YazarlarAlaturko bir muhabbet

Alaturko bir muhabbet

Gökhan Özcan
GökhanÖzcanGazete Yazarı
"Alaturka" kavramı üzerinden düşünmeye başlayarak bu toprakların hemen her derdini, sıkıntısını anlamak, çözmek mümkündür. Pratikte olmasa bile en azından zihinsel olarak...

Bu kavramı bu kadar hayatımızın bir parçası haline getirişimizi, gittiğimiz "cafe"lerde garsondan "Türk kahvesi" istemeyi içimize sindirebilmiş olmamıza benzetirim hep. Her iki kavramda bizim toplum olarak sırtımızı yere getirecek kadar vahim bir özgeçmişe sahiptir bu ülkede. Ama istisnai zihin gayretleri dışında toplumsal zeminde bunlarla hesaplaşmak gibi bir arayışımız ne dün oldu, ne de bugün böyle bir sorgulamanın emaresi var. Ama neyse ki o istisnai gayretler de vardır. O çalışmalardan birinin birkaç satırını bu yazıya sayfalarca izahatı gereksiz kılacak biçimde zemin kazandıracağını düşündüğüm için buraya alıntılamak istiyorum: " Medenileşme kavramı, bir kez sorunsallaştığında değerlerden bağımsız olduğu konusundaki statüsünü yitirir, medeni davranışlarla ''barbar'' ve ''ilkel'' olan ötekiler arasında iktidar ilişkilerine gönderme yapar. Türk modernleşmesi bağlamında ''medeni'' ve ''medeni olmayan'' davranışlar arasındaki ayrım, oldukça ayrıntılandırılmıştır. ''Alafranga'' tarz ve davranışlar yüceltilirken, ''alaturka'' tarzla ilişkilendirilen her şey olumsuz anlam taşımıştır. İlginçtir ki, Türkler kendilerine, gündelik yaşamlarına ve pratiklerine Avrupalı gözle bakmışlar, yabancı bir kemlime olan ''alaturka''yı ideal bir kimlik kaynağının oluşumu için kullanmışlardır "

Nilüfer Göle''ye ait bu satırlar, ister çatışma, ister tezat, isterse ironi deyin, üzerinde hassasiyetle durulması gereken tuhaf bir yanımızı ortaya koyuyor. Şimdilerde bu durumun kendisine de "alaturka" diyoruz; "alaturka demokrasi", "alaturka liberalizm", "alaturka mantık" vs... Evrensel saydığımız kimi kavram ve durumları eğip bükerek kendi mantığımıza, yaşama ve kavrama biçimimize uygun hale getiriyor olmamızı kastederek... Böyle bir tarafımız olduğu doğru, bu kavramın seyri bakımından gelinen bu noktayı anlamaya çalışmak da hiç kuşku yok ki son derece yararlı. Ama böyle esas ve derin bir meseleyi köşe yazıları üzerinden tartışmanın olur iş sayılamayacağını da herhalde takdir edersiniz.

Ben bir başka yönelime, yavaş yavaş dikkate alınması gereken bir başka gelişmeye işaret etmek istiyorum bu yazıda sadece. O da "alaturka" kavramının insanımızda yeniden birtakım olumlu çağrışımlar yapmaya başlamasıdır. Yani "alaturka" kavramı üzerinden Türkiye''yi anlama gayreti içinde olan istisnai zihinlerin Türk toplumunun uzun süren kimlik seyahatinin yeni bir durağına doğru ilerlemekte olduğunu görmeleri gerektiğine işaret ediyorum. O yeni durak, yola ilk çıkılan yere de oldukça yakın görünüyor.

İşaretler neler? "Alaturka" kavramının özellikle Türk toplumunun zevk çatısını teşkil eden üst sınıflarda yeniden bir marka değeri kazanmaya başlamasıdır. Alaturka kavramıyla isimlendirilen mekan, restoran, kreasyon, stil, tasarım, mimari yapı ve benzerlerine dikkat ediniz. Halka gelince... Onların da az buçuk modernleşme tecrübesinden sonra kalplerinin derin bir köşesinde alaturka sızılar hissetmeye başladıklarını hissediyorum. Elbette son derece kafası karışık nitelikte... Popstar Alaturka yarışması, ismindeki olağanüstü acayipliğe rağmen reyting başarısını sürdürüyor. TRT''nin işi daha ciddiye alan yarışmasının da ilgiyle izlendiğini gözlüyorum. Pop furyasında büyük ticari gerileme var. Dizilerin başarılarında da alaturka orijinli müziklerin büyük payı var. Her alandan başka ve daha ciddi örneklerle listeyi uzatabilirdim, ama yerim bitti. Son söz olarak şunu söyleyebilirim belki; ne kadar hayra yorulabilir bilmiyorum ama, Türkiye''de körlemesine alafranga hayranlığının, özellikle zevkler ve renkler seviyesinde suyu ısınıyor. Umarım bu yönelimin sonu "neo-Türko" bir muhite çıkmaz.

Bu gelişmenin iyiye ya da kötüye doğru olduğunu söylemek için henüz çok erken, ama bu ülke ile ilgili asırlık klişelerimizi yeniden düşünmeye başlamamızın vakti çoktan gelmiş de olabilir.