YazarlarBilimin de hurafeleri vardır

“Bilimin de hurafeleri vardır”

Hayrettin Karaman
HayrettinKaramanGazete Yazarı

Akıl, bilim, çağdaş uygarlık, bu zamanda… diyerek kendi değerlerine hor bakan, aklın yetkili olmadığı alanlarda insanlığı aydınlatan vahyi, akıl ve bilim düzeyine (çerçevesine, laboratuvara) sokmaya, rasyonelleştirmeye, maddileştirmeye yönelen “dini ile problemli bazı Müslümanlara” faydalı olabilir diye çoğu Batılı olan veya bizden olup Batı’yı iyi bilen düşünürlerden alıntılar yapmaya devam ediyorum:

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Hayrettin Karaman : “Bilimin de hurafeleri vardır”
Haber Merkezi22 Aralık 2017, CumaYeni Şafak
“Bilimin de hurafeleri vardır” yazısının sesli anlatımı ve tüm Hayrettin Karaman yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


“Hem salt hem de pratik akıl vardır. Düşünce Allah’ı inkar ediyor, insan ve hayat ise O’nun varlığını teyid ediyor. İlim adamının şahsi kanaati ile metod veya neticelerin toplamı olan ilim arasında sık sık rastlanılan farklılığın izahı budur. İlim adamının dediği, düşündüğü, inandığı her şeyin mutlaka  ilim olması şart değildir. İlim adamının dünya hakkındaki umumi intibaının ancak bir kısmı ilimdir. Bu kısım aklımızın tenkitçi, karşılaştırıcı ve düzenleyici  fonksiyonunun bir neticesidir. Bu işleri yaparken aklımız tabiatüstü izahlar gerektiren  her şeyi reddediyor ve sadece tabii sebep ve neticeler zincirine ve mümkünse tecrübe ve tetkike dayananı kabul ediyor. Çok titizce gerçekleştirilen bu ayıklamadan sonra ne kalırsa işte ilim odur. Fakat bu metod yüzünden ilim her zaman elinde ancak tabiatı bulur; başka her şey kaçar veya sızarak kaybolur. İlmin hudutları işte buradadır. İlim umumiyetle bu hudutlarda durur. İlim adamı ise insan olduğundan yoluna devam eder…” Aliya İzzet, Doğu ve Batı Arasında İslam, İst./Nehir 1978, s. 193)

“(Din adına uydurulmuş hurafeler olduğu gibi) ilmin de buna benzer hurafeleri vardır. İlmin meşru olarak kendisine ait olan tabiat sahasının dışına çıkması halinde  ilmî hurafeler oluşur. Anorganik dünyada (fizik, mekanik, astronomide) yanılmaz olan ilim hayat sahasında, mesela biyoloji ve psikolojide tereddütlü ve beceriksiz davranıyor, hayat felsefesi denilen şeyi tarif hususunda ise kendini tamamen kabiliyetsiz gösteriyor. İlim insanla alakalı hususlarda kendi tahlil ve nicelendirme metodlarını kullanarak o noktaya varmıştır ki, hayatın bazı önemli  fenomenlerini inkar ve harici tezahür şekillerine irca etmektedir. Din sosyolojisi dinin özünü, biyoloji hayatı, psikoloji ruhu, tarih ise kendi dahilî, insanî manasını kaçırmakta, gözardı etmektedir ….” (s.373).

“Akılcılık (rasyonalizm) kilisenin dogmatizminden hiç de geri kalmayan kendi dogmatizmini tesis etti…”(Özgürlüğe Kaçışım, İst. 2013, s.121.

“Din ve bilimin yetenekleri karıştırılmamalıdır. Din hayatın gayesi ile ilgili sorulara cevap sunar, bilim ise hayatı ve tabiatı birer fenomen olarak inceler. Ne bilim hayatın gayesi ile ilgili soruları cevaplandırabilir, ne de din tabiat kanunlarını tarif edebilir. Mutlak bilgiyi sunuyormuş gibi gösteren bilim inkar ve nihilizmle sonuçlanır. Faust’taki giriş monoloğunu hatırlayalım.” (s.219).

1994-98 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Derneği’nin başkanlığını yapan ve “dünya sistemleri analizi” diye bilinen anlayış konusunda önemli eserler veren, mevcut kapitalizm analizlerine geniş bir bakış açısı ve tarihsellik  boyutu getiren Immanuel Wallerstein, “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” adıyla çevrilen eserinde Aydınlanma’nın esas mesajının din karşıtlığı olduğunu, bu  dönemde insanların hem doğruyu hem de iyiyi kendi akılları ile bulabileceklerine inandıklarını, bunu daha önce tekellerine alan dini otoriteleri reddettiklerini, bu otoriteyi önce filozofların sonra da bilimcilerin ikame ettiklerini, ama doğruyu bulmaya yönelip iyi ile “ilginç bir şey olmadığını söyleyerek”  ilgilenemediklerini, fakat yakın zamanlarda bu iddia ve yaklaşımların itibarını kaybettiğini kaydettikten sonra (İst. 2000, s. 222 vd.) şu önemli gelişmeleri haber veriyor:

“Bu bir yanılsama idi, iki kültürün ayrılması ve şeyleşmesiyle beslenen bir yanılsama. Aslında iki kültürün ayrılması, yörüngeleri denge durumundan uzaklaştıran ana etkenlerden biriydi… Bilgi her zaman bir arayış olarak kalacak, hiçbir zaman bir varış noktası olmayacaktır… Son yirmi yıl içinde yepyeni bir eğilim oluşturan ve dünyanın artık iki kültürü aşma sürecine girmiş olabileceğini gösteren kayda değer iki düşünsel gelişme ortaya çıktı… Doğa bilimlerinde karmaşıklık çalışmaları adı verilmiş olan şeyle beşeri bilimlerde kültürel çalışmalar adı verilen şeyden bahsediyorum… Karmaşıklık çalışmalarına neden bu ad verilmiştir? Çünkü modern bilimsel girişimin en temel öncüllerinden birini reddederler. Newtoncu bilim her şeyi açıklayan basit  temel formüller olduğunu varsayıyordu… Karmaşık çalışmaları bu tür formüllerin en iyi olasılıkla kısmi olabileceğini ve hiçbir zaman geleceği değil, olsa olsa geçmişi açıklayabileceğini ileri sürer… Fiziksel bilimciler ve matematikçiler artık bize kendi alanlarındaki hakikatin karmaşık, belirlenmemiş ve bir zaman okuna bağlı olduğunu söylüyorlarsa bu sosyal bilimciler için ne anlam taşır?” (s. 230-231).