YazarlarAkıl/bilim-vahiy/din ilişkisi

Akıl/bilim-vahiy/din ilişkisi

Hayrettin Karaman
HayrettinKaramanGazete Yazarı

İlahiyat tahsili gören veya din ilimleri konulu kitapları okuyarak bu konuda önemlice bilgi sahibi olan (bazıları olduklarını sanan) kimseler arasında hem Kur’an hem de sünnetle problemi olanlar var; bunların asıl referansları modernitedir; bu da son tahlilde Batı’ya ait düşünce, değerler ve hayat tarzıdır. Genellikle şunlara benzer cümleler kurarlar: “Bu çağda eski din açıklamaları ve yorumları geçerli değildir, çağın aklına, bilimine, zevkine, hayat tarzına ve ihtiyaçlarına uygun konuşmak, dini de buna göre yorumlamak-uydurmak gerekir…”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Hayrettin Karaman : Akıl/bilim-vahiy/din ilişkisi
Haber Merkezi 01 Aralık 2017, Cuma Yeni Şafak
Akıl/bilim-vahiy/din ilişkisi yazısının sesli anlatımı ve tüm Hayrettin Karaman yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Batı düşüncesi, hayat tarzı ve değerlerinin onlara neler kazandırdığı ve neleri kaybettirdiği, sonunda Batı’nın kriz ve iflas noktasına doğru hızla ilerlediği konusunda kendi düşünürleri arasında birçok önemli kişi var, onların okunmasını tavsiye ederim (Edward Carpenter, Roger Garaudy, René Guénon, Seyyid Hüseyin, el-Attas ilk elde aklıma gelen isimler ve bunların konumuzla ilgili kitaplarının Türkçe tercümeleri mevcuttur.)

Birkaç yazıda din/vahiy-akıl/bilim ilişkisine yer vermenin, kıbleyi şaşırmamak için faydalı olacağını düşünüyorum.

Vahye karşı aklı ve bilimi ileri sürmek, bunları dinin yerine koymak, dine bir efsane olarak bakmak yeni değildir; mesela pozitivizmin, rasyonalizmin yaklaşımları böyledir ve bu yaklaşımın tarihi de yüzyılları aşmaktadır. İşte bu “temcit pilavı” şimdilerde olduğu gibi pek yakın geçmişte de ısıtılıp ısıtılıp sofraya koyuluyor. Yakın geçmişte (yirmi yıl kadar önce) bunlar arasında YÖK başkanı, bazı komutanlar, devlet başkanı gibi önemli şahıslar da vardı. Bunlar içinden o zamanın YÖK başkanı gibi sınır tanımazlar açıkça “vahyi değil, aklı ve bilimi kılavuz edindiklerini, vahyi de kılavuz edinenlerle uzlaşmayacaklarını” söylüyordu, diğerleri ise vahyi ağızlarına almadan aklın ve bilimin kılavuzluğundan, hayatta tek mürşidin (yol göstericinin) akıl ve bilim olduğundan söz ediyorlardı.

Kur’an-ı Kerim’in ikinci suresinin hemen başında, “Kur’an’da hiçbir şüphe bulunmadığı ve onun, Allah rızasına uygun bir hayat sürdürmek isteyenler için rehber (mürşid, kılavuz, yol gösterici) olduğu ifade buyuruluyor. Buna göre aklı tek yol gösterici olarak sunanlar Kur’an’ın yol göstericiliğini kabul etmiyorlar demektir. 

Vahyi kabul etmekle beraber akıl için neredeyse sınır tanımayan ve bu yüzden maneviyatı maddileştiren, vahyi “aklîleştiren”  grup ile tartışmayı biraz erteleyerek yalnızca akıl ve bilimi mürşid kabul ederek vahyi reddedenlerle kendi ön kabulleri çerçevesinde bir tartışma yapılsa acaba sonuç alınabilir mi?

Denemeye değer. 

Önce vahyi bir yol gösterici olarak reddetmeyi ele alalım; bu hüküm akıl ve ilmin zorunlu sonucu ve kesin hükmü müdür? Eğer böyleyse aklın yanında vahyi de mürşid olarak kabul eden milyarlar -ki bunların içinde bazı filozoflar, büyük ödüller almış bilim adamları da vardır- akılsız mı oluyorlar, yanlış yola mı sapmış bulunuyorlar? Hukuk, tıp ve mantık bunların akılsız olduklarını kabul etmediğine göre şu zorunlu sonuç ortaya çıkmıyor mu: “İnsanın her alanda doğruyu bulması için tek başına akıl yeterli değildir”; çünkü milyarlarca insan aklını kullanarak vahye inanmışlar ve onu da hayatlarında kılavuz bilmişler, yine milyarlarca insan akıllarını kullanarak vahyi reddetmişlerdir. Bu iki grubun isabetlisini tayin etmek için akıldan başka ölçütlere ihtiyaç bulunduğu mantık gereğidir. 

Bilimin alanı (matematik ile gözlem ve deneye dayanan, kesin hüküm ve kanunların peşinde koşan bilimi kastediyorum; birçok konusu ve hükmü tartışmalı olan, ferdi ve toplumu konu alan insan bilimlerini kastetmiyorum), insanın bilmek, karar vermek, eyleme geçmek istediği şeyler karşısında son derecede dar olduğuna göre insanlar, bilimin cevap veremediği konularda “hükümsüz, kararsız, rehbersiz” kalabilirler mi? Kalmadıklarına ve bu konularda da kanaatleri, hükümleri, kararları, bunlara dayalı eylemleri olduğuna göre bilimden başka yol göstericileri bulunduğu ortaya çıkmıyor mu? Bunun akıl olduğunu söyleyecek olurlarsa, hemen her konuda farklı görüşler, kabuller, inanç ve kanaatler bulunduğuna göre aklın kılavuzluğunun tartışılması gerekmez mi? 

Gelelim İslam’ın akıl ve bilimle ilişkisine. 

(Gelecek yazıda.)

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.