Yazarlar Yalan; bir teröre, kitle imha silahına dönüştü Bir iç tehdit halini aldı Savunmak yenilgidir

Yalan; bir teröre, kitle imha silahına dönüştü. Bir iç tehdit halini aldı. “Savunmak” yenilgidir!

İbrahim Karagül
İbrahim Karagül Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Türkiye’de yalan, bir milli güvenlik sorunu haline geldi. Her gün, istisnasız biçimde kurgulanıp servis edilen, sistematik bir amaca yönelmiş, siyasi muhalefet tarafından pazarlanan, toplumsal birliği ve siyasi bütünlüğü tehdit eden bir “iç tehdit” haline geldi.

Post-Truth çağ ya da kurgu çağı olarak algılanan yeni sosyoloji ve iletişim dünyasında yalan, bir kitle imha silahına dönüştürüldü. Gerçekler yerine üretilen algının, doğru yerine pazarlanan riyakârlığın öne çıktığı bir dünyada yaşıyoruz, bu doğru.

Bakıyorsunuz PKK ile ortaklar. Bakıyorsunuz mafya lideri ile...

Bireysel anlamda bu durumun yönetilebilir olmasını sağlamak varken, siyasi hesapları olan yapıların, terör örgütlerinin, sermaye çevrelerinin, mafyatik oluşumların eline çok güçlü bir silah geçmiş oldu.

Mesela; bir mafya liderinin (Sedat Peker) kişisel öfkesi ya da başka bir ülkenin istihbarat ajandasına göre devleti sorgulaması, onun videolarının meşru siyasi partiler ve liderler tarafından pazarlanması gibi.

Mesela; bir terör örgütünün (PKK) Türkiye ile savaşının meşru siyasi partiler tarafından savunulması ve bu kirli ilişkinin kurgulanmış yalanlar üzerinden kitleler üzerinde “normalmiş gibi” bir algı inşa edilmesi gibi.

Türkiye’yi vuran FETÖ örgütü masum, öyle mi!

Yeni müdahale için kara para aklayanlar masum, öyle mi!

Mesela; ABD ve İsrail istihbaratı adına Türkiye’de darbe girişiminde bulunan, kanlı saldırılara imza atan, ülkenin bölünmesi için gizli pazarlıklar yürütüp anlaşmalar yapan, Türkiye’nin çöküşü için Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana en büyük dış müdahaleye öncülük eden bir yapının (FETÖ), mağdur ilân edilmesi ve bu mağduriyet algısının yine muhalif siyasi partiler üzerinden pazarlanması gibi.

Mesela; ABD’de bazı çevrelerin kara parasını aklayan, Türkiye’ye yönelik yeni örtülü müdahaleler için fon yönetme görevi üstlenen, bu kirli parayı Türkiye içinde sisteme sokan, birileri üzerinden iktidar alanlarına yakınlaştırarak sistemin içinden bir operasyon için kilit adam rolü verilen bir adamın (Sezgin Baran Korkmaz) medyayı ve gazetecileri satın alarak, iş dünyasıyla güçlü ilişkiler kurarak “hayırsever/yardımsever işadamı” imajı inşa edebilmesi gibi.

Türkiye ekseninden çıkarılan CHP, bir milli güvenlik sorunu olmuştur.

Mesela; Türkiye’nin “kurucu partisi”nin (CHP) Türkiye ekseninden çıkarılması, örgütlerin ve dış istihbarat servislerinin önceliklerine göre yeniden yapılandırılması, Türkiye karşıtı cepheye yerleştirilmesi, içeride ve dünyada Türkiye’nin önceliklerine açıktan savaş açması örneğinde olduğu gibi.

Ülkenin iyiliğine olan her şeye karşı olması, akıl almaz yalan ve iftirayı siyasi dil olarak kullanması, devlete ve millete karşı terör örgütlerinin koruyucusu olması, ülkenin büyük jeopolitik/güvenlik operasyonlarına karşı Türkiye karşıtı hangi ülke varsa onların sözcülüğünü yapması ve bütün bunları “normalmiş” gibi pazarlayabilmesi gibi.

İyi Parti: FETÖ dili, PKK ortaklığı

Mesela; kendisini “milliyetçi, devletçi” olarak tanımlayan, milliyetçi siyasi bloktan ayrılarak yeni bir yapı inşa eden, FETÖ dili ve tezlerine göre hareket eden, PKK gibi bir örgütün siyasi uzantılarıyla ortaklık kuran bir siyasi partinin (İYİ Parti) bütün bunları normalmiş gibi pazarlaması gibi.

Böyle devam edebiliriz. AK Parti’den ayrılıp siyasi parti kuranların, Saadet Partisi’nin bütün bu yapılarla ve bütün bu alanlarda ortak dil, ortak tez, ortak tavır gösterebilmesi çelişkileri gibi.

Ne gariptir ki; CHP’den İYİ Parti’ye hemen bütün siyasi muhalefet partileri, FETÖ ve PKK ile aynı dili kullanıyor. Aynı tezleri önceliyor. Aynı yalanları pazarlıyor.

Yalan, iftira, riyakârlık, sistematik kurgu, takiyye… Şimdi onlara miras kaldı.

Ne gariptir ki; CHP’den İYİ Parti’ye, hemen bütün siyasi muhalefet partileri devletin ve toplumun önceliklerinden çok, mafya liderlerinin, Türkiye’ye açık düşmanlık gösteren ülkelerin sözleri ve duruşlarıyla hareket ediyor.

Türkiye’yi bu “yalan ve kurgu terörü” ile FETÖ tanıştırdı. Öyle vahim, öyle akıl almaz yalanlar, iftira, kurgu, riyakârlık, takiyye örnekleri gördük ki, zamanla bu sistematik çalışmanın Türkiye’ye müdahale eden ülkeler tarafından planlanıp bunlar üzerinden servis edildiğini anladık.

Ama bu kirli dil, bazı çevrelere miras kaldı. Şimdi onlar aynı yöntemi uyguluyor. Bunu bir politik tavır, siyaset etme biçimi olarak kullanıyor. Türkiye’yi felakete sürükleyeceğini, toplumsal çatışmalara yol açacağını bile bile bu silahı kullanıyor.

FETÖ bu amaçla nasıl kurgulanmışsa, muhalif partiler de, liderleri öyle kurgulanmış. Çünkü koro halinde aynı cümleleri kullanıyorlar.

FETÖ’nin yalan, kurgu yöntemini ilk kullanan Ekrem İmamoğlu oldu.

Yalan ve kurgu, FETÖ’den sonra İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından uygulandı. Seçimlerde bir proje olarak servis edildi. Vaatler ve yalanlar üzerinden bir kampanya yürütüldü. İnsanların beğenileri ile, hevesleri ile, duyguları ile oynandı.

Seçimden sonra ise, bu vaatlerin tam tersi yapıldı. “Hizmet üreteceğiz” dendi hizmetler durduruldu. Dahası bu hizmet üretmeme bile akıl almaz bir kampanyaya dönüştürüldü.

“İşten çıkarmayacağız” dendi binlerce insan işten atıldı. “Çevre” dendi, yeşile savaş açıldı. “İsrafı önleyeceğiz” dendi korkunç israf ve ihale kayırmaları başladı.

İmamoğlu’nun vaatleri, yaptıkları ve uyguladığı “yalan terörü” aslında ibretlik bir siyasi çalışma alanıdır.

Yalan silahı ve ülkeyi yıkıma sürüklemek. ‘Savunma’ yenilgidir.

FETÖ ve İBB seçimlerinden sonra aynı yöntemi siyasi muhalif partilerin tamamı benimsedi. FETÖ modeli kurgu, yalan, nefret, intikam hepsinin ortak siyasi dili haline geldi.

Şimdi bu hazin, acıklı durumu izliyoruz. Bütün Türkiye, gerçeğin karşısındaki yalan silahının ülkeyi ve toplumu yıkıma sürüklemesini izliyor.

Meşru siyasi partilerin, terör örgütlerinin, mafya liderlerinin, dış istihbarat servislerinin ortak yürüttüğü, “iç çatışma” dâhil her türlü kötülüğün barındırıldığı bu fırtınaya karşı “savunma” inşa etmek yenilgidir. Doğruyu anlatmaya çalışmak boşa uğraştır.

İş artık milli güvenlik, toplumsal birlik, ülke bütünlüğü sorunu oldu.

Savunma değil, taarruz esastır. Bu “zihinsel terör operasyonu”na, bu yıkım saldırılarına karşı amansız bir saldırı başlatılmalı. Bütün kirlilikler, örtülü bağlantılar açığa çıkarılıp hesap sorulmalı. Çünkü hedef Türkiye’dir. Çünkü bu iş artık milli güvenlik, toplumsal birlik, ülke bütünlüğü meselesidir.

Onları; iç kaos, iç savaş silahlarını kuşanıp, süslü yalanların arkasına sığınamayacak hale getirmektir. Bu anlamda, siyasi iletişim yöntemleri radikal biçimde değiştirilmelidir.

Post-Truth çağı, “Türkiye karşıtlığı” olarak anlamış bunlar!

Post-Truth çağı ya da kurgu çağını “Türkiye düşmanlığı” olarak algılamış bunlar. Ellerine geçirdikleri bütün silahlarla Türkiye’ye saldırıyorlar. Ama burada da bir milli mücadele, burada da bir “İstiklâl Savaşı” göreceklerdir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.