Yazarlar ÖNDER kurultayından dört cümle

ÖNDER kurultayından dört cümle

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Hafta sonunu ÖNDER İmam Hatipliler Derneği’nin 18. kez düzenlediği “İmam Hatipler Kurultayı”nı takip edebilmek için Aksaray’da geçirdim. “Adalet ve merhametle” teması ile düzenlenen kurultayda hem ÖNDER hem de kurultaya ev sahipliği yapan Aksaray Valiliği oldukça güzel bir iş çıkardılar ortaya. Bu kısa zaman zarfında üç de güzel arkadaş edindim. Uzun süredir karşılaşmak istediğim güzel insan Zafer Şahin, Gençlik Spor Bakan Yardımcımız İhsan Selim Baydaş ve eğitimciliğinin yanısıra koleksiyonerliği ile de beni kendisine hayran bırakan Fatih Öztürk. Tabiri caizse “bereket dolu” idi Aksaray ve ÖNDER benim açımdan.

Bu, burada bir dursun.

Adalet ve merhamet, aslında birbiriyle çelişik iki kavramdır malum. Evet, çelişiktirler ve fakat İslam bu çelişikliği öyle güzel meczetmiş, öyle güzel harmanlamıştır ki biz Müslümanlar için adalet ve merhamet kavramları birbirlerinin mütemmim cüzleri haline gelmiştir. Kurultayın görseli zayıf, metni muazzam filminin temel meselesi de tam bu “birbirini tamamlama” hali idi. “Adaletle hükmedip merhametle muamele etmek” köşeye sıkışmış insanlığın yegâne kurtuluş umudu olarak orta yerde, devasa bir imkân olarak duruyor.

Bu da burada bir dursun.

Kurultayın ilk günü hem sayı bakımından hem nitelik bakımından hem de uzunluk bakımından insanı bezdirici “protokol konuşmaları” ile başlayınca bir umutsuzluğa kapıldığım, “eyvah, gitti bizim iki gün” diye düşündüğüm doğrudur. Bu tip kurultaylarda “kimse kırılmasın” diye uzatılan mikrofonlar tam da kırılmaması gereken insanları, salondaki güzel topluluğu kıran bir şeye dönüşüyor. Keşke bundan vazgeçebilsek. Keşke devletlilerimiz, politikacılarımız, STK temsilcilerimiz “görünmeyi” bu kadar önemsemeseler.

Diğer yandan kurultay böyle başladı ama protokol konuşmalarının ardından Aksaray Valisi Hamza Aydoğdu’nun, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün ve AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’un peş peşe yaptıkları güzel konuşmalar tabiri caizse “o zulmü” unutturdu katılımcılara. Kurultayın ikinci gününde Diyanet İşleri Başkanımız Ali Erbaş Hoca’nın yaptığı konuşmayı da bu konuşmaların yanına ekleyeyim.

Bu dört konuşmadan “dört cümle” düştü gündemime. İlk cümle, kısa ev sahipliği konuşmasına eğitimci geçmişinden getirdiği birikimi serpiştirme başarısı gösteren “sıra dışı vali” Hamza Aydoğdu’nun hatırlattığı yalın gerçek olsun: “Çift kanatlı bir düzeni sonuna kadar savunmak zorundayız; maddi öğretim ve manevi eğitim.”

Şu bakımdan çok önemsedim bu hepimizin üzerinde ittifak ettiği hususun o salonda yeniden hatırlatılmasını. Çünkü ihmal ediyoruz. Manevi gelişim için maddi gelişimi, maddi gelişim için manevi olgunlaşmayı ihmal edebilecek lüksümüz olmamasına rağmen düşüyoruz bu hataya. İmam hatip okulları, bu çift kanatlı eğitim modelini rahatlıkla hayata geçirebilecek okullar, amenna. Ama üniversite sınavındaki başarıyla ölçmeye başladık epeydir imam hatip okullarının başarısını. Çünkü artık zihnimiz böyle işliyor ne yazık ki. Oysa hiç akıldan çıkarmamak gerek: Sadece imam hatip okullarımızın değil, tüm okullarımızın temel misyonlarının birini ön plana çıkarıp diğerini ihmal etmek telafisi güç kayıplar yaşatır bize. Çocuklarımız uçmayı başaramaz.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün içerik bakımından pek çok yerde manşet olan konuşmasından ben “yeni anayasa” hakkında söylediklerini değil de başka, bambaşka bir cümleyi seçtim: “Dönüşmeden değişerek tasavvurumuzu çok daha iyi yerlere taşımalıyız.”

Bence Türkiye’de sıkışan, daralan, çıkışsız gibi görünen politik düzlemin önünü açabilecek en sağlam anahtar bu cümlede gizli. Dönüşmeden değişebilmek ve böylece algımızı, bilincimizi, birikimimizi daha iyi, çok daha iyi bir irtifaya çıkarabilmek.

Politik olanın siyasi olanı yutmaya çabaladığı şu günlerde Gül’ün teklifi önemini daha da artırıyor. Dönüşmeden değişmeyi, aynı şarkıyı farklı enstrümanlarla yorumlamaya benzetebiliriz pekâlâ. Şarkı dönüşmez ama değişir. Yapabilir miyiz bunu peki? Ne diyordu şarkıda: “Benim hâlâ umudum var.”

Kurultayın ikinci gününde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Hoca’mızın yaptığı bereketli konuşmadan da payıma şu cümle düşmüş oldu: “Bilgiyi üretmeyenler, kendilerine sunulan bilginin takipçisi, hatta mahkûmu olmaya mecburdur.” Üzerine bir cümle daha edilmemesi gereken sert bir hakikat bu. Kulak vermek, gereğini yapmak zorundayız.

Ve son olarak geleyim uzun süredir dinlediğim en iyi salon konuşmasına. Yani Numan Kurtulmuş’un neredeyse “manifest” diyebileceğimiz metnine. Doğrusu “Küresel Kaostan Çıkış İçin: Adalet ve Merhamet” başlıklı bu konuşmayı yerim yetse bütünüyle alıntılamak isterdim. Ama bir paragrafını vermekle yetinmek durumundayım: “İnsanların yeniden barış ve adalet içerisinde yaşamaları, küresel barış ve hakkaniyetin tesis edilmesi mümkün müdür? Evet mümkündür. Bu soruya cevap verirken hangi bakış açısıyla bakıyorsanız onu da görmek lazım. Mevcut paradigma ile bakıyorsanız adaletin ve hakkaniyetin sağlanması mümkün değildir. Bizim medeniyetimizin bize sunduğu miras üzerinden bakabilirsek, bunu insanlığa sunabilirsek yeni bir barış düzeninin kurulması mümkündür.”

Bu paragraf, Türkiye’de benim de kendimi “mensubu” hissettiğim o büyük aksın; Mehmet Akif’in, Necip Fazıl’ın, Sezai Karakoç’un, Mehmet Zahit Kotku’nun, Necmettin Erbakan’ın emek emek inşa ettiği o aksın hedefini ortaya koyan net bir paragraf.

Derdim de, gayem de, çabam da bu paragrafta özetlenen “küresel barış ve hakkaniyetin inşa edildiği bir dünyaya ulaşmak”tır. Gayesi, derdi, çabası bu olan insanlarla yol yürümektir. Açık konuşmak gerekirse gerisi de boş gevezeliktir nazarımda, başka bir şey değil.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.