Yazarlar Haliniz sinmiş ter kokusunu parfümle örtenler gibi

Haliniz ‘sinmiş ter kokusunu parfümle örtenler’ gibi

Hasan Öztürk
Hasan Öztürk Gazete Yazarı

Üslupsuzluğun müsebbiplerinin hali, “Parisli süslü kadının, sinmiş ter kokusunu bastırmak için parfüm kullanması”na benziyor!
Size şahit olduğum birkaç hususu hatırlatmayı uygun gördüm:
Bir:Paralel Yapı elemanlarının ağıza alınmadık küfürlerle saldırdığı bir siyasetçiye, “Efendim onları mahkemeye vermeyin. Onların katına inmeyin” diyen bir gazeteciye, siyasetçinin verdiği cevap hala kulaklarımda “İyi de anasına küfredilen benim!”
İki: Bir de şu var. Etrafındaki “teşni”leri kurup kurup, ona buna “sinir bozucu” göndermeler yaptırdıktan sonra “seviye dersi” verenlerin varlığından da haberdarız.
Üç: Yine bir gün bizim büyüğümüz bir gazeteci, bizden genç bir gazeteciye dönüp, seviyesiz ithamlarda bulundu. Genç gazeteci ona dönüp, “Düne kadar benim oturduğum koltukta siz oturuyordunuz. Ve o koltuğun meşruiyetini sorgulamıyordunuz. Ne oldu?Sizin koltuğunuza biz oturduğumuz için mi o koltuklar meşruiyetini kaybetti” demişti.
Dört: Bir başkası, evinin iaşesi için bir ay boyunca çalışan gazete emekçilerinin aldıkları ücreti, “puro parası” olarak nitelemişti.
Say say bitmiyor… Ama burada durayım da sözü bir büyük alsın en iyisi…
Ben hiçbir şey demiyorum…
Yusuf Ziya Cömert abi ne güzel söylemişti ve yazmıştı; Hasan Karakaya abi vefat ettiğinde
“Hasan abi hepimiz adına küfür ediyordu… Bu da benim duam olsun. Allah o bizim adımıza ettiği küfürleri hasaneta tebdil etsin. Allah o ettiği küfürler sebebiyle de ondan razı olsun.”
Hak edene hak ettiği cevabı vermek ne zaman üslupsuzluk oldu ki?
Söz sonu: Üslupsuzluktan söz edenler, başlarına bir şey geldiğinde nasıl bir tutum takındıklarını unutmuşlar… Sağa sola “üslup” dersi veriyorlar
Parisli süslü kadının haline ne çok benziyor haliniz.
Yanılıyor muyum?
Türedi karaktersizler
Makine Kimya Endüstrisi (MKE) Genel Müdürü Mustafa Tanrıverdi'nin milli silah projemizi üç kuruşa satarken suçüstü yakalanması üzerine “Ne çok satılık adam var; bu memlekette” diye düşünürken kapıdan içeriye Mustafa Kutlu ağabey girdi.
Beni öylece “alık” bir halde görünce sordu, “Niye bu haldesin?”
Anlattım…
Dedi ki, “Adamlık, karakter, kişilik denen şey önemli. Biz buna maya diyoruz. Rahmetli Nurettin Topçu bey işte böyleleri türemesin diye ömrünü adadı.”
MHP: Kadro partisi mi kitle partisi mi
MHP'de kongre tartışmaları mahkemenin verdiği kararla yeni bir sürece girdi. İzleyip göreceğiz… “Kolay kolay partiyi teslim etmeyiz” diyen MHP lideri Devlet Bahçeli mi, yoksa dört bir yandan partiyi kuşatanlar mı kazanacak?
Bu sürecin bendeki yansıması şu: Bir kitle partisinden çok kadro partisi olan MHP'nin zaten tek başına “iktidar” olma şansı yok. Bunun yerine kadroları ile “bürokraside iktidar” olmak; yani devlette devamlılığı sağlamak gibi bir misyonu var. Kadro partilerinin özellikleri de bu zaten.
Bu açıdan MHP'nin “kilit parti” olarak Meclis'teki varlığı… Siyasal hayatımızın kritik anlarında üstlendiği rol, demokrasimiz açısından son derece kıymetli.
Buna mukabil katı ideolojik yaklaşımların baskın olduğu dönemlerde dahi devletin bürokratik kadrolarında hep var ola geldikleri de bir gerçek.
Peki bu son MHP serüveni yeni bir dönüşümün işareti mi?
Bu sorunun cevabı, Meral Akşener'in, “Bakın başbakan oluyorum” cümlesinde gizli gibi. Yani MHP'yi kadro partisinden çıkartıp kitle partisi yapmayı hesaplıyorlar. Böylece Ak Parti'nin merkez sağı kuşatan “hakim parti” pozisyonunu bozmayı düşünüyorlar.
Bütün bunlarla birlikte MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 12 Eylül sonrası Alparslan Türkeş'ten aldığı bayrağı hakkıyla taşıdığına inanıyorum.
3 Kasım 2002 seçimlerine Bahçeli'nin “kurulan kumpası” görmesi nedeniyle gittik örneğin.
367 garabetini bertaraf eden… 28 Ağustos 2007'de Abdullah Gül'ün 10'ncu Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin önündeki bariyeri aşan da Bahçeli'nin iradesiydi.
7 Haziran2015 sonrası oluşan parçalı tablonun aşılmasında… 1 Kasım 2015 seçimlerine gidilmesinde…
Ak Parti iktidarından kurtulmak için CHP lideri Kılıçdaroğlu tarafından “rüşvet gibi” takdim edilen başbakanlığı elinin tersiyle iten de Bahçeli'ydi…
Hele bir de “karşıtını oluşturursan varlığını sürdürürsün” tezi üzerinden her seferinde PKK ve diğer terör örgütlerinin şehirlerdeki karşıtı olarak sahaya sürülmek istenen “Ülkücü gençliği” sokaktan uzak tutması hakkının verilmesi için yeterlidir.
Şimdi bir yol ayrımında MHP! Ya “Verdiğimiz destek ile kitle partisi olacak ve iktidara yürüyeceksiniz” diyen çevrelerin güdümüne girecek… Ya da, bir “kadro partisi” olarak “kilit parti” rolünü sürdürmeye devam edecek.
İzleyip göreceğiz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.