|
Yazarlar

Hüseyin abiye sorular

04:00 . 20/11/2022 Pazar

İsmail Kılıçarslan

1976 yılında Ankara’da doğdu. Lisans eğitimi dahilinde ilahiyat ve iletişim okudu ancak tamamlamadı. Hece, Yedi İklim, Kaknüs, Kırkayak, Fayrap, Kırklar ve İtibar dergilerinde şiirleri yayınlandı. Portakal Turta Bir de Kirpi, Ablam Uzak Ülkede ve Amerika Sen Busun isimli şiir kitapları, Başka Masallar isimli “büyüklere masallar” kitabı yayınlandı. Kanal 7'de metin yazarlığı, çeşitli radyo ve televizyonlarda programcılık, senaryo yazarlığı, belgesel ve televizyon filmleri yönetmenliği yaptı.

İsmail Kılıçarslan

Geldiğimiz bu uğultulu, bu soğuk, bu karmakarışık tepeyi “yine de yaşanabilir” bulan bir tek ben miyim abi? Üsküdar’ın ortasında insanların uzağında bir köşe bulmak, insandan uzak durmak, insana sokulmadan yaşamak mümkün mü, de bana?

Şunun cevabını ver bana abi. Uzak ve TOKİ’li bir semtte “İyi Günler İlerde Anneanne” isimli bir grossmarket açılmış olsa ve hormona doymuş domateslerin hemen yanındaki stantta satılan “kırmızı klasikler”de “3 al 10 öde” kampanyası düzenlense ve biz oradan seninle birer tane Thoreau’nun Walden’ini alsak ne şahane olmaz mı ve “ho ho ho” diye gülmez miyiz ve bu durumda sen “vur dibine, havalansın” demez misin?

“aslı bilinmeyen fransızca şarkıları dinlemekten yorgun / kekeme gülümsemelerin mahmur yüzü Ortadoğu / kesik öksürüklerini saçlarımıza düzensiz / zincirleme darbeleriyle savuruyor” dizelerini yazmış adamsın sen. Anlat bana o halde: Biz ortada olabilseydik orasının adına “Ortadoğu” denebilir miydi? Yahut şunu soralım birlikte bir gün Necat abiye: “Mimar Sinan İstanbul’u birkaç kez daha en güzel yerlerinden öpebilecek kadar yaşasaydı durum bizim lehimize gelişebilir miydi?” Yahut Cevdet abiye şunu soralım: “Cesedi bir ağacın en uzak yaprağına gömünce gerçekten ölüm ruhunu kelebeklerle dansa kaldırır mı yoksa şair olduğu için bizi kandırabileceğini, ikna edebileceğini mi düşünüyor?”

De bana abi, anlat. İnsan gözlerinden terkedilince adını şimdi hatırlayamadığım uzak bir Anadolu köyünde bir genç kız nedensiz iç geçirir mi? Önce dil sonra söz madem; önce üzüm sonra şarap madem söyle bana abi. Niçin sırası gelenin sırası gelmiyor bir türlü. Niçin yapamıyor şairler dışarıda ve niçin her seferinde bir şarkının bizi oraya, o aşkın dipsiz kuyusuna alıp götürmesine izin veriyoruz? Acziyet mi bu yoksa bir çeşit asalet mi? Hacı Taşan “Bugün Ayın Işığı” derken niçin kalbimizde bir sıkışma, gönlümüzde bir burukluk ve ağzımızda bir acı lezzet hissediyoruz? Özlemekten ölünür mü abi, anlat hele, özlemek olmasa kalınır mı?

Şunu da sormalıyım sana. Bir kelime ne işe yarar? Ne yaparız onunla? Bir gemi yapsak bir kelimenin yazılı olduğu bir kağıtla bizi nereye götürür? Dedemiz Yunus, savaşı kesebileceğini, başı kestirebileceğini söylemiş söylemesine de belki sende bir başka cevabı vardır bunun. O halde söyle. Bir kelime, kesintisiz bir ırmak olup aramızda akmaya başlasa her şeyin düzelebileceğine dair inancımız artar mı? Akşam evine iki ekmek ve beş yumurtayla bile dönemeyen babalar için bir kelime bulsak kurtulur muyuz kekemeliğimizden? Yahut bir başka kelime: Sevdiği kızın çocuğunu parkta kendi çocuğuyla oynarken gören ve niçin tespih çektiğini kimseye izah edemeyen o gönlü kırık delikanlı için. Yahut bir başka kelime: Gece çökmesine rağmen oğlu eve dönmeyen bir anne için. Bir başka kelime: Gözünden terkedildiğinde gözünü başka hiçbir göze değdirmeyen yaşı geçkin bir kız için.

Anlat bana abi, sen benden uzun yaşadın, bilirsin. Kadına niçin yakışsın beyaz ve hasretin rengi niçin siyah olsun? Henüz dokunulamayan bir hayatı yaşama kabiliyeti geliştiren tek bir kişi tanımıyor olmam nedeniyle “hüzün bu sene de moda” olsa olur mu? Ve bir de şu var tabii. Bir duvarın gölgesini nasıl hesaplayabilir insan?

Bir tek ölülerin doğru fotoğraf verdiği, ikimizin sırrı olarak kalsa, aramızda, olur mu abi? Ölüler yakıştıramasa bizi serinliğe belki, bile, hatta. İncecik bir başka sır olarak kalsa yorulmuş adamların “benden bu kadar” demeleri. Yorulmakla ölmek aynı anlama geliyor zaman zaman. Bunu sen biliyorsun, ben de öğreniyorum artık. Yoruldum çünkü. Yorulunca ölmeye başladım.

“Âleme bir yar için âh etmeye geldik” diyen adamlarız abi biz en nihayetinde. “Hitab-ı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim / anlarsa şair anlar onunla söyleşelim” deyip çekileceğiz dünyadan. “Musalla taşında bir gül kıl beni” olacak son dileğimiz. Çünkü bu böyle. Sen ve ben biliyoruz bunu. Hafız, Ömer Seyfettin ve Gorki’den ibaret çünkü öykümüz. 14 yaşında, büyümeyi hayal etmeyen, çünkü zaten çoktan büyümüş çocukların öyküsüdür bizim öykümüz.

Öyleyse söyle abi bana: Gelen dalga bir olsun mu?

#Hüseyin abiye
#sorular
#Edebiyat
2 ay önce
default-profile-img
Hüseyin abiye sorular
Enerjide Türkiye Yüzyılı Zirvesi
Kafkasya ısınıyor
Avrupa’nın korkusu boşuna değil: Avrupa, İslâm’a gebe…
Beyaz bir kağıt
Kılıçdaroğlu’ndan SADAT’A Goebbels teknikleri ile seçimler öncesi ortalığı karıştıracak KAOS suikastlar uyuyan hücreler iftirası mı?