı bir mesafe inşası için özel ve kamusal alanın dilinin birbirine karıştırılmaması gerekiyor.

Oysa siyasetin derinliksiz söylemi ve medyanın bu söylemi polemik üzeriden tüketime sunması yüzünden, kamusal alana her gün özel alanın dili enjekte ediliyor.

Ve bu konuda muhafazakârlar bütün kesimlerden maalesef daha hızlı.

Oysa mahremiyetin korunması için özel alanın "özelde" kalmasına ihtiyacımız var.

Mahremiyet konusunda muhafazakârların kafa karışıklığı üslubu olmayan bir dil üzerinden her vesile ile ortaya çıkıyor.

Bu üslupsuzluk üzerinden karşı tarafı atağa kaldırarak "muhafazakâr" bir izlenim verilmeye çalışılıyor.

Birileri Türkiye muhafazakârlaşıyor diyor, kod adı muhafazakâr olanlar ise "Hakkımızı teslim ediyorlar nihayet" emniyeti içinde keskin cümleler kurmaya devam ediyor.

Ne Türkiye"nin ne de dünyanın "muhafazakârlık" ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığını ispat etmek için geçen hafta her dakika karşımıza çıkan "iç çamaşırı" defilesinin "melekler podyumda" anonsu ile verilmesini hatırlatmam yeterli olur zannediyorum.

Dünyanın nereden nereye gitmekte olduğunu anlamamız için şu bilgiyi affınıza sığınarak paylaşmak istiyorum: 1946 yılında Loiz Reaud tarafından bikini tasarlanır. Fakat "kıyafet" o kadar uygunsuz bulunur ki mankenler giymeyi reddeder.

Bikini Paris kumarhanesinden bir dansçıya giydirilir.

1964"e gelindiğinde ise Avrupa sahillerinde kadın bedenine dair gizli saklı neredeyse kalmamıştır.

III-

Çıplaklık cüretini giderek arttırıyor. Yaşadığımız dönem Roma"nın son dönemine benziyor adeta. Bolluk ve refahtan çürüyen Roma.

Dünya değerlerinden boşanmış çürürken bizim "edep" ve "mahrem" anlayışını, "ötekiler" üzerinden tartışmadan çuvaldızı kendimize batırmamız gerekiyor.

Çıplaklığın artan cüretine Paris üzerinden, Türkiye"nin seküler çevrelerinden değil İslami kesimin kına gecelerinden, kadınlar plajından da bakmanın önemli olduğuna dikkatinizi çekmek isterim.

Ne ki bu bahse üç nokta koyayım da siz kendi gözlemlerinizi o üç noktaya itina ile yerleştirin.

Bu yazının yazılma sebebine gelince...

Dindarlar, muhafazakârlar olarak, "ötekiler" in ahlakını/ahlaksızlığını merkeze alıp sorgulamak yerine ben neyi layıkıyla temsil edemiyorum sorusu ile yüzleşmeden bir arpa boyu yol gitmemizin mümkün olmadığını artık idrak etmek zorundayız.

Ahlakı koruyan kıyafet değil, kıyafeti koruyan ahlaktır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.