YazarlarAB üyeliği pahalıya malolacak

AB üyeliği pahalıya malolacak

İbrahim Karagül
İbrahimKaragülGazete Yazarı
Fazilet Partisi''nin AB''ye üye ülkelerin Türkiye Temsilcileri için verdiği yemeğe katılan AB''nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg''un bir sözü oldukça dikkat çekiciydi. Fogg, Fazilet lideri Recai Kutan''a bakın ne diyor: Ne zaman Türkiye ile Avrupa arasında bir yakınlaşma doğsa Türkiye''de bir şeyler oluyor. Avrupa Komisyonu''nun Türkiye''nin Helsinki Zirvesi''nde aday ülke ilan edilmesine yönelik raporu ve hemen ardından sıralanan şartların Türkiye''de nasıl algılandığı tekrar tahlil edilince, Ahmet Taner Kışlalı''nın öldürülmesi ve son günlerde meydana gelen ''garip'' olaylara ister istemez değişik bir açıdan bakma zorunluluğu doğuyor.

Bazılarını korku sardı

16 Ekim''de yazdığım ''Ankara''yı AB korkusu sardı'' başlıklı yazıda, Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem''in AB Komisyonu''nun raporuna hiç de sevinmediklerini aksine tedirgin bir görüntü sergilediklerini belirtmiştim. AB''nin şart koştuğu kriterlerin Türkiye''de derin bir değişimi gerektirdiğini, Ankara''nın bu yönde yapacağı reformların Türkiye için devrim anlamına geleceğini, Demirel''in, Ecevit''in ve Cem''in bunun Türkiye için ne anlama geldiğini çok iyi bildiklerini, tedirginliklerinin bundan kaynaklandığını söylemiştim. Hemen ardından Ankara''nın bu değişimi kaldırmasının çok zor olduğunu, zira yapılacak reformların, ''iktidar'', ''devlet'', ''millet'' ve ''halk iradesi'' gibi kavramların içeriğinin büyük oranda değişimini zorunlu kılacağını, iktidar aygıtlarının sarsılacağını, bunun da Türkiye''de şiddetli bir depreme neden olabileceğini belirtmiştim. Ve sonra eklemiştim: Ankara, Helsinki Zirvesi''ne kadar, Türkiye''nin toplumsal yapısını da rahatlatacak, bir çok konuda somut adımlar atmak zorunda. Demirel''in, Ecevit''in ve İsmail Cem''in tedirginliği buradan kaynaklanıyor. Bunu yapabilecekler mi? Gerçekten yapmak istiyorlar mı? Veya yapmalarına izin verilecek mi? Ankara, AB''nin istediği doğrultuda yapısal değişiklikleri kaldıramayacağını anladığı anda, AB yolunda yine karamsar bir dönem başlatıp yeni krizler ortaya çıkarabilir. Veya bu yapısal değişiklikleri göğüslemeye kalkan koalisyon hükümeti ciddi sarsıntılar geçirebilir. Şimdi kimin AB''yi istediği, kimin istemediği belli olacak...

Doğru adrese ulaşmak

Bazı çevreler yine eskisi gibi ''İslamcı terör'' söylemlerini sürdürüyor. Ancak bu sefer resmi ağızlar bu tür söylemlere prim vermiyor ve hiç kimse de bunları ciddiye almıyor. Merve Kavakçı olayında olduğu gibi iktidarıyla muhalefetiyle bütün partiler bir senaryonun kokusunu almış gibi ortak tavır sergiliyorlar. AGİT Zirvesi yaklaşırken sanki bir yerlerden düğmeye basılmış gibi Türkiye''nin toplumsal yapısı tekrar giriliyor. AB üyeliğinin neye malolacağını çok iyi bilen çevreler yeni bir korku senaryosunu devreye sokmuş gibi görünüyor. Ancak Ankara''daki siyasi iradenin bu sefer doğru iz üzerinde olduğu izlenimi belirgin.

Deprem öncesi, deprem sonrası

Türkiye tarihine depremden önce ve depremden sonra diye bir çizgi çizilmeli ve bazı olaylar bu gelişmelerin seyrine göre dikkate alınmalı. Depremden sonraki gelişmeleri sıralayalım:

1- Deprem sonrası inanılmaz bir sivil dayanışma örneği sergilendi ancak aynı şiddetle bu dayanışma engellenmeye çalışıldı.

2- Deprem sonrası Türk dış politikasının temel tezleri büyük darbe yedi. Dış düşmanlarla çepeçevre ''kuşatılmışlık'' tezi iflas etti ve ''düşman'' devletler Türkiye''nin yardımına koşarak dostluğunu gösterdi. Yıllardır milletin zihnine ilmik ilmik işlenen düşmanlık bir anda yok oldu.

3- Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeniden düzelmeye başladı. AB''nin Lüksemburg kararından sonra Ankara''nın sert tutumu ilişkileri bir anlamda koparmıştı. O zaman Ankara tercihini tamamen ABD''den yana kullanarak AB ile ilişkileri ''bilinçli'' olarak koparmıştı.

4- AB ile ilişkilerin gelişmesine ters orantılı bir şekilde Türk-İsrail ekseni etkisini kaybetmeye başladı. Nitekim bugünlerde Türkiye''ye gelmeye hazırlanan Ehud Barak''ın İsrail''de Başbakan olması ve Türkiyesiz bir Ortadoğu barışı için kolları sıvaması, iki ülkenin ortak düşmanı olan Suriye ile anlaşmayı her şeyden önce tutması ve Türkiye''nin bundan duyduğu rahatsızlık ''eksen''i zayıflatan unsurlar oldu.

5- AB Komisyonu gelişme raporunda Türkiye''nin Helsinki Zirvesi''nde aday ilan edilmesini istedi ve ardından demokrasi ve insan hakları eksenli şartlarını sıraladı.

6- İstanbul''da toplanacak AGİT zirvesi ve Türkiye''nin adaylığının tescilleneceği Helsinki zirvesi öncesi ciddi reformların yapılması için Türkiye''ye baskılar başladı.

Bu daha başlangıç

Bazı çevreler AGİT Zirvesi''ne kadar hemen her gün Türkiye''nin durumunu zorlaştıracak bir takım olayların meydana geleceği uyarıları yapıyor. Son günlerde yaşanan ve bundan sonra da yaşanması muhtemel görünen provakasyonların adreslerini ararken, öncelikle "Türkiye''nin Avrupa üyeliğini kim, hangi sebeplerle istemez" sorusunu sormak gerekiyor.

Endonezya topyekün direnişi seçti

Son yılların ''istikrarsızlaştırılan'' ülkelerinden biri olan Endonezya, Çarşamba günü ülkenin en büyük İslami cemaatinin lideri Abdurrahman Vahid''i Devlet Başkanı seçti. Perşembe günü ise bütün dünyanın Devlet Başkanı olacağına kesin gözle baktığı eski döktatör Sukarno''nun kızı Megavati Sukarnoputri''yi Vahid''in yardımcılığına seçti.

Dünyanın en kalabalık ve eski Müslüman cemaatlerinden biri olan Nahdat-ul Ulema''nın lideri Vahid, Batı''nın favori adayı Megavati''ye karşı parlamentodaki bütün grupların desteğini aldı. Kurulduğundan bu yana Endonezya''da iktidarı belirleyen ordu, ordu ile birlikte Suharto başkanlığında 32 yıl ülkeyi yöneten Golkar partisi, bir diğer Müslüman cemaat olan Muhammediye hareketinin lideri Emin Reis ve diğer küçük gruplar hep birilkite Vahid''den yana tavır koydular. Ordunun ve Golkar''ın Vahid''e oy vermesi ve Vahid''in diğer Müslüman gruplar tarafından da desteklenmesi Endonezya için dönüm noktası niteliğinde. 210 milyonluk nüfusuyla dünyanın en fazla Müslümanını barındıran bu ülkede Müslümanlar yıllardır iktidardan uzak tutuldu.

Cakarta parçalanmayı önlemeye çalışıyor

Kurulduğundan beri ülkeyi yöneten Sukarno ve Suharto gibi diktatörler, iktidarlarını ordunun gücüne dayandırdılar ve sadece ülkenin zengin azınlığı ile paylaştılar. Ülkenin kuruluşunda İslami bir devlet amacıyla nice şehitler veren Müslümanlar, o zamandan bu yana devlet tarafından hep tehlike olarak görüldü.

Ancak bugünlerde Endonezya''nın sıkıntıları çok farklı. Pasifk ile Hint Okyanusu, Ortadoğu, Afrika ve Akdeniz arasındaki deniz ulaşımını kontrol eden Endonezya, dünya sisteminin belirleyicileri tarafından cezalandırılıyor. Soğuk Savaş döneminde Çin ve Vietnam''a karşı güçlendirilen Cakarta yönetimi şimdilerde dünya sistemi için ''tehlike'' olarak algılanmaya başlandı. Bölgenin yeni bölgesel gücü olarak ise, Avustralya öne çıkarılıyor.

Doğu Timor''u kaybeden Cakarta, kopuşun bununla bitmeyeceğini çok iyi biliyor. Son yıllarda ülkenin hemen her köşesinde etnik ve dini çatışmalar aldı başını gidiyor. İşte, geçtiğimiz hafta Endonezya Parlamentosu''nda sergilenen tavır bu kopuşa gösterilen tepkinin sonucu. Bütün güçlerin Vahid''i desteklemesi Batı''nın yoğun desteğini alan Megavati''nın diışarıda kalması Endonezya için bir başka tehlike anlamına geliyordu. Ancak Megavati de Başkan Yardımcısı olarak atandı ve sürece dahil edildi. Yeni oluşum hiç kimseyi dışarıda bırakmadan bir ulusal uzlaşma ve topyekün savunma girişimidir.

Şimdi Endonezya ordusuyla, Müslüman gruplarıyla, laikiyle Müslümanıyla, sağcısıyla solcusuyla, Cakartalısıyla Açelisiyle küresel baskılara karşı topyekün direnişin yolunu seçti. Yeniden bir kurtuluş savaşını göğüslemeye hazırlanan bu Müslüman ülke, dünya sisteminin azgın saldırılarına karşı bütünlüğünü koruyabilecek mi?