Yazarlar Takdir ve tenkit

Takdir ve tenkit

Hayrettin Karaman
Hayrettin Karaman Gazete Yazarı

Bugünlerde fırsat buldukça Sayın Orhan Koloğlu’nun yazdığı “Abdülhamid Gerçeği” isimli eseri okuyorum. İlmine itimat ettiğim tarihçilerimizden Sayın Murat Bardakçı bu eser için “…hükümdarı konu alan kitaplar arasında en mükemmelidir” diyor. Ben de dayandığı bilgi ve belgeler ile oldukça geniş araştırma imkânını sonuna kadar kullanmış olduğunu görerek takdirle okuyor ve istifade ediyorum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Hayrettin Karaman : Takdir ve tenkit
Haber Merkezi 11 Ağustos 2019, Pazar Yeni Şafak
Takdir ve tenkit yazısının sesli anlatımı ve tüm Hayrettin Karaman yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Sayın Koloğlu’nun temel tezlerinden biri Abdülhamid’in İslamcılık ve Panislamizme destek vermediği, hatta engellediğidir. Bu konuyu işlerken İslam Birliği’nin merkezinde olması gereken hilafet konusuna da yer veriyor, İslamcıların Osmanlı ve Arap hilafeti konusundaki tartışmalarını özetliyor ve bu arada Reşid Riza’nın da Arapların halife olmaları gerektiğini iddia eden ve savunanlar arasında olduğunu şöyle zikrediyor:

“İslami çevrede Abdülhamid’in halifeliğine karşı çıkanlar arasında ünlü Arap dergisi al-Manar’ı da hesaba katmak gerekli. Kevâkibî, “Ummu’l-Kurâ” isimli kitabında Arap hilafetinin en büyük savunucusu olmuştu. Ayrıca Manar’da da yazıp Arapça bilmeyenin Müslüman olamayacağını bile ileri sürecek kadar milliyetçilik yapmıştı. Derginin yayıncısı Reşid Riza ise “Dünyadaki Müslümanların Durumu ve Ulemayı Emirler ve Sultanlara nasihata çağrı başlıklı yazısında (Yıl 1906, c. 9. S. 357-65) açıkça Abdülhamid’e cephe almıştır.”

“İslami Hareket Öncüleri” isimli çalışmamda Kevâkibî’yi de inceledim ve yazdım. Bir başka yazımda inşallah sayın yazarın, onun hakkındaki akıl almaz ifadesini irdeleyeceğim.

Reşid Riza’ya gelince, onun kaleme aldığı bir kitabı “Gerçek İslam’da Birlik” adıyla Türkçeye çevirmiş, kitabın başına koyduğum 150 sayfalık bir çalışmamda Efgânî, Abdüh ve Reşid Riza’yı yazmıştım. İlgi duyanlar bu kitabıma bakarak Reşid Riza’nın Abdülhamid’den Mustafa Kemal’e kadar geçen dönemlerde hilafete bakışı ve hadisatın cereyanına uygun olarak düşünce ve teşebbüslerindeki değişimi göreceklerdir. Dergideki yazılarına ekler yaparak Hilafet konusunda ayrı bir eser de yayınlamıştır. Bir başka yazımda inşallah bunu da özetlerim.

Sayın Koloğlu’nun işaret ettiği yeri arşivimde mevcut Menar’dan bularak makaleyi okudum. Aşağıda özetleyeceğim bu makalede R. Riza, Abdülhamid’e cephe almıyor, onun halifeliğine karşı çıkmıyor, İslam dünyasında mevcut bütün ümera ve sultanları istibdaddan vazgeçirmek ve yönetimde İslam’ı ve adaleti merkeze almalarını sağlamak için âlimleri, bütün tebliğ imkânlarını kullanarak nasihat etmeye davet ediyor. Arap hilafetini savunmuyor, böyle bir ifadeyi hiç kullanmıyor, Osmanlı’nın geçmişini övüyor, İslam birliğinin yine Osmanlı hilafetinde gerçekleşebileceğini söylüyor, ancak birlik, uyanış ve diriliş için İslam’ı doğru anlayıp uygulamayı ve yönetimde şûrâ ile adaleti şart olarak görüyor.

İşte özeti:

Osmanlı şu zamanda İslam topluluklarının en ileri seviyede olanıdır, lakin komşuları olan diğer dinden toplumlar ve hatta kendi içindeki gayr-i Müslimler dünyevi hayatın gerekli kıldığı şartlar bakımından daha ileridirler. Bunun sebebi ise Müslümanların, İslam’ın ruhânî ve dünyevi hükümlerini uygulamak şöyle dursun tersine çevirmiş olmalarıdır.

Mısır bir asra yakındır Batı usulü eğitim ve öğretimi taklit ediyor; ne bir mütefekkir, ne bir mucit, ne bir san’at… adamı yetiştirebildi!

Hindistan’da şirke düşmüş batıl din mensupları, tevhid ehli Müslümanlardan daha ileri ve güçlü. Orada bir süre bulunmuş bir dostun anlattıkları insanı ümitsizliğe götürüyor. Bir Mecusi din adamını dinlemiş, cemaatini dünya hayatını düzene sokmak ve güçlü olmak için gerekli olan doğru faaliyet ve bilgiye yönlendiriyormuş. Sonra Mısır’daki Tahrir Meydanı’na benzer bir meydanda dolmuş Müslümanlara hitap eden bir hocayı dinlemiş. Hoca demiş ki, Şeyh Abdülkadir için kesilen bir kurbandan bir karga, bir parça alıp uçarken ağzından et bir kâfir kabristanının üzerine düşse Allah, Şeyh’in hatırı için orada yatanların tamamını affeder! Hoca bir menkıbe daha anlatmış: Şeyhin genç bir müridi vefat etmiş, yakınları gelip onu diriltmesini istemişler, şeyh ölüm meleğinin arkasından yetişmiş ve “müridimi dirilt” demiş, melek “Bu mümkün değil” deyince elindeki içi o gün aldığı ruhlarla dolu olan torbayı çekip elinden düşürmüş, ruhlar dağılıp cesetlerine geri girmişler ve o gün ölenlerin tamamı dirilmişler…!

Eğer hocalar Müslümanlara böyle şeyleri anlatırlar onlar da bunlara inanır, Allah’ın koyduğu dünya ve ahirete ait hükümler ile kanunları-kuralları uygulamazlarsa kurtuluştan ümidi kesmek gerekir (s.358).

Dinin ruhâni temeli tevhid, dünyevi temeli ise yönetimin ehline danışarak yapılmasıdır (şûrâ) ve adalettir. Bugün genel olarak halk tevhidden emirler ve sultanlar da şûrâdan ve adaletten saptılar. Âlimler istibdadı destekliyorlar, karşı çıkanlar ise ancak kalben buğzedebiliyorlar. (s. 361)

Osmanlı sultanının ülkesindeki âlimler hür olmadıkları ve akıbetinden korktukları için ona nasihat edemiyorlarsa mesela Hindistan’daki Nedvetu’l- ulema gibi kuruluşların âlimleri bunu yazılı ve sözlü olarak yapabilirler; çünkü sultanın cezası onlara ulaşamaz (s. 362-363).

“Sultanları ve emirleri açıktan tenkit onlara nasihat zararlı olur, halk yanlış anlar, otoriteleri sarsılır, ayıpları gizlemek gerekir…” diyenler oluyor. Halbuki nasihat yoluyla ıslah, bunu yapmayıp isyan yoluyla birçok masumun kanı dökülerek elde edilecek ıslah ve değişimden evlâdır… (s.364).

Hâsılı, Reşid Riza bu makalede sultana cephe almıyor, Arap hilafetine hiç temas etmiyor ve âlimleri sultan ve emirlere nasihat etmeye çağırıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.