Yazarlar DİSK"in beni kınadığı toplantılarda Başkanı Süleyman Çelebi ne arıyor?

DİSK"in beni kınadığı toplantılarda Başkanı Süleyman Çelebi ne arıyor?

İbrahim Kahveci
İbrahim Kahveci Gazete Yazarı
Türkiye''de işler tersine anlaşılır. Kim ne söylüyorsa tersini de hesaba katmak gerekir. Çünkü öyle olaylara tanık oluyoruz ki, tersini söyleyenler o işleri yapıyor.

Mesela ülkemizde sağ parti denilen Ak Parti sosyal politikalar ile ön plana çıkıyor. Sol parti denilen CHP ise daha çok merkez sağdan bile daha sağcı bir noktada tutucu devletçiliği temsil ediyor.

Bu yazımın sadece bir bölümünü yazma nedenime geliyorum.

Malumuz DİSK beni kınadı. Gerekçesi işçi hakkının gerilemesi açısından çok önemli gördüğüm esnek çalışma sisteminin ülkemize getirilmesine karşı çıkarken DİSK''i ve Başkanını eleştirmem.

Patronlar kulübü olarak TÜSİAD ''esnek çalışma sistemini'' istedi ve ben ''TÜSİAD''ı K-I-N-I-Y-O-R-U-M'' başlıklı sert bir eleştiri yazısı yazdım. Yazımın sonunda işçi sendikalarından da bu kınamaya, yani esnek çalışma sistemine karşı çıkmalarını beklediğimi belirttim.

Oysa DİSK Başkanı Süleyman Çelebi''nin TÜSİAD ile birliğini düşündüğümde ''yanındaki Ümit Boyner''i nasıl kınar'' diye düşünüyordum.

Ve DİSK beni kınadı.

Gerçi Süleyman Çelebi ile TÜSİAD''ın ortak hareket alanı referandumda ''hayır'' cephesinde birleşmişti.

* * *

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner ile bu açıklamalar esnasında ortalıklarda beraber olan ben değildim. Görünüşte sendika olan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi TÜSİAD ile kol kolaydı.

Hatta DİSK''in kınama yazısında bana bir konuda daha soru soruyordu: "Emekli kesimle alay edercesine "Alışveriş yapın!" deme cüretini gösteren, kampanyaları açan, sizinde çok yakından tanıdığınız işçi ve işveren örgütlerini kınamış mıydınız?"

Evet, sevgili işçi sendikası görünen DİSK; o toplantı TOBB''un önceliğinde Ceylan Otel''de yapılmıştı.

Ve o alay eder bulduğunuz toplantıda da DİSK Başkanı Süleyman Çelebi masada oturuyordu. Tıpkı TÜSİAD''ın esnek çalışma sistemini istediği toplantıda Süleyman Çelebi''nin Ümit Boyner''in yanında olduğu gibi.

Söyleyecek bir söz kaldı mı?

Benden kınama bekledikleri toplantılarda veya benim kınadığım toplantılarda DİSK''in kendi başkanı oturup destek veriyorsa ben ne yapabilirim? Ben DİSK defterini burada kapatıyor ve onları kendi içlerinde ki kısır döngüyle baş başa bırakıyorum.

* * *

İşçi kesiminin sorunu sadece Türkiye''ye özgü değil. Küresel bir sorun var ortada. Nobel Ekonomi ödülünün dahi işçi çıkarı aleyhine verilişini hep beraber gördük ve bu durumu eleştirmiştim. "Demokrasi rüzgârı sendikalar da uğramalı" başlıklı yazımda asıl NOBEL ödülünün dahi işçi sömürüsüne gidişini ele almıştım.

Orta Vadeli Program (OVP) geçen hafta açıklandığında 11 Ekim günü "Çalışan sömürülecek-Türkiye büyüyecek" başlıklı yazıyı kaleme almıştım.

Yıllar içerisinde Hükümete karşı en sert eleştirimin bütçeden sosyal harcamalara çok fazla kaynak aktarıldığını, oysa sefaletin ''vererek'' değil ''çalıştırılarak'' aşılacağı yönünde olmuştu. 08 Ekim 2008 günü "Çalışmayın!" başlıklı yazımda ise bir çalışan ile sosyal yardım alanın nerede ise aynı geliri elde etmesinin yatırım ve büyüme hamlesini zedeleyerek, ülkeyi fakirliğe götüreceğini belirtmiştim.

Geçmiş yazılarımdan aktardığım fikirlerimi sakın DİSK için hatırlattığımı sanmayın. DİSK bu konulara muhatap olamaz. Bu ülkenin bir çalışanı olarak toplumsal barışın ve refahın eşit paylaşılmasına zerre katkım olur düşüncesi ile yeniden gündeme taşımak istiyorum.

İşçi güvenliği açısından mesela maden kazaları, tersane kazaları hakkında 12 Temmuz 2010''da "Bir işçi kendini neden öldürür!" diye sormuştum. Ve

"Karayolları ölüm yolu olmuşsa, Tersanelerde ölmek için çalışılıyorsa, Madenler ise mezar yerine dönmüşse, Bu ülkede yaşamayı nasıl sağlayabiliriz ki? "

Diyerek durumumuzu özetlemiştim.

* * *

Hatırlarsanız küresel kriz esnasında en zengin G-20 ülkeleri ki -aralarında Türkiye''de vardı- bir karar almışlardı: Gelişmiş ülkeler daha az tüketip daha çok üretirken, gelişmekte olan ülkeler daha az üretip daha çok tüketecekler.

Türkiye''nin 2009 ve 2010 büyüme rakamlarına baktığımızda bu kararların etkilerini görebilirsiniz.

Ama bir detayı unutmayalım. IMF ve G-20 kararlarının ülkemize sirayet etmesinde Merkez Bankasının yönettiği para politikası başrolü oynamaktadır. Ve zenginler Kulübü TÜSİAD Başkanı ekonomi yönetiminde Merkez Bankası''nın çok başarılı bulmaktadır.

* * *

Ben açıkçası ihracatçılarımızı da anlamıyorum. Dolarda 1,50''nin altını kırmızı çizgi ilan ettiler ve 1,40''ın altında ayağa kalktılar. Oysa 2008 yılında dolar 1,14''e kadar gerilemişti.

Neden hiç diğer üretim girdilerinin yüksekliğine ses çıkarmıyorlar? Özellikle enerji (elektrik) fiyatlarının yüksekliğine, EPDK''nın belirlediği söylenen otomatik fiyat sisteminin aslında işlemediğine hiç sesleri çıkmıyor.

TÜSİAD''ın bu konuda sesi çıkmaz, onları anlarız. Çünkü sektörün önemli üretici aktörleri kendileridir. Ama TİM''in bu konuya el atması gerekiyor.

Hatta daha da ileri giderek TİM''e eski sorumu yeniden sormak istiyorum: Kur düzeyi ile ihracat artışı 2007-2008 yıllarında dahi hiç bu kadar kopmamıştı. Oysa bugün Türkiye kriz öncesini nerede ise her alanda yakalamışken, ihracat kaybımız yüzde 17 düzeylerinde sürmektedir. O zaman TİM''e yeniden soruyorum:

-İhracat sorunumuz KUR mu-KAPRİS mi? (07 Eylül 2010)

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.