Yazarlar Yeni ticaret savaşları ve Batının korsan yüzü

Yeni ticaret savaşları ve Batı’nın korsan yüzü

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı

I-

Wallerstein Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nu 1999 yılında yayımlamıştı. Kitabın benim için en önemli temalarından biri, 21. yüzyılda sosyal bilimlere düşen görev idi.

Dünyada ahlak felsefesi ve felsefi antropoloji, sosyal bilimlerdeki yerini güçlendirirken; necip ülkemizde sosyal bilimlerin tamamı, ama özellikle de felsefe kan kaybetmeye devam ediyor. Sosyal bilim anlayışımız elli yıl öncesinin bile gerisinde.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Fatma Barbarosoğlu : Yeni ticaret savaşları ve Batı’nın korsan yüzü
Haber Merkezi 05 Aralık 2018, Çarşamba Yeni Şafak
Yeni ticaret savaşları ve Batı’nın korsan yüzü yazısının sesli anlatımı ve tüm Fatma Barbarosoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Neden gerisinde?

Sosyal bilimciler değişen hayat düzenini anlamak ve anlamlandırmak yerine ya biz çok güzeliz ya da eyvah yandık kül olduk söylemine yaslanmayı tercih ediyor.

Tekno-felsefe muhafazakar kesimin gündeminde henüz ağırlıklı bir yer bulmadı. Siyasisinden akademisyenine muhafazakarlar, sosyal medyada fotoğraf paylaşıp takipçi sayısını nasıl arttırırım üzerinden performans tutturmaya çalışıyorlar.

Bütün dünya sosyal medyanın hayatımıza getirdiği dönüşümü konuşurken; bizim sosyologlarımız, torununun telefon kullanma kapasitesini her vesile ile nazara vermeyi, bireyin gelişmişliğine çarpıcı bir örnek zannediyor.

II-

Geçtiğimiz Perşembe akşamı İstanbul Üniversitesi Rektörlük binasının Mavi Salon’unda Hazine ve Maliye Bakanı sayın Berat Albayrak, akademi, medya, turizm, sinema ve iş dünyasından altmış sekiz kişinin davet edildiği bir akşam yemeği verdi.

Sayın Berat Albayrak salona hitap etmeden önce yemek masasında ilginç bir sohbet gerçekleştirdi. Berat Albayrak sosyoloji ile yakından alakalı, ekonomik olayları analiz ederken, olayları tarihi ve sosyolojik arka planı ile birlikte ele almayı önemsiyor. Kişisel ilgisinin yanı sıra eşinin sosyolog olmasının da olayları sosyolojik bakış açısı ile değerlendirmesinde etken olduğunu söylemek mümkün. Nitekim kendisi de bunun altını özellikle çiziyor. Bilindiği gibi Esra Albayrak, doktorasını ABD’de, sekülerlik çalışmalarıyla tanınan ve geçtiğimiz Mart ayında vefat eden Saba Mahmood ile yapmış bir sosyolog. Saba Mahmood,

liberal-seküler ön kabullerin “Müslüman özne”yi anlamakta yetersiz kaldığını vurguladığı Politics of Piety (Takva Siyaseti) ve seküler ulus devletin sanıldığının aksine dini azınlıkların haklarını korumak bir yana toplumdaki din ve mezhepler arası düşmanlığı körüklediğine Mısır örneği üzerinden dikkat çeken Religious Difference in a Secular Age (Seküler Çağda Dini Farklılık) adlı kitapları başta olmak üzere günümüzdeki etnik ve dini çatışmaları anlamak ve anlamlandırmakta katkısı önemli bir isim. Nitekim Esra Albayrak da kendisi ile Türkiye’deki din ve sekülerlik ilişkisi üzerine çalıştı.

Eşinin sosyolojik birikiminden istifade ettiğini vurgulamaktan çekinmeyen Sayın Bakan ekonomide insan unsurunun önemini Türkiye’nin büyük bir dirayet ile atlatmaya çalıştığı 13 Ağustos tarihi üzerinden örneklendirirken bütün salon “Biz bunları bilmiyorduk, neler yaşanmış” şaşkınlığı ile dinledi.

III-

Ticaret Savaşları’nın yeni bir evresine girmiş bulunuyoruz.

Yıllardır müthiş bir imaj yönetimi ile “korsan ve haydut” kimliğini gizlemiş olan Batı, tarih sahnesine post modern korsan kimliği ile yeniden çıkıyor.

Geçen hafta dünyanın en çok konuştuğu konular: Paris’in “sarı yelekli”leri ve Çinli dev teknoloji firması Huawei’nin sahibi Ren Zhengfei’nin kızı ve şirketin CFO’su Ming Vancou’nun, ABD’nin talebi üzerine Kanada’da tutuklanması.

Kanada Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, tutuklamanın sebebi, Huwei’nin, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını delmesi.

Çin ile Batı’nın yeni ticari savaşına bakınca... Eskisi nasıldı diye soruyorsunuz haklı olarak. Bugünü anlamamızı kolaylaştıracak en çarpıcı tarihi veri, Çin ile İngiltere arasında cereyan eden “çay savaşı” diye düşünüyorum. Britanyalılar ve Ruslar, Çin çayına müptela olunca, İngiliz Devleti, Çinlilere satacak bir şey bulamamalarının sıkıntısıyla bir hayli zor zamanlar geçirmiş, neticede bu “zor zamanları”, Çinlileri afyon müptelası edip onlara afyon satma “becerisi” göstererek aşmıştı.

Rahmetli ninem başarısızlıkla biten her işin sonunda “almak-satmak, cebimizden katmak öğrendik” derdi. Dünya, almak–satmak dengesizliğinde rayından çıkmak üzere. Çay savaşları döneminde olduğu gibi Batı, Çin’e yeni bir afyon pazarlamanın derdine gark olmuş durumda.

Batı’nın yeni afyonu sosyal medya ve “diziler” mi olacak?

Şimdiye kadar Türk dizileri pek çok yabancı ülkede gösterime girdi. Türk dizilerinin Türkiye’yi ne kadar temsil ettiği çok tartışılır bir konu. Ancak dünyanın Türkiye ilgisi Netflix gibi bir “yapımcı”nın da gündemine girmiş bulunuyor. Cuma günü yayınlanacak olan ve Türkçe çekilen “Muhafız” dizisi, konusu İstanbul’da geçen ve bir Türk aktörün oynadığı herşeyi ile yerli ilk “yabancı dizi”.

Velhasıl “almak–satmak, cebimizden katmak” noktasında çok dikkatli olmamız gerekiyor. Öncelikle iş bölümü esasına dayalı araştırmalar, analizler yapıp, sonra da disiplinler arası bütünleme çalışmalarına girişmemiz gerekiyor. Her bilimsel disiplin dünyaya belli açıdan bakar, önemli olan bütün bakış açılarını bütünleyecek ahlaki bir damardan yol alabilmemiz.

Ama bütün bunlar için eleştirel bakışa ihtiyacımız var. Soru(n) şu: Eleştirel bakışı nerede ve kimde bulacağız?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.