Yazarlar Çekirge bol, su az

Çekirge bol, su az

Furkan Çalışkan
Furkan Çalışkan Gazete Yazarı

Bu dünya iki yüz yıl süren bir Türk ricati gördü. Balkanların yeşil denizlerinden çölün oynak kumlarına, steplerin göz alan uzunluğundan Akdeniz’in hiç uyumayan limanlarına dek adım adım geri çekildik. Şehir şehir, kasaba kasaba…Kimi bize aitti, kimi bize dahil. Yani önce kalemizin taşrasını bıraktık, sonra dış surlarını. Nihayetinde iç kaleye çekildik. Şimdi buradan konuşuyoruz. Artık her eylemimizin ve sözümüzün, “bu kalan sondur” titizliğinde olması gerekiyor.

İki yüz yıl boyunca toprak kaybettik. Hiçbir nesil bir sonrakine aynı haritayı bırakamadı. 1923’den sonra ise millet olarak hayatta kalma, kaostan düzene bir yol bulma çabası içinde bugüne kadar geldik. Zihnimizdeki haritalar ve iddialarımız ise hiçbir antlaşmanın maddeleri arasında yer almadı.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” nasihatinde kast edilen “insan” hayatın gündelik seyrine değil, aslında bir devamlılığa işaret etmek için vurgulanır. Bu devamlılık ait olduğumuz milletin dünya sathındaki ağırlık merkezini tayin edecek olan “milli karakterdir”. Anayasada ve parti programlarında yazmaz. Okulda öğretilmez. Ders kitaplarında geçmez. Üzerinize oyun kuracakların hesap edemedikleri karanlık bir bölgedir orası. Milletin iç güdüsüdür. Eylemi veya eylemsizliği, geri çekilmeyi veya hattı korumayı, telafi etmeyi ya da terk etmeyi orası belirler. Milli karakter, bazen bir hükümdarda, bazen bir şairde, bazen bir kumandanda, bazen de bir alimde gökte parlayan yıldız gibi ortaya çıkar. Onlara bakarak, istikametimizi tayin ederiz. İşte onlardan birisi de Fahreddin Paşa’dır.

İngilizlerin nesebiyle beraber satın aldığı bazı Araplar edepsizce Fahreddin Paşa hakkında ithamlarda bulununca, Büyük Medine Müdafii tekrardan parladı gökyüzümüzde. Tahammülü imkânsız şartlar altında, ihanet çemberi içerisinde, İngiliz paşası Şerif Hüseyin’e karşı, o ve bir avuç askeri mütarekeden sonra dahi Mescid-i Nebevi’yi son ana kadar savundular. Ve en önemlisi şudur; Fahreddin Paşa, fiziken Medine’den ayrılmak zorunda kalsa dahi, İstanbul’a gönderdiği kutsal emanetlerin yanına bu büyük direnişi de katarak, tüm İslam dünyasına şu mesajı iletmiş oldu; o büyük hakikatin muhafızı halen biziz. Ordumuz peygamber ocağıdır, askerimiz de Mehmetçik. Bir orduyu yenebilirsiniz, ikmal yollarını kesebilirsiniz, açlığa ve susuzluğa mahkûm edebilirsiniz fakat bir anlamı yenemezsiniz. Buradan bakınca hedef alınanın ne olduğu daha iyi anlaşılıyor. Konu tarihi bir olay ve tarihi bir şahsiyet değildir. Devamlılık ve temsiliyet, anlam ve iddiadır. Bu yüzden son günlerde olan biten şudur; İslam’ın kalbine yabancı bir el uzanıyor ve Fahreddin Paşa’nın temsil ettiği anlam, bu eli bileğinden yakalıyor.

Medine Müdafaası da artık bir kutsal emanettir. Çekildiğimiz bütün yerlerde bıraktığımız yeni bir başlangıç noktasıdır. Peygamber sevgisinin Müslümanlar arasındaki en kısa mesafe olduğunu unutmamaktır. Çünkü bir bakıma bu millet, bu ümmetin kesişim noktasıdır. Bunca yıldır çekilirken geride bıraktığımız yegâne ağırlık da budur.

Velhasıl Fahreddin Paşa, Medine’yi savunmaya halen devam ediyor. Çekirge bol, su az…

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.