Yazarlar İçimizdeki Hizbullah canavarı

İçimizdeki Hizbullah canavarı...

Fikret Arsun
Fikret Arsun Gazete Yazarı

Galatasaray-Leeds maçını izlemek için İstanbul''a gelen İngilizler''den ikisinin öldürülmesi, birkaçının yaralanması bizim zannettiğimiz gibi; Türk medyasının ve ona çanak tutan cani kafalıların yansıtmak istediği gibi bir şey değildir. Taksim''de yaşananlar, milli hasletimiz olan kendimizi kaybettiğimiz anlarda -ki bu çok sık başımıza gelen bir şeydir- elimizi kana bulamanın ibret verici bir vesikasıdır.

O akşam, sarhoş olan ve böyle oldukları için de savunmasız ve şuursuz bir şekilde gezinen 6-7 İngiliz; İstanbul''un o saatte en kalabalık bölgesinde yüzlerce izleyicinin gözü önünde evrile-çevrile dövülmüştür. Ortalıkta uçuşan sopalardan ve bıçaklardan anlaşıldığı üzere, planlı olduğu şüphe götürmez bir eylem sonucu ikisi bıçaklanarak öldürülmüştür.

Nijeryalı bir doktor arkadaşım, "Dünyada çok ülke, çok öfkeli insanlar gördüm. Ama, Türkiye''deki gibi, on-onbeş kişinin bir kişiye acımasızca saldırdığına ve diğer insanların da elleri kolları bağlı olup-biteni seyredişine hiçbir yerde rastlamadım" demişti. Bu sözleri hatırladım...

Herkesin gözü önünde, bir arena coşkusu içinde aslanlarımız İngiliz kafirlerini parçalayarak öldürmüşlerdir! Oralarını buralarını açarak bir çelik gibi bükülmez ahlakımızı rencide eden, alınlarının teriyle eve ekmek parası götürmek için çırpınıp duran taksici esnafımızı taciz edecek kadar gözü dönmüş bu kafirlerden ikisinin öldürülmesi az bile olmuştur.

Zaferimiz pek parlaktır ama, insan yine de kendisini, keşke fedakar Türk polisi kahraman neferlerimize biraz daha geç müdahale etseydi de küffarın tamamı telef edilseydi demekten alıkoyamamaktadır. Zaten, katledilenler de insan değil, aşağılık rezil holiganlardır!

Tekrar düşünelim... Bu insanlar yalnızca itilip kakılmadı, tartaklanmadı, dövülmedi, yaralanmadı...Öldürüldüler, düpedüz vahşice bıçaklanarak öldürüldüler. Sarhoştular, içine girdikleri arbedenin de bu arbedenin kendilerine hazırladıkları sonun da farkında değildiler.

Belki, misafir olmanın, İstanbul''un göbeğinde bulunmanın, etrafta yüzlerce insan, yüzlerce polisin bulunuyor olmasının kendileri için hayat garantisi olduğunu düşünüyorlardı.

Belki... Ama, o insanların, o polislerin o akşam Taksim''de oynanan vahşi oyunu izlemeye gelen zevk sahibi Türk vatandaşları olduğunu, belki sadece son nefeslerini verirken anlayabildiler. İş işten geçtikten, ölüm vatanlarından binlerce kilometre ötede en rezil yüzüyle kendilerini bulduğu anda...

Anlamaya çalışalım... Bu olaya; yaşanan vahşeti, bir vahşet olduğu için değil Türk imajına indirilen bir darbe olduğu için kınayan "insanlıktan çıkmışlar"la, o kadarına bile tenezzül etmeyen, "oh olsun, geberttik gavurları" deyip zafer çığlıkları atan barbarların gözlüğünden bakamayız.

Bu olaya, gerçekleri gizleyen, çarpıtan, haberleri yanlı sunan, kamuoyunu kandıran; İngiltere ve dünya kamuoyundaki gerçek tepkileri bile ahlaksızca sansürleyen "ırkçı" Türk medyasının gözüyle bakamayız.

Bu olaya, yediğimiz her halttan sonra vicdanlarımızı rahatlatmak için kendimize ahlaksız ve sahte teselliler vererek "oldu bir kere" gözüyle de bakamayız.

O akşam Taksim''de olanlar da olanları takdim biçimimiz de düpedüz ırkçılık, kan dökücülük ve bunlardan zevk almanın tezahürüydü.

O akşam Taksim''de olanlar, içimizdeki Hizbullah vahşetinden başka bir şey değildi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.