Yazarlar Ağlamayı kullanmak mı?

Ağlamayı kullanmak mı?

Hilal Acar
Hilal Acar Gazete Yazarı

Bebeklerin sürekli ağlaması, ağlama eylemini anneye karşı kullanmasından mı kaynaklanıyor? Sorumuzun yanıtına geçmeden önce, yıllar önce yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kopenhag yakınlarındaki bir şehirde markete girmiştim. Almak isteklerimi alıp kasaya yöneldiğimde önümde alışveriş arabası dolu olan bir bayan vardı. Aldıklarını kasaya boşaltıyordu. Alışveriş arabasının çocuk oturtma yerinde de 1,5 yaşlarında bir bebek oturtulmuştu. Bebek orada durmaktan sıkılmış olmalı ki huysuzlanıyor, oturtulduğu yerden çıkmak istiyordu. Çıkamayınca ağlamaya başladı. Anne, sanki yanında bebeği yokmuş gibi davranıyordu. Asla dönüp bakmıyor, aldıklarını kasaya bırakmaya devam ediyordu. Bebek ağlamasını hızlandırdı, başta sadece ilgi isteğinden olan ağlama ciddi bir ağlamaya dönmüştü. Gözyaşları da ağlayışına eşlik ediyordu. Anne ise sanki sağır gibi davranıyordu. Bebekten yana dönmüyor, yapmakta olduğu işe devam ediyordu. Bebeğin hali içime çok dokundu. Çantamda her zaman renkli şeker veya çikolata bulundururdum. Bir çikolata vardı. Bebeğe uzattım. Annesinin işi bitene kadar oyalansın diye... Bebek hemen eline aldı, evirip çevirmeye başladı. Sıkıntısını unutmuş gibiydi ve artık ağlamıyordu. Anne ise benim bu müdahalem karşısında zoraki bir tebessümle bana baktı, kendi dilinde bir şey söyledi. Sadece ilgi, sen ve bir de olumsuzluk eki kullandığını anlayabildim. Muhtemelen "Senin ilgilenmene gerek yok." dedi. Neden bu şekilde davrandığını, henüz 1,5 yaşındaki bebeğin bu ağlayışına neden tepkisiz kaldığını çok merak etmiştim. Eve dönünce ilk işim bunu araştırmak oldu. Bu ülkenin çocuk eğitimi uzmanlarınca yazılmış birkaç makaleyi okudum. Sebep anlaşılmıştı. "Bebeğin her ağlamasına anne hemen koşacak olursa bebek ağlamayı bir silah gibi kullanır, olur olmadık her şeye ağlamaya başlar. Annenin bütün vakti de durmadan ağlayan bebeğini avutmaya çalışmakla geçer." idi makalelerdeki ortak konunun özeti... Çok yanlış ve ileriye dönük çocuklara büyük zararı olan bir uygulama olduğunu düşündüğüm çocukların ağlama olayına, şahit olduğum bu vak"adan sonra daha çok inanmaya başladım.

Bebekleri ağlatmanın onların ileriki yaşlarına etki etmeyeceğine inananlar 4 yaşımızdan öncesini hatırlamayışımızı ileri sürebiliyorlar. "Bir çocuğun hatırlamadığı bir dönemde yaşadıkları, yetişkin olduğu zamanki davranışlarını etkilemez." mantığını geliştiriyorlar. Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin konuyla ilgili şöyle diyor. "0-4 yaş döneminde kimse bir şey hatırlamaz ama hatırlanmayan olaylar yaşamımız boyunca davranışlarımızı etkiler. Bu dönemde beyinde anıların kaydedildiği bölüm olan ''hipokampus'' çalışmaz. Onun yerine ''amigdala'' fotokopi yapar gibi yaşananları kaydeder. Çocuğun beyni saniyede 30 milyon kayıt yapar. Bu kadar kayıt yapan bir teknoloji yok, olması da mümkün değil. ''Amigdala''nın kaydettikleri de yaşam boyunca silinmez." Yani; bebeklere karşı uygulanan her davranış, bir kez dahi olsa onları keyfi ağlamaya terk etmek, bebeklerin zihinlerinde kayıt altına alınıyor ve günü geldiğinde bu davranışların yan tesirleri kendini gösteriyor. Araştırmalar ve uzmanların konu üzerinde yaptıkları çalışmalar da bu tezimizi doğruluyor.

Yani, 0-4 yaş arasında bebeklerin yaşadıkları her olay, zihinlerine yer eden her davranış geleceklerini de o ölçüde etkileyecektir. Ağlamak bebeğin dış dünyayla tek iletişim yoludur. Acıkmışsa, susamışsa, uykusu varsa, altını pisletmişse veya gaz sancısı çekiyorsa, yalnız kalmak istemiyorsa, hepsinden önemlisi bir hastalığı varsa annesini yardıma çağırmak için kullandığı tek iletişimdir ağlamak. Annesinin yanında olması isteğiyle ağlayan bir bebeğe anne kayıtsız kalırsa, bebeğin zihninde bu; olumsuz davranış olarak kayıt altına alınacak ve günü geldiğinde davranışlarına da yansıyacaktır. Anne de bu duruma anlam veremeyecektir. Çünkü hayatı boyunca yavrusunu sevmiş, onun en iyi şekilde yetişmesi için çaba sarf etmiştir. Bunca emeğinin karşılığını alamadığını düşündükçe de üzülecektir. Oysa basit gördüğü yanlış uygulamalardır buna sebep...

Bir örnek daha verelim. Genç bir annenin henüz bir aylık olmamış bir bebeği; sürekli ağlıyor. Anne susturmak için karnını doyuruyor, altını temizliyor, gazını alıyor. Anneye göre yapılması gereken her şey yapılmış ancak bebek ağlamaya devam ediyor. Bu durumda anne "Bir ihtiyacı yok, uyuması gerekiyor." diyerek yatağına bırakıp ağlamasına kayıtsız kalabilir, ancak bu anne kayıtsız kalmıyor. Bir sağlık sorunu olabileceğini düşünerek doktora götürüyor ve bebekte fıtık çıkıyor. Üstelik Doktor; "Eğer erken getirmeseydiniz bu fıtık patlama yapabilirdi." diyor ve bebek acilen ameliyata alınıyor. Annenin bilinçli ve doğru yaklaşımı bebeği kurtarıyor. Bu yaşanmış olay da bizlere bebeklerin ağlaması konusunda daha dikkatli olmamız gerektiği gerçeğini gösteriyor.

Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin konu hakkında; "0-3 yaş dönemi; çocuğun anneye bağlandığı ve onun koruması altında olduğu dönemdir. Bu dönemde çocuğun ağlatılmaması ve her istediğinin yapılması gerekiyor. Bu şekilde çocuk şımarmaz. Şımarmak, ilişkinin bozulması, ilişkideki bağın kopması demektir. İlişkiyi koparan en önemli durum ebeveynin verdiği komutları takip etmemesidir." diyor. Bu ifadeden de anlayacağımız üzere, bebeğin ağlamasına müdahale onu şımartmak değil ihtiyacını acilen karşılamak, böylece huzur ve güven içinde olmasını sağlamaktır.

Bağımlılık döneminden çıkmış olan çocuğu, ağlamayı silah olarak kullanmaya iten ise annenin "Hayır"ını ağlama karşısında "evet"e çevirmesidir. Bunu şöyle örnekleyebiliriz. Yine markette bir anne ile çocuğunu düşünün. Çocuk 5 yaşlarında... Annesinden bir şey istiyor, anne çocuğunun isteğini gereksiz bulduğu için "Hayır!" diyor. Çocuk ağlamaya başlıyor. Anne susturmak için çabaladıkça çocuk daha çok ağlıyor. Çevreden meraklı bakışlar uzanıyor, anne bu bakışlardan rahatsız oluyor, çocuk da susmadığı için kendisini çaresiz hissediyor. "Tamam ağlama, istediğini alacağım." diyor. İşte bu durumda çocuğa şu mesaj veriliyor. "Kurallar koyar, isteklerine hayır diyebilirim ama ağlarsan istediğini almak zorunda kalırım. Ağlamanla kurallarımı değiştirebilirim." İşte böylesi tutarsız davranışlar durumunda çocuk ağlamayı isteklerine kavuşmak için kullanacaktır. Bebek anneyi kullanmaz, bebek ilgi ve sevgiyle şımarmaz, ama anneye bağımlı olduğu dönemi geride bırakmış bir çocuk isteklerine yalnızca ağlamak ile kavuşuyorsa işte o zaman ağlamayı silah gibi kullanmayı öğrenir. Bu ikisi arasındaki ayrımı doğru yapalım lütfen...

İleride çocuklarımızla yaşayacağımız bir sorunu düzeltmek için geçmişe geri dönüp bebekliklerindeki çizikleri ortadan kaldırmamız mümkün olmayacağına göre, bugün bir anne olarak bize düşen, davranışlarımızın ileriye dönük neticelerini tartarak bebeğimizi sevgi dolu, bol ilgili ve güvenli bir ortamda yaşatmaya çalışmaktır. Bir insanın kendine ve çevresindekilere karşı güven dolu olmasını, bağımsız bir birey olarak hayatın içinde yer almasını sağlayan etken bebeklik dönemini güven ve huzur içinde geçirmesidir. Sevgide doygunluk yaşamasıdır. Amaç çocuklarımızı bağımsız yetiştirmekse onlara ihtiyaç duydukları sevgi ve güveni bebekliklerinde doyasıya yaşatmalı, bağımlılık dönemlerini huzurla geçirmelerini sağlamalıyız. Ancak o zaman çocukluk ve gençlik dönemlerinde, bebekliklerindeki huzur ve güvenin etkisiyle hayata da insanlara da daha bir güvenle bakacak, mutlu ve huzurlu birer birey olacaklardır. İşte bu sebeplerle tekrarlamakta fayda görüyorum, lütfen bebekleri ağlatmayın!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.