Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Ölçme bilgisi
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Ölçme bilgisi

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan Gazete Yazarı

“Bazen her şeye yeniden başlamalıyım diye düşünüyorum” dedi gözlüklü olan. “Bunun için önce bir şeyleri bitirmek gerekmiyor mu?” dedi yanında oturan.

Bir yerden başlamalı... Ama nereden? Durduramıyorsak hiç ya da yavaşlatamıyorsak en azından, belki de tutup koparmalıyız günün akışını herhangi bir yerinden. Ki, her şeyi yeniden görebilmenin, anlamayı deneyebilmenin, bir şeyleri yeniden başlatabilmenin, azıcık da olsa değiştirebilmenin küçük de bir imkanı olsun.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Gökhan Özcan : Ölçme bilgisi
Haber Merkezi 11 Nisan 2019, Perşembe Yeni Şafak
Ölçme bilgisi yazısının sesli anlatımı ve tüm Gökhan Özcan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bu kabuktan uyanmanın imkansız olmadığına dair küçücük de olsa bir umudumuz olsun. Dursun her şey ve sonra isterse yeniden başlasın. Her kırılma, hayatı zorlayan ve fakat farkında olmadığımız, belki farkında olmayı istemediğimiz tehlikeli bir gerilimin ifşa olmasını sağlar. Bir daha gözlerimizi kapatamayız hayatın un ufak olarak etrafa dağılan irili ufaklı parçalarına. O sarsıcı parçalanmayı görmekten kaçamayız daha fazla. O halde, neden korkalım, neden çekinelim kırılmalardan? Neden çekinelim akıp giden günleri orta yerinden koparıvermekten? Madem ki elimizden kayıp giden şeylerin farkına varmamızı sağlayacak, madem ki gözlerimizi kaçırdığımız yerlere bakmaya mecbur edecek bizi, neden endişe edelim kırılmaktan? Bu en çok ihtiyacımız olan şey değil mi bizim? Neden kaçınalım bu sonsuzmuşçasına uzayıp giden unutkanlığın darmadağın olmasından? Hatırlamak değil mi bizi kendimize geri getirecek olan şey? Hayatımızı geri istemiyor muyuz hepimiz? Herkesin hikayesinden kendi hikayemize geri dönebilmek istemiyor muyuz? Kapıldığımız her şeyi bir an durdurup yeniden, kendimiz gibi başlayabilmek istemiyor muyuz yaşamaya? Ama gerçekten yaşamaya... Öyle bir yerdeyiz ki artık, yürüyüp dururken bir şeyleri değiştirmenin imkanı kalmadı. Durmalı, durdurmalıyız akıp giden her şeyi. Uyanmanın, silkinmenin, sarsılarak düştüğümüz yerden ayağa kalkmanın başka yolu yok.

“Yıkansam, yıkansam, hep o güneşlerle yıkansam/ Düşleri tenime geçse yaz rüzgarlarının/ İzine pek rastlamasam/ Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye/ Bunu bir daha sorsam/ Ne çıkar bir daha sorsam/ Sonra hiç konuşmasam, sonra hiç konuşmasam/ Ve bu yorgun, bu üzünçlü yüreği/ Benim değilmiş gibi, benim değilmiş gibi/ Kimse görmeden bir yol kenarına bıraksam” diyor Edip Cansever insanı savunmasız bırakan şiirlerinden birinde.

İnsan mezura ile ölçemez insanlığının boyunu. Duygularını yan yana koyarak ölçer ve düşüncelerini. Sözlerini, kelimelerini dizerek ardı ardına belki de bir ipe... Hayallerini sonra, hayallerinin kırılan yerlerini... İnsan, başkalarına pek de açmadığı sırlarıyla ölçebilir ancak insanlığının boyunu. İçinin kimselerin pek de haberdar olmadığı sızılarıyla ölçebilir. İnsan eline bir mezura alarak ölçemez insanlığının boyunu. Duygusuz sayılara, hazır formüllere, ezbere denklemlere bakarak anlayamaz insan, adına hayat dediğimiz bu çalkantılı oyunu.

Bir de şunu düşünün; içinde kendi anlamını bulamayan bir sözlük ne hisseder?

Bitmesini istediğinizde uzayıp giden, hep sürmesini istediğinizde sonu geliveren zamanlar da var.

“Yakanı bırakmayan şeyleri tanımak istiyorsan!” dedi meczup, “elinden bırakamadığın şeylere bir bak!”

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.