Yazarlar Saldırının dinamikleriyle yüzleşme

Saldırının dinamikleriyle yüzleşme

Hatem Ete
Hatem Ete Gazete Yazarı

Paris’teki saldırıyı, “ifade özgürlüğü” veya “İslam-terör” parantezine hapsederek tartışmak, “medeni-barbar” ikiliği üzerinden zihinsel konfor sağlasa da, ne saldırının çok boyutlu dinamikleri, ne de olası sonuçları hakkında bir fikir verebilir. Bu tür normatif önermelere sığınılarak yapılan oryantalist okumalar, saldırının karmaşık gerekçe ve yansımalarını örten bir stratejiye hizmet ediyor. Neyse ki ideolojik pozisyonları entelektüel kabiliyetlerini kemirmiş bir avuç insan dışında Türkiye’de bu sığ yorumlara itibar eden olmadı.

Türkiye’de İslam-terör arasında bir illiyet bağı veya İslam ile demokrasi-hoşgörü arasında özsel bir uyuşmazlık olduğunu savunan okumalar sayıca az olsa da, saldırıyı siyasi-sosyolojik dinamiklerden yalıtıp Müslümanların veya İslam dünyasının terörle ilişkisini sorunsallaştıran, meseleyi Müslümanların sorunu olarak kodlayan pek çok okuma yapıldı. Müslümanlar, özeleştiri yapmaya, günah çıkarmaya, saldırıyı lanetlemeye davet edildi.

Meselenin herkesten önce Müslümanları ilgilendirdiği, sonuçları itibariyle herkesten fazla Müslümanları etkilediği açık. Nitekim İslam dünyası da, uzunca bir süredir bu meselelere kafa yoruyor, radikalizmin yükselişi karşısında çareler arıyor. Bu tür saldırılar en üst perdeden, bugünlerin pek moda tabiriyle, “ama”lara sığınmadan lanetleniyor.

Ancak, Müslüman birey, grup ve siyasi yapılar, çerçevesini bütünüyle kendilerinin belirlediği bir evrende yaşamıyorlar. Kendilerini çevreleyen, çoğunlukla da maruz kaldıkları bir sosyo-politik bağlam içerisinde davranış geliştiriyorlar. Bu nedenle, İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasi koşulları, Müslümanların maruz kaldığı sosyo-kültürel dinamikleri hesaba katan bir perspektif geliştirilmediği müddetçe, Müslümanları sorunsallaştırmaya odaklanan okumalar, soruna çare bulmayacağı gibi, bir adım sonra, ırkçı-ayrımcı normatif okumalara eklemlenecektir.

Bu çerçevede, İslam’ı suçlayan veya Müslümanları günah çıkarmaya davet eden yüzeysel okumaları bir kenara bırakıp, sosyo-politik unsurları hesaba katmaya yönelen bir analizin en az iki dinamiğe odaklanması gerekir.

Birinci dinamik, Avrupa’nın İslam ve Müslümanlarla imtihanıdır. Avrupa, üretmekle övündüğü çoğulculuk fikrine rağmen, kendisinden farklı olanla bir arada yaşama pratiğine sahip olmadığı gibi, önümüzdeki dönemde de farklılıkları bir arada yaşatma imtihanını başarıyla geçeceği izlenimi vermiyor. Müslümanların kamusal görünürlükleri arttıkça, yabancı düşmanlığı hızlıca İslam karşıtlığına evriliyor. Avrupa’da çoğunlukla Müslümanları hedef alan ırkçı saldırıların failleri bulunmadığı gibi, sağcı partiler gittikçe güçleniyor, birçok ülkede iktidar ortağı oluyor. Sağcılar yabancı düşmanlığı, solcularsa laiklik ekseninde İslam karşıtlığını tetikliyor. Avrupalı Müslüman gençler, bu iki karşıtlık dinamiğinin kesişme noktasında, entegrasyon problemleriyle de boğuşarak bulundukları ülkeye yabancılaşıyorlar.

İkinci dinamik, İslam dünyasındaki siyasal tecrübe ile ilişkili. İslam coğrafyasının büyük bir kısmı, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra işgal, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraysa otoriter yerli sömürge yönetimlerine maruz kaldı. Otoriter yönetimler, siyasal katılım ve temsil kanallarını tıkayarak silahlı radikal örgütlere davetiye çıkardı. Daha yakın tarihli bir kırılma, 11 Eylül (2001) saldırısı ve ABD’nin Irak işgaliyle (2003) yaşandı. Özellikle ABD’nin Irak işgali ve sonrasındaki politikaları, bölgenin etnik ve mezhepsel fay hattını açığa çıkararak radikal örgütlerin güçlenebileceği bir zemin üretti. Ve son olarak, Arap Baharı. Olabildiğince geniş katılım ve sivil enstrümanlarla Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki birçok otoriter rejimi sarsarak, yüz yıl sonra İslam dünyasında güçlü bir demokratik dalgayı harekete geçiren Arap Baharı, kısa sürede boğduruldu. Küresel ve bölgesel birçok devlet ve aktör, toplumsal desteğe sahip, demokrasiye uyumlu bu hareketleri boğmak adına bir yandan eski rejimlerin güçlenmesine destek verirken, bir yandan da radikal selefi örgütleri destekledi. Bu dalganın ürettiği maliyet için Mısır’da yaşananları hatırlamak yeter.

Son örneğini Paris’teki saldırının oluşturduğu mesele başka birçok dinamiğin yanı sıra özellikle bu iki dinamikten besleniyor. Avrupa’da İslam’a, İslam dünyasında da demokratik siyasal hareketlere yer açmayarak, şiddeti besleyen bu yapısal dinamiklerle esaslı bir yüzleşmeye yönelmeyen perspektifler, bir yandan sorunu İslam’a ve Müslümanlara havale etme kolaycılığına düşüyor, öte yandan da güvenlik tedbirlerini arttırıcı palyatif tedbirlerden medet umuyor. Böyle olduğu için de, maalesef, şiddet katlanarak büyüyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.