Yazarlar Maişet derdinde bir hayat Nazlı Ilıcak

“Maişet derdinde” bir hayat: Nazlı Ilıcak

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı

Uğur Mumcu “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" tanımını en ziyade Nazlı Ilıcak'a borçlu olmalı. Çünkü Ilıcak mevcut fikrini, “bilgilendirmek" yoluna gitti daima.
1980'li yıllarda TRT ekranlarında Nazlı Ilıcak-Uğur Mumcu polemiğini seyredenler hatırlayacaktır.
Ilıcak, şöhretini, anlamadığı/idrak edemediği konuları hiç kimsenin benimseyemeyeceği kadar aşk ile savunmasını Uğur Mumcu ile yaptığı polemiklere borçludur. İkisi de iyi polemikçi idi ama Nazlı Ilıcak estetik olarak ekrana daima daha fazla yakıştı. Ekran en ziyade boşluğu ve hafifliği seviyor çünkü.
Nazlı Ilıcak fikriyle çocuk kalmış bir kadın. Gündelik olan ile tarihi olan arasındaki farkı kavrayamayacak kadar fikir işçiliğinden azade.
Halk arasında fikirsiz denen insanlar vardır, onların okumuş versiyonu. Akletme becerisi gelişmemiş ama çalışkan, hep çalışkan. Kırmızı kurdeleyi takmak için hazır.
Bir yerlere isyan ederken ettiği isyandan ziyade, birilerinin aferinine gark olmak için isyan etmiş gibi. Onun için hiçbir isyanını, hiçbir karşı duruşunu fazla önemsenmemiş biri olarak yaşadı. 'Evet'lerini 'hayır'a, 'hayır'larını 'evet'e çevirmekte hiç güçlük çekmedi onun için.
Sağcısından solcusuna Nazlı Ilıcak için açılmış bir kredi vardır: “Çocuktur, yapar" kredisi.
1980 sonrası Turgut Özal karşıtı olarak kalemini yapılandırırken; adını anmak yasak olduğu için Süleyman Demirel'den 'Bir Bilen' diye bahsediyordu. 'Bir Bilen' sıfatını öyle aşkla kullanıyordu ki, Demirel, “Bir bilen, hep bilen, en bilen" olarak yerleşiyordu zihinlere. Ama ne olduysa oldu, 1985 yılında DYP Genel Başkanlığı için Demirel'in desteklediği Cindoruk'a karşı TOBB Başkanı Mehmet Yazar'ı destekledi, Nazlı Ilıcak.
O, Mehmet Yazar'ı kazanacak diye desteklemişti ihtimal. Kaybederken kazanan olmayı tam o sıra keşfetti. Güçlüden yana olmayan, güçsüzün yanında saf tutan biri imajını o tarihte edindi ve ondan sonra her dönem yeniden başarı ile tazeledi.
İmajının her dönemde yeniden tazelemesini bildi evet, ama bunu riyakar bir biçimde yapmadı asla. Dündeki kendini unutarak, yarındaki kendine sonuna kadar iman etmiş biri olarak yaptı.
Şimdiye kadar en zevk aldığı program büyük ihtimal magazin dünyasının öznelerinin evine gittiği program olmuştur. Çünkü orada tamamen kendisi idi. Yassıada'da tutuklu kalan bir babanın mirasçısı olmak zorunda kalınan geçmişin yükünden azade olarak...70'li yaşlarında olduğunu unuttu. Kolejli bir kız olarak beceremeye beceremeye dans etti, şarkı söyledi. Ahir ömründe gençliğinde yaşanmamış zevklerin kazasını itina ile yerine getirdi.
Liderler onu niye sevmedi?
Özal'dan Demirel'e, Erbakan'dan Erdoğan'a kadar liderler onca yakın olma çabasına rağmen Nazlı Ilıcak ile üç vakit sonra yollarını niye ayırmak istediler?
Çünkü o, nereye giderse gitsin “yol yordam" öğretmeyi seviyordu.
Siyasetin yaşam gurusu olmayı istiyordu. Desteklediği herkesi “imha" edercesine destekliyordu. Destekledikçe muktedirin de üzerinde olma tutkusunu büyütüyordu. Mesela Fazilet Partisi milletvekili olarak aynı partinin ilk başörtülü vekili olarak Merve Kavakçı'yı o kadar “fazla" desteklemiş olmasaydı belki 28 Şubat'ın tarihi başka türlü olurdu diyenler var.
Ama Nazlı Ilıcak, içinde heyecan ve ekran olan bütün isyanları seviyordu.
Ekran ekran gezmesini eleştirenlere karşılık “Ne yapayım evde akşamları yapacak başka işim yok" diye cevap veriyordu.
Evinde misafir ağırlamayı seviyordu ama ekranda başkalarının evine misafir olmak kadar heyecan verici değildi bu durum.
Fetullahçı Terör Örgütü kapsamında tutuklandı. İfadesinde ekranlarda işine son verilince maişet derdinden FETÖ'nün ekranlarında görünmeye ve gazetesinde yazmaya başladığını, onların ne olduğunu da ancak 15 Temmuz gecesi öğrendiğini söylemiş.
Maişet derdi...
Fazilet Partisi'nden İstanbul milletvekili idi. Milletvekillerinin emekli maaşı aldığını biliyordum. (Yanlış biliyormuşum demek ki...)
Gözaltına alındığında nezarethanenin temiz olup olmadığını sorması, hele hele yemeğimizi dışardan kendimiz mi getirtiyoruz demesi şaşırtıcı. Çünkü 7 Ekim 1982-5 Ocak 1983 tarihleri arasında Sağmalcılar Cezaevi'nde kaldı.
O yılları hatırlayalım, Özal ile yıldızının barışmaması, eşi Kemal Ilıcak'ı mali krize sokacak boyutlara varmıştı.
Sahi Turgut Özal ile niye anlaşamamıştı?
Semra Özal ile Nazlı Ilıcak hayattan aldıkları “tat" bakımından ne kadar da birbirlerine benziyorlar esasında.
Nazlı Ilıcak için ne diyebiliriz? İyi bir gazeteci?
Davasına ömrünü adamış idealist bir kadın?
Eski bir siyasetçi?
Cemal Süreya onun için “antikomünizmin Ajda Pekkan'ı" demişti. Bu benzetmenin son kullanma tarihinin çoktan geçtiğini düşünüyorum. Nazlı Ilıcak'ın hayatına yön veren şeyin idealleri değil “psikolojisi" olduğu konusunda C. Süreya ile hemfikirim lakin.
Son söz olarak şunu söylemiş olayım. 70 yaşını devirmiş bir kadının (elbette erkeklerin de) tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum.
Nazlı Ilıcak sadece bir ismi değil bir prototipi temsil ediyor. Bundan sonra da ekranlarda yeni ve genç Nazlılar olmaya devam edecek...
Başlığa gelince... Aşçısı, bahçıvanı, şoförü olan bir hayat için “maişet derdi" elbette zor olmalı.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.