Yazarlar Tuiviiden Papalagi Macrona cevap

Tuivii’den Papalagi Macron’a cevap

Hüseyin Likoğlu
Hüseyin Likoğlu Gazete Yazarı

“Hristiyan der Papalagi kendine. Güzel bir türkü gibidir bu sözcük. Bütün zamanlar için Hristiyan olabilsek keşke. Hristiyan olmak: Önce Yüce Tanrı’yı ve kardeşlerini, en son kendini sevmek demektir. Sevgi – iyi olanı yapmak – kanımız gibi içimizde, başımız, ellerimiz gibi bizimle bir bütün olmalıdır. Papalagi ise Hristiyan, Tanrı, sevgi sözcüklerini yalnızca ağzında taşır. Diliyle bunlara vurdu mu, dünyanın gürültüsünü koparır.

Ama yüreği, sevgisi Tanrı’nın önünde eğilmez, yalnızca şeylerin, yuvarlak metal ve ağır kâğıdın, zevk düşüncesinin ve makinenin önünde eğilir. İçi zamana karşı vahşi bir hırs ve mesleğinin çılgınlığıyla kaplıdır, ışıkla değil. Çok, ama çok uzaklardaki Tanrı’ya gitmektense, on kez sahte yaşamlar mekânına gitmek yeğdir onun için.

Sevgili kardeşlerim, Tanrı’ya tapmamızın yanısıra saygı gösterip, sevgiyle yüreğimizde taşıdıklarımıza put denirse eğer, Papalagi’nin bizden daha çok putu vardır. Onun yüreğindeki en değerli şey Tanrı değildir. Bu yüzden Tanrı’nın değil, Aitu’nun (şeytan) istekleridir yaptıkları. Düşüncelerime dayanarak söylüyorum, Papalagi’nin bize getirdiği İncil, onun için takas edilecek bir maldan başka bir şey değildir. Meyvelerimizi, ülkemizin en büyük, en güzel parçasını elimizden almak için kullandığı bir mal. Papalagi’den her şeyi beklerim ben, çünkü onun yüreğinde alabildiğine pislik, alabildiğine günah olduğunu gördüm.

O Papalagi ki bize vahşi der, yani bedeninde yürek değil de hayvan dişi taşıyan; işte Tanrı, bu Papalagi’den daha çok sever bizi.

Tanrı onun gözlerine girer ve görsün diye gözlerini sonuna kadar açar. Papalagi’ye “Ne olmak istiyorsan onu ol” demiştir. “Sana verecek buyruğum yok artık benim.” O da kendi yolunda yürüyüp ne olduğunu ortaya koymuştur. Ne utanç verici, ne korkunç! Çınlayan dili, gurur dolu sözleriyle silahlarımızı elimizden aldı.

Tanrı’yla konuştu. “Birbirinizi sevin” dedi. Peki ya sonra? Ey sevgili kardeşlerim korkunç haberi duydunuz. Tanrı’sız, sevgisiz, ışıksız olup bitenleri. Avrupa kendi kendini katlediyor. Papalagi zıvanadan çıktı. Herkes birbirini öldürüyor. Her yerde kan, korku ve çürümüşlük kol geziyor. Nihayet itiraf etti Papalagi, içinde Tanrı olmadığını. Elindeki ateş sönmek üzere. Yolu karanlıklarla kaplı, uçan köpeklerin ürkütücü kanat sesleri ve baykuşların ulumaları duyuluyor.

Sevgili kardeşlerim, içim Tanrı sevgisiyle, size karşı sevgiyle dolu. Size tüm anlattıklarımı dile getirebilmem için verdi Tanrı bu küçük sesi bana. Kendi içimizde güçlü kalalım, Papalagi’nin o hızlı, kurnaz diline yenik düşmeyelim diye.

Gelin bundan böyle, bize yanaşacak olursa elimizi uzatıp şöyle seslenelim ona: “Kes şu cırlak sesini. Senin sözlerin bizim için kayada patlayan dalgaların şakırtısı, palmiyelerin hışırtısından başka bir şey değil. Hele hele güneş hiç değil; kendi yüzün gülmedikçe, güçlenmedikçe, gözlerin parıldamadıkça, Tanrı’nın sureti içinden yansımadıkça.”

Dahası, kendi kendimize ant içip yüzüne haykıralım:

“Zevklerin, sevinçlerin uzak dursun bizden, bütün zenginlikleri vahşice elinde ya da kafanda toplaman, kardeşinden daha üstün olma hırsın, anlamsız işlerin, türlü marifetlerin, ne idüğü belirsiz göz boyamaların, meraklı düşüncen, hiçbir şey bilmeyen bilgin bizden uzak dursun. Senin bile uykularını kaçıran, döşeğinde rahatını bozan bütün çılgınlıkların uzak dursun. Bizim bunların hiçbirine gereksinmemiz yok, yeter bize Tanrı’nın bol bol sunduğu soylu güzel mutluluklar. Işığının gözümüzü kamaştırıp bizi yanılgıya sürüklemek yerine yolumuzu aydınlatması için yardımcı olsun bize. Onun ışığında ilerlememiz, o ışığın bizi kavraması için yardım etsin. Bu ışık birbirimizi sevmemizdir, yürekten talofa (selam) diyebilmemizdir.”

Not: Bu satırlar, Alman Yazar Erich Scheunmann’ın Göğü Delen Adam kitabından alıntı. Tuiavii, 1800’lerin sonunda 1900’lerin başında Güney Pasifik Okyanusu’nda bulunan Samoa adalarında yaşayan yerli bir kabile şefidir. O yıllarda Avrupa’dan gelen Hristiyan misyonerlerle tanışır. Kitaptaki bilgilere göre, misyoner okuluna da gider. Bu sayede tanıdığı Avrupalılarla ile ilgili düşüncelerini Alman yazara anlatır. Papalagi kelime anlamıyla Göğü Delen Adam olsa da aslında misyoner Avrupalıyı tanımlıyor.

‘Aydınlanmış bir İslam’ın oluşturulacağını” söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a Tuiavii, 100 yıl önce gereken cevabı vermiş: “Bizi, ışığı getireceğinize inandırmıştınız. Oysa sizin niyetiniz bizi de kendi karanlığınıza çekmekti.”

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.