YazarlarAnkara-Tahran krizi Neden şimdi?

Ankara-Tahran krizi: Neden şimdi?

İbrahim Karagül
İbrahimKaragülGazete Yazarı
İran''dan Fas''a kadar Ortadoğu ve Kuzey Afrika''da İsrail merkezli baş döndürücü bir barış trafiği yaşanıyor. Bu yeni süreç, bölge barışının temelinin İsrail-Filistin merkezinden bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika''yı içine alan daha kapsamlı bir sürece kaydığını gösteriyor. Gelişmeler, İsrail-Filistin sorununun çözülmesi ve İsrail-Suriye düşmanlığının sona erdirilmesinin çok ötesinde uzun vadeli hesapların yapıldığının ipuçlarını veriyor. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''in İsrail ziyaretinden sonra Mısır''a gitmesi ve bu yoğun diplomaside yer almaya çalışması, Ortadoğu''nun yeniden şekillendirilme çalışmalarının hızlandığı bir dönemde Türkiye''nin sürece bir yerden eklemlenmeye çalıştığı hissini veriyor. Bölgede taşların yerinden oynadığı bir günde Türkiye''nin İran''la derin bir kriz yaşyıyor olması bir rastlantı olabilir mi?

Ankara ve Tahran can alıcı noktalardan vuruyor

Başbakan Bülent Ecevit''in Tahran''daki öğrenci olayları devam ederken, "İran halkını bu çağdışı rejime bu kadar tahammül etmesi beklenemez" şeklindeki açıklaması İran''ı derinden etkiledi. İran''ın Türkiye''nin Piranşehir''de bir askeri kampı bombaladığını, daha sonra da Türk askerlerinin sınırı geçtiğini ve çatışma yaşandığını iddia etmesi ve iki Türk askerinin hala İran''da tutulması Türkiye ile İran arasında küçümsenmeyecek bir krizin başlangı olabilir. Tahran''ın Türkiye''ye yönelttiği suçlamalar komşu iki ülke arasında yaşanması muhtemel gerginliklerin boyutunu aşıyor. Öğrenci olaylarının doğrudan Türkiye ve ABD destekli olduğunu iddia eden Tahran, Türkiye''nin İran Azerbaycanı''na yönelik hesaplar içinde olduğunu, tutuklu bulunan 13 Mossad casusunun Türkiye üzerinde İsrail''e bilgi aktardığını iddia ediyor. Ankara''ya göre oldukça sert açıklamalar yapan Tahran, İran Azerbaycanı konusunda paronayaya varan hırçınlığını açıkça sergiliyor. Başbakan Ecevit''in, önceki gün ve dün yaptığı açıklamalarda, İran''ı Suriye''nin yerine koyması da Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin karekteri bakımından olağan değil. Sık sık kriz yaşayan iki ülke hiç bir zaman birbirlerini bu denli uzun vadeli hesaplar içinde olmakla suçlamamışlardı. İki taraf da birbirini en hassas olduğu noktalardan vuruyor.

Kriz neden şimdi patladı?

İki ülke arasındaki kriz neden Ortadoğu barış sürecinin hızlandırıldığı, kapsamının Filistin ve Suriye boyutlarını aşarak, bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika''yı içine alan, Kuzey Irak ve Kafkaslar''a kadar uzanan etkiler doğuracak kadar genişlediği bir döneme denk geldi? Cumhurbaşkanı Demirel''in İsrail ziyareti, Türkiye''nin Ortadoğu''daki yeni düzenden duyduğu bir panik havası içinde geçti. Türk-İsrail eksenli Yeni Ortadoğu Düzeni, Ehud Barak''ın Başbakan olmasıyla İsrail-Suriye-Mısır eksenine kaydı. Türkiye ise, İsrail''le yaptığı anlaşmalarla ortada kaldı. Türk-İsrail ekseninin Türkiye''deki mimarları için Netanyahu dönemi bu projenin yürümesi için en iyi dönemdi. Ancak Netanyahu seçimi kaybetti ve İsrail başbakanlığına, bölgesel çözümü Arap ülkelerine endeksleyen Barak geçti. Barak ve ona en büyük desteği veren ABD, Yeni Ortadoğu Düzeni için yine başa döndüler ve Türkiye''nin yerine başta öngörüldüğü gibi Mısır''ı yerleştirdiler. Barış için Filistin''in yerine de Suriye''yi geçirdiler.

İsrail Türkiye düşmanlığını kullanıyor

Ortadoğu barışının İsrail-Filistin anlaşmasına dayanması gerktiğini savunan tek ülke Türkiye kaldı. Bütün Ortadoğu ülkeleri şimdi bu yeni sürece övgü düzüyorlar. Türkiye, İsrail''le imzaladığı anlaşmalarla Müslüman ülkeleri karşısında bir blok olmaya zorlanmakla kalmadı, Barak''lı, Mübarek''li, Esad''lı bu yeni sürecin oturması için İsrail''in eline büyük bir koz daha verdi: Türkiye düşmanlığı. Şimdi İsrail Ortadoğu ülkelerinin Türkiye''ye yönelik öfkesini çok iyi kullanıyor. Cumhurbaşkanı Demirel''in Mısır ziyaretinde de, İsrail ziyareti gibi, Türkiye''nin yeni süreçte dışarıda kalma korkusunun verdiği panik havası hissediliyor.

Tehlikeli senaryo

Türkiye''nin Avrupa ile ilişkileri malum. Son zamanlarda ikili ilişkilerde en iyi dönemi geçirdiği ABD ile Kıbrıs ve Kuzey Irak krizleri kapıda. İsrail''e yapılan yatırımın getirdiği sonuç gözler önünde. Tam bu sırada İran''la ilişkilerin derin bir krize girmesinin sebebi ne olabilir? İran''ın içteki gerginliğin verdiği rahatsızlıkla daha bir saldırganlaştığı da bir gerçek. Ancak İran''ın Türkiye''ye, Türkiye''nin de İran''a saldırgan ifadelerle cevap vermesi yine de insanın aklına kötü senaryoları getiriyor. Şöyle ki:

Türkiye dünyayı tercihe mi zorlayacak?

Ortadoğu''da, devletlerin çatışması esasına dayanan düzenden işbirliğine dayalı bir düzene geçildiği ve bu projenin iki önemli düşmanı Suriye ve İran''ın da yavaş yavaş "yola geldiği" bir dönemde, yeni bir İran düşmanlığı hesapları mı yapılıyor? Bu kapsamlı barış projesinden istediği payı alamayan, üstelik Kuzey Irak gibi çok hassas olduğu bir bölgede kendi inisiyatifi dışında gelişmeler olacağını farkeden Türkiye, Araplar''ı ve Batı''yı yeni bir tercihe mi zorlamak istiyor? Ankara İran''ı hasım durumuna düşürerek Tahran''ın Araplar''la hızla gelişen ilişkilerini yeniden gergin bir döneme mi sokmak istiyor? NATO''nun öncü kolu Türkiye böyle bir krizde İsrail ve Batı''nın, İran tedirginliğini hala içinde barındıran Arap kamuoyunun Türkiye''yi tercih edeceğini, böylece hem Kuzey Irak planlarını erteleneceğini hem de Türkiye ile Ortadoğu''nun yeniden birbirine yakınlaşacağını mı düşünüyor? ABD''nin Kafkaslar ve Orta Asya''da İran''la işbirliği yapacağı sinyallerinin alındığı bir dönemde Türkiye, İran''ı ABD''nin gözünde yeniden "düşman ülke" statüsüne mi sokmak istiyor? ABD dış politikasında İran''ın, Kafkaslar ve Orta Asya''da dışlanmasına dayalı politikalar dayatan "şahinlerin" yerini İran''la işbirliğini isteyenlere terketmesinden korkularak, şahinler yeniden harekete mi geçirilmek isteniyor?

Büyük risk

Bunlar sadece akla gelen sorular. Birileri bölgede yeni bir macera peşinde koşuyor. Kimse Türkiye''nin böyle bir riski üslenmesini kabul edemez. Ankara''daki yeni yapı bu hesabı yapanlar için biçilmiş kaftan. Otoriterleşmenin getirdiği içe kapanıklılığı aşmanın ve kamuoyunu kontrol altında tutmanın yolu ülkeyi yeni bir maceraya sokmak değil, küresel eğilimlere göre dış politika belirlemektir. Dış politikada atılan adımlara yönelik eleştirileri de devlet-millet düşmanlığı ile karıştırmamaktır.