Yazarlar İşte &8220;gominiz&8221; ve &8220;anaşit&8221; iki isim

İşte “gominiz” ve “anaşit” iki isim!

Fikri Akyüz
Fikri Akyüz Gazete Yazarı

Tayyip Erdoğan ile Turgut Özal''ın pek çok “benzeşen” yanları olmasına karşılık “ayrışan” tarafları da var.

Yeri gelmişken ekleyeyim: Yukarıda hem “yan” sözcüğünü hem de “taraf” kelimesini kullandım. Ben öztürkçe sözcüklere hiçbir zaman karşı olmadım. Ama Arapça ve Farsça kelimelere de karşı olmadım. Dolayısıyla “ağzıma ne gelirse” söylemeyi şiar edindim.

Bu nedenle, Arapça “taraf” sözcüğünü sırf Arapça olduğu için kullanmayıp “yan” sözcüğünü yeğleyenlere sormak lazımdır: “Yan tarafta oturan komşumuz..” derken de tarafsız mı olacaksınız?!

Evet konu dağılmadan Özal''a gelelim: Hani şimdi yeni yeni tartışılıyor ya..

Örneğin arabesk müzik jargonuyla “Atatürk yalnızları oynuyordu” ya da Posta gazetesinin şiir köşesindeki bazı şairlerin üslubundan öykünerek “Atatürk kalabalıklar arasında yalnızdı” şeklinde cümlelere bile rastlanıyor ya..

Aynı “yalnızlık” durumu aslında Turgut Özal için de geçerli idi.

Peki ben bunları şimdi niçin yazıyorum? Şunun için:

Cumhurbaşkanı iken eşini İstanbul İl Başkanı “yaptırtmak” gibi büyük bir hata sergileyen Özal''ın, kendisini Özal yapan bazı unsurları pek çoktu.

Sarp sınır kapısının açılması, “gominiz” Behice Boran''ın cenazesinin TBMM''de kılınması, “anaşit” Cem Karaca''nın Türkiye''ye gelmesine izin verilmesi, TCK''nın 141.-142. ve 143. maddelerinin değiştirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''ne bireysel başvuru hakkı tanınması gibi devrimsel icraat hep Özal döneminde oldu. Hatta serbest piyasa koşullarının temini, renkli ekran ve yeşil sahalara geçiş, özel televizyonlara izin verilmesi, otoyollar, ikinci köprü inşası da bu devrimlerden birkaçı idi..

Nasıl ki 12 Eylül cuntası döneminde Evren''i yere göğe koyamayıp şimdilerde Evren''e ağzına geleni söyleyen pek çok “kalın isim” var..

Aynı kalın isimler Özal''a sağlığında hep “yuh” çekmiş ama Özal öldükten sonra “ah vah” demek için sıraya girmişti.

İşte aynı durum Tayyip Erdoğan için de geçerlidir..

Tıpkı Özal''ın bazı vahim hataları olduğu gibi Erdoğan''ın da elbette bazı vahim yanlışlıkları oldu..

Örneğin 2-3 yıl önce, eylem yapan bir genç kızın lince maruz kalması karşısında ekrana çıkıp şunu diyebilmişti: “Bu ismi araştırdık, zaten sicili bozukmuş..”

Oysa Başbakan Erdoğan''ın da bir zamanlar sicili bozuktu!

(Gerçi sicili silindi ama “kalbi mühürlü” olan bazılarının gözünde o hep sicili bozuk olarak kalacaktır. Varsın kalsın!)

Ama aynı Erdoğan şu altı yıl içinde öylesine büyük devrimlere imza attı ki hepimiz gibi Allah''ın rahmetine kavuştuğunda inanıyorum ki Türkiye “bu adamı” çok arayacaktır.

“Kömür torbalarına” kafayı takmış olanlar elbette Erdoğan''ın gece gündüz çalışmaktan gözlerinin altında oluşan “gözaltı torbalarını” görmeyecektir.

Fakat ben Başbakan Erdoğan''dan şu “vizyoner” tutum örneklerini gerçekleştirmesini de bekliyorum.. Misaller: Bir kere 21. yüzyılda şu “azınlık” denilen kavramı kullanmak kadar büyük bir utanç herhalde azdır. Azınlık demek ne demektir Allah aşkına? Bir insan etnik kökeni ne olursa olsun şayet vatandaşsa artık azınlık demenin bir manası kalmış mıdır?

Hem Agop hem Hasan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise, siz kalkıp Agop''a niçin azınlık diyorsunuz? Agop da insan Hasan da, Agop da askere gidiyor Hasan da, Agop da vergi veriyor Hasan da.. O halde “fark” nedir?

Fark şu: Çünkü Agop''un dini farklı! Peki hani laik bir ülkede dinsel ayrımcılık olmamalıydı?

Lozan''da azınlık denmesinin bir anlamı hatta gereği vardı ama artık 21. yüzyılda değil miyiz?

Bunun gibi Ermeni sınır kapısının açılması, Sarp sınır kapısının açılmasından daha mı fazla risklidir?

Üstelik Sarp sınır kapısı Sovyetler henüz yakılmadan açılmıştı. Ermeni sınır kapısı ise “Sovyetlerin yıkıldığı bir dünyaya rağmen” kapalı!

Keza, Erdoğan''dan “artık” beklediğim diğer bir “vizyoner” tutum ise Alevilik ile ilgilidir.

Bir Alevi “Ben camide namaz kılmam, benim ibadethanem cemevidir” diyorsa buna Fikri Akyüz itiraz eder, ama sadece itiraz eder ve der ki: “Ey Alevi kardeşim dinimiz sadece camiye cevaz veriyor.”

(Pek tabii ki bir Alevi de bana itiraz etme hakkına sahiptir. Ama sadece itiraz etme hakkı vardır, bana yobaz deme hakkı yoktur.)

Ama Alevinin ibadethane tercihine “devlet” neden karışıyor? Devlet bu hakkı nereden alıyor?

Yine Behice Boran''ın “ölüsünün”, Cem Karaca''nın ise “dirisinin” Türkiye''ye gelmesi Türkiye''nin birlik beraberlik ruhunu mu zedeledi de Nazım Hikmet''in mezarının naklinde hala “tutucu tutum” sergileniyor? Son olarak memleketimizde “Ben Hitit''im kardeşim..” diyen bir tek kişi yokken Hititoloji Kürsüsü olabiliyorsa, bu memlekette Kürdoloji Enstitüsü niye kurulamamaktadır?

“Bu memlekette Hititli haddini biliyor, zaten Hititli de yok; Kürt ise haddini bilmiyor, zaten Kürt de yok, o yüzden Enstitü de yok..” diyorsanız tabii o başka!

Varsın Kürdoloji Enstitüsü olmasın, bizim de 14 yaşında cinsel tacize maruz kalmış genç kıza “üzülmedi” diye rapor veren Adli Tıp Enstitü''müz var ya..

Bu bize yeter!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.