Yazarlar Dilimizi bilmek

Dilimizi bilmek

Hakan Arslan
Hakan Arslan Gazete Yazarı

Geçen hafta gündemi belirleyen temel öğe "Cumhurbaşkanlığı Seçimi"ne dönüşünce, "dil kullanımı" konusundaki tartışmaya ara vermek zorunda kalmıştım. Şimdi kaldığımız yerden sürdürelim: Anımsayacak olursanız, geçen Çarşamba yazılarda kullandığım dilin zaman zaman "anlaşılmaz" olduğu yönündeki eleştirileri aktararak, "metin-okur" ilişkisine değinmiş, okuru da belli ödevlerin beklediğinden söz etmiştim.

Okurların kimi yazılarımı "anlaşılmaz" bulmalarındaki bir başka gerekçeyse şu idi: Çok sayıda Türkçe (gelin buna dilimizin içinde bulunduğu "ilginç" konumu yansıtan bir tanımlamayla "Arı Türkçe" diyelim) sözcük, kavram kullanmam! Öyleyse, geçen haftaki savımı yinelemem gerekiyor: "Kendi payıma, içinde bulunduğumuz düşünsel yönsüzlükte bizi esenliğe götürecek yollardan birinin bu soy bir dil anlayışı olduğuna inanıyorum."

Artık kökleşik hale gelmiş olan bir kuramı kısaca özetleyelim: "Her dil, içinde kendi düşünüş biçimini barındırır. Dolayısıyla, dilimizde hangi öğeler baskınsa, düşünüş biçimimiz de bu öğelerin belirleyiciliği altında kalır. (Burada, bir yanlış anlamayı engellemek için, yaşayan dillerden, günümüz dillerinden söz ettiğimi belirtmeliyim: Başka deyişle, şu anda örnekse ABD, Fas, Almanya, Hindistan, Japonya''da konuşulan dillerden!) Demek, bizi başkalarıyla benzeşik kıldığı ölçüde ayrışık kılan şeylerden biri de dildir. Dil sizi başka bir yaşayan dilin "düşünüş biçimi" içine de sürükleyebilir, kendi "özgün" konumunuzu bulmanızda yardımcı da olabilir: Seçim sizin.

Kendi payıma, Türkçe''nin gözardı edilemeyecek bir dil olduğunu düşünüyorum. Türkçe ne yetersizdir, ne benzersiz. Türkçe benim ana dilimdir, salt odur. Onu anlamsızca yüceltemeyeceğim gibi, "yetersiz" soyundan tanımlamalara sığınarak savsaklayamam da: Bunu yapabilmek için, önce bu işin hakkını vermiş olmam, yani bu dili tam anlamıyla öğrenmiş, incelemiş, eşelemiş olmam gerekir. Bana "verilmiş" olan dille, dil anlayışıyla yetinemem, yeni kaynakların ardına düşmüş, onları yönünce değerlendirmiş olmam gerekir. Hepimizin nice nesneye, bakışa, duruşa, inanışa böyle bir özeni gösterdiğimizden eminim: Peki, dilimize aynı özeni gösteriyor muyuz?

Hiç sanmam. Türkiye''nin tam bir düşünsel düşkünlük, tam bir düşünsel yoksulluk içinde bulunmasının başlıca nedenlerinden biri bu. En iyisi ince alaya başvurup "dilimiz konusunda pek yetingeniz biz!" diyelim. Siyasal, dinsel, kültürel, yaşamsal sorunlarımızdan onca uğraşı, onca ilgiyi esirgemiyoruz da bütün bunların ardında yatan öğelerden birine, "dil"e gelince "Şimdi sırası mı?" deyiveriyoruz.

Dünya üzerindeki konumumuzu salt "siyasal" bir duruşla koruyamayız: Bunun için kendine özgü bir "düşünüş biçimi" üretmek zorundayız. Dünya üzerinde bunu deneyen, deneyip başarmış olan topluluklar var. Yine kısaca aktarmak gerekirse: Alman ve Macar dilinin son dört yüzyıllık çabası iyi bir örnek oluşturuyor. Bu iki dil kendilerine dönerek, kendi evrenlerinin izini sürerek Paris-Londra ekseninde biçimlenen "düşünce"nin bir türevi, acınası bir yansısı olmaktan kurtuldular. Bu hem zorlu, hem uzun bir çabaydı. Almanya''da nice kişi dillerini arılaştırmaya, yeni "sözlükler" kurmaya girişti: O dönemde hazırlanmış kimi sözlüklerden çağdaş Almanca''ya ulaşabilmiş "on yirmi sözcük" ya var ya yok: "Ne acınası, ne boş bir çaba" denebilir, "Toplam on sözcüğe adanmış bir ömür!" Ama bugün Alman düşüncesine ayrıcalı bir yer sağlayan işte o dokunaklı çabadır. Aynı çabaya Türkçe''nin de gereksinimi var. Kendi "düşünüş biçimi"ni kurmak önemliyse eğer, her birimize ödev düşüyor: "Ulusal" değil, "yaşamsal" bir çaba olacak çünkü bu!

Kendi dilimizi iyi bilmek inançlarımızı, ilgi alanlarımızı, kuşkularımızı, kavrayış biçimimizi kuşatan başka dillere uzak durmamızı, yabancılaşmamızı, bu dilleri bir yana bırakmamızı gerektirmiyor: Tam tersine, onları yönünce kavrayabilmek yolunda da içine doğduğumuz "dil evreni"ni, bu evrenin barındırdığı (oysa sıkça göz ardı edilen) olanakları, söz dağarcığını, kavram zenginliğini bilmek çok önemli bir araçtır.

Dilimize çeki düzen vermek kendimize çeki düzen vermektir aslında.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.