Yazarlar Büyük kamaşma

Büyük kamaşma

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan Gazete Yazarı

Bugün günlerden hangisi? Bunun bir önemi var mı? Asıl önemli olan soru: Bugün ben insanlardan hangisiyim?

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Gökhan Özcan : Büyük kamaşma
Haber Merkezi 07 Haziran 2018, Perşembe Yeni Şafak
Büyük kamaşma yazısının sesli anlatımı ve tüm Gökhan Özcan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

“Ne güzel bir gün!” dedi gözlerini açan insan. “Ne güzel bir insan!” dedi gözlerini açan gün. Nasıl oluyorsa oluyor, ikisi aynı anda uyanıyordu her sabah.

Perdeyi açıyorum, güneş hiç beklemediğim bir hamleyle kendini içeri atıyor, evin her yerini dolduruyor. Gözlerim kamaşıyor. Böyle bir şey, sanki dışarıda odadakinden çok başka bir şeyler olduğunu ilk kez fark ediyormuş gibi şaşkınlığa sürüklüyor insanı. Kısacık bir an... Ama ne kadar uzun! İçine alabildiği şeylerle ne kadar uzun, ne kadar derin bir hikaye kurulabilir. Karanlık... Işık... Oda... Dünya... Bir yanılsamadan ibaret değil mi bindiğimiz bütün bu salıncaklar? Hayat: Kendisini bütün nefeslerimize yayan kocaman bir şaşkınlıktan başka ne bizim için? Perdesi kapalı loş odalar... Birileri kalkıp yarı uyanık halde dünyadaki her bir odanın perdesini ayrı ayrı açarken, sanki hep orada heyecanla bunu bekliyormuş gibi duran o parlak güneş... Hikaye hangisinde? Güneşe perdelerini açılan o odada mı? İçeri dolmayı heyecanla bekleyen güneşte mi? Bir nefeslik sürede oluveren bütün bu devâsâ değişimden sadece gözleri değil, aklı da kamaşan insanda mı? Perdesi kapalı ne çok ev var şu yeryüzünde düşünün. Dışarıda heyecanla içeri dolmayı bekleyen ne çok güneş... Ve ne çok kamaşma... Ve düşünün, bütün o kamaşmaların ne çok hikayesi var; hayatın içinde, hayatın içindeki her anın içinde, hayat kadar uzun ve hatta hayattan çok daha uzun ne çok hikaye...

Sanki deniz dev dalgalarla üzerine doğru gelirken, kıyıda şaşkın şaşkın dalgaların ihtişamını izleyen küçük bir çocuk gibiyiz. Hayat nasıl da aşıp geçiyor sonsuz kere sonsuz ihtimalleriyle bizim küçük, acınası, sarsak

savunma tedbirlerimizi.

Aslında her şey uç uca birbirine eklenerek büyüyen bir kamaşmadan ibaret belki de! Perdeler açıkken de, kapalıyken de! Gözlerimiz açıkken de, kapalıyken de! Odanın içindeyken de, dışındayken de!

“günlerin yamanan yıldızlar/ ve üzülen gökkuşaklarıyla/ doluluğundan söz ediliyor/ evlerde çocuklar arşınlanıyor/ ve alkışlanıyor babalar/ ki tütün başında/ ekmek başında kabir başında” diye yazmış ‘Ağartı’da hepimizin Cahit abisi. O rahmete gark olası zarif adam, nasıl da özleniyor bunca yıl sonra hâlâ! Hayattayken; herhangi bir günün herhangi bir yerinde hiç karşılaşmadığı bunca insanın, mum ışığıyla aydınlatılan kalp odacıklarında.

“Farkında bile değiliz” dedi gözlüklü adam. “Neyin farkında değiliz?” diye sordu merakla diğeri. “Farkında olmadıklarımızın” dedi gözlüğünün üstünde bakarak.

“Mutlu olmak, korku duymaksızın kendi kendinin farkına varabilmektir” demiş Walter Benjamin.

Bazen içimden bir şey geliyor. Bazen ben içimdeki bir şeye gidiyorum. Bazen de ortada buluşuyoruz.

Bir de şunu düşünün; bir kuş bir kafese kapatıldığında gökyüzü ne hisseder?

Uçmayı başarabilmek için, düşme korkusunu yenebilmek gerekiyor; hangi kuşa sorsanız söyler size bunu. Ama kuşgönüllü birine sorarsanız cevabı şu olur: Aslında uçmak, düşmekten korkmamaktır.

Diline gelen her sözü kuş cıvıltılarıyla söyleyen insanlar da var.

“Ya dur düşün halini” dedi meczup, “ya düşünedur âlemi!”

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.