Yazarlar Euro 2008"in tekinsizi

Euro 2008"in tekinsizi

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan Gazete Yazarı
Türkiye''de spor değil ama, futbol gündemin tepesinde daima kendine yer buldu. Hatta zaman zaman diğer gündem maddelerini neredeyse unutturacak biçimde... Şu sıra olduğu gibi... Milli Takım''ın Avrupa Futbol Şampiyonası''nda oynadığı ve dünyanın “çılgınca” olduğuna inandığı son iki maç, önemli iniş çıkışları olmayan şampiyonaya renk getirdi. Ama bununla da kalmayarak, hem toplum olarak bizim kendimizi bir kere daha düşünmemize, hem de başta Avrupalılar olmak üzere diğer toplumların bizi düşünmesine yol açtı. Öteden beri anlaşılması zor bir toplum idik, şimdi kimileri için anlaşılması imkansız hale geldik.

Bu kadar sıra dışı bir sonuca varmak için iki doksan dakikayı mercek altına almak yeterli olabilir mi? Aslında iki doksan dakika da değil, bir kırk beş, bir de yirmi dakika olmak üzere toplam altmış beş dakika... Elbette kitabi sonuçlar çıkarmak için bu kadarı yeterli değil. Ama eğer gerçeküstü ilgileriniz varsa ve belli bir uzaklıktan bakıyorsanız, futbol oynama biçimini dikkate alarak Türk toplumuna rahatlıkla “tekinsiz” yakıştırması yapabilirsiniz. İsviçreliler ve Çekler, bu “tekinsiz”liğe dair kanıt da gösterebilecek durumdalar. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, kendine de çevresine de asla huzur vermeyen, kaybedeceği zaman bir anda her şeyi değiştirip üste çıkabilen, artık sırtı yere gelmez diye düşünülürken birden kendine çelme takarak burun üstü yere çakılan bir toplum... Mutlaka bu tespite itiraz ederiz, ama evet, biz hemen hemen böyle bir toplumuz.

Bakın bizim aynı gün içinde ne kadar uçlarda dolanabildiğimize dair iki örnek... Nihat Kahveci, Hamit Altıntop''un rakip sahanın ortalarından sol çapraza doğru attığı milimetrik pası, yine milimetrik bir ofsayt dikkatiyle alarak dönüyor, hafif sağa doğru sürdüğü topu yine sağ ayağının içiyle, şimdiki zamanda dünyanın en iyi kalecisi ünvanına sahip olan ve açıyı daraltmak için büyüyerek üstüne gelen Petr Cech''in uzandığı köşeye tam kıvamında bir plase yaparak ağlara gönderiyor. Nihat Kahveci iyi bir golcü, evet... Ama şundan da eminim, o gol o dakikaya kalmamış olsa ve Türkiye''ye çeyrek finali getirmeyecek olsa o kale direklerinin içine asla düşmezdi. Ya Hamit pası savsaklar Nihat''ı geciktirerek ofsayta düşürürdü, Ya da Nihat topu kaleciye çarptırırdı. Abartıyor muyum durumu? Eminim yetmiş milyon insanımızın en az yarısı benim gibi düşünüyor. Ahmet Çakar bile bu performansı gizil güçlere bağlamadı mı?

Şu da ikinci örnek Hulki Bey Sabih beye iktidar partisinin akibetini soruyor, o da soruya verdiği cevapta hızını alamayarak bırakınız mevcut partiyi, yerine kurulacak partinin bile kapatılacağını söylüyor. Normalde siyasete parti kurmak suretiyle girilir. Bütün dünyanın gerçekliği de budur. Ama bu ülkede siyasete en doğrudan giriş parti kapatmak suretiyle oluyor. Siyaset yorumcularının Ahmet Çakar muadilleri de bu hadiseleri “iyi saatte olsunlar”a bağlıyor.

Aralarında siz nasıl bir ilgi kuruyorsunuz bilemiyorum; ama benim Milli Takım''ın attığı her olağanüstü golün ardından gözlerimi açıp kapatarak rüya görüp görmediğimi, sonra kaleciye bakıp golü kendi kalemize atıp atmadığımızı, daha sonra doğru kanalda olup olmadığımı, yerçekiminin devam edip etmediğini falan kontrol etme gereği duymamda bir sebep mutlaka var. O sebep Türkiye''de yaşıyor olmam ve burada zaferin de mağlubiyetin de bir tekinsizliği mutlaka var.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.